Gazetevatan.com » Yazarlar » Piyasa A Takımı’nı sevecek mi?

Piyasa A Takımı’nı sevecek mi?

09 Temmuz 2018 Pazartesi


Piyasalarda gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün açıklayacağı yeni kabinede olacak. Ekonomi kurmayları merakla bekleniyor. Kabinede piyasa dostu isimler yer alırsa kısa süreli bir ralli yaşanabilir gibi görünüyor. Bu durumda da dolar/TL’de 4.50’nin altı resmin içine girebilir

 

Bu haftanın en önemli “göstergesi” bugün açıklanacak kabine olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ak Partili olmayan isimlerin de kabinede yer alacağını açıkladı. İş dünyasından bazı isimlerin ve bazı bürokratların yeni dönemde bakanlık görevlerini üstlenebileceği konuşuluyor.  

İsimler belki bir anlamda önemli ancak piyasaların asıl bakacağı “ekonomi yönetiminin felsefesi” olacaktır. Yeni felsefe eskinin devamı; “Yani kaynağı nereden bulursak bulalım, yeter ki yüksek büyüme oranlarına ulaşalım” mı olacak? Yoksa, “Artık yapısal reformları yapmamız gerekiyor, bu reformlar yapılmadan uzun vadede sağlıklı büyümemiz mümkün olmayacak. Bu nedenle kısa vadede büyümeden fedakarlık edilse de uzun vadede bunun meyvelerini toplayacağız” felsefesi mi benimsenecek? 

İlki, geçtiğimiz hafta “gaz mı-fren mi?” diye sorguladığım politika seçeneğinden “gaz” olanı, diğeri de sert olmasa da kontrollü bir fren politikası olacaktır. Kanal İstanbul’a dair haberler şimdilik ikinci politikanın rafta kalacağının ilk habercileri. Böylesi bir seçenek; korkarım daha yüksek faiz, daha yüksek enflasyon, daha yüksek kur ve daha yüksek kamu borçlanması ve cari/ticaret/kamu bütçe açığı anlamına gelecektir. Bu politikayı uygulamak için “vitrine” kim koyulursa koyulsun, fark etmeyecektir. Açıklanacak kabine ve Cumhurbaşkanı yardımcılıkları gerçekten yapısal reformlara yönelik olacaksa, kendilerine bir süre kredi tanınacaktır. 

Ancak “vitrin düzenlemesi” şeklinde isimler bir araya getirilmişse; piyasalar kısa süre içinde kabineyi ve yeni yönetim biçimini “sağlamlık veya stres testine” tabii tutacaklardır. Bu testin ne zaman başlayacağı, ne kadar süreceği isimlere ve açıklanacak politikalara bağlı olacaktır.

Gaz mı fren mi?

Geçtiğimiz haftaki piyasa hareketlerine bakıldığında OHAL’in “vadesinde” kalkacağı fiyatların içine girmeye başladı. Diğer yandan seçim öncesi ve seçimin hemen sonrasında gerilen piyasalar; açıklanacak yeni kabine ile bir parça rahatlamak, bardağın dolu tarafına bakma gayreti içinde. Eğer kabinede ‘piyasa dostu’ diyebileceğimiz, daha doğrusu piyasanın dilini, politika diline tercüme edebilecek isimler yer alırsa piyasalar bunu kısa süreli bir ralli için kullanacaklar gibi görünüyor.

Bu durumda dolar/TL’de ilk aşamada 4.5250 ve ardından da 4.4675 resmin içine girecek. Eğer kendilerine kredi açılabilecek isimler kabinede yer almışsa bu seviyelerin altı test edilse de çok da fazla altına inilmesini beklemem. Bu seviyelerin altına inilmesinden çok, bunun uzunca bir süre korunması olasılığı daha yüksek. 

Bunun tersi; pek tanınmayan ya da eskiden denemiş ancak başarılarından şüphe duyulan isimler kabinede yer alır ve bunlar da “gaz politikasının” temsilcileriyse bu durumda öncelikli tepki tahvil getirileri tarafında olacaktır. Yeni yükseklerin görülmesi kaçınılmazken, piyasalar bu faizlere rağmen dolar alıp-almama arasında bir karar verecektir. Yükselen veya uzunca bir süre için yüksek kalacağı anlaşılan faiz seviyeleri dolar alımını desteklemiyor olsa da kısa süreliğine de olsa 4.6700-4.7250’den birisi direnç vazifesi görür. Bu seviyelerde bir süre dinlendikten sonra karar verecektir. İlki değil, ancak ikincisinin hızlı aşıldığı durum ortaya çıkarsa 4.7780 resmin içine girecek. Yeni yükseklere gidiyor olsak da, yaz tatili dönemi şimdilik bunu erteleyecektir...

İlk yansıma faizde görülür

HER hafta gittiğim semt pazarındaki “ıspanak-ceviz endeksim” bana enflasyonun piyasanın beklentisinin üzerinde gelebileceğini söylüyordu.

Enflasyonun açıklandığı 3 Temmuz gününe 4.6170’lerden başlayan dolar/TL; gün içinde 4.6880’lere kadar yükselip, günü 4.6725’lerde kapatmıştı. 4 Temmuz’da 4.7230’a kadar yükselen kur, 6 Temmuz’u 4.5750’yle tamamladı. 4.5250 kritik olacak bu hafta için... Yüzde 15.39’a ulaşan yıllık TÜFE’ye karşın, Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) yüzde 23.71’e yükseldi. Seçimlerden sonra yapılmaya başlanan ‘ertelenmiş kamu zamlarının’ önümüzdeki dönemde TÜFE ve ÜFE’ye etkilerini daha fazla hissetmeye başlayacağız. Haziran’daki TÜFE ve ÜFE arasındaki 8.32 puanlık farkın kapanması oldukça uzun zaman alacaktır. Bunu gören 2 yıllık gösterge tahvil faizlerinin yıllık getirisi yüzde 20.02’ye çıkarken haftayı 19.87 ile Kasım 2008’den sonraki en yüksek seviyesinden kapattı. Yeni kabinenin ifade edeceği ekonomik tercihlerin ilk yansımalarını tahvil faizlerinde göreceğiz. Eğer yeni rekorlar kırılmaya devam edilecek olursa; yukarıda da söylediğim gibi; anlayın ki piyasa yeni kabineyi çok da sevmemiştir ya da müstakbel yol haritası için mesajlar vermeye çabalıyordur demektir.

 

ABD-ÇİN KRİZİ DÜNYAYI NASIL ETKİLER?

Yaşananları henüz daha “mevzi çatışmalar” olarak adlandırabiliriz. Çin’in kontrollü yanıtlarını göz önüne aldığımızda henüz daha bir “savaştan” söz etmek için erken. Trump geçen hafta Çin’e karşı “fikri ve mülkiyet haklarına karşı” çıkardığı 50 milyar dolarlık gümrük vergisini devreye aldı. Buna karşı adımlar atabileceğini söyleyen Çin’e daha üst perdeye çıkarak; 200 milyar dolarlık yeni bir paket daha açabileceğini söyledi. Çin’e karşın tehdidin bini bir para... 

ABD’nin küresel ticaret “sınırsızlığına” karşılık yükselttiği “duvarlar”, gün gelecek ABD’yi de vuracak. General Motors bu konudaki ilk ‘çıkışını’ yaptı ve ithalata getirilen vergilerin işgücü piyasasını olumsuz etkileyebileceğini (Yani işçi çıkarmak zorunda kalabileceklerini) söyledi. Trump’ı n daha önceki başkanların döneminde olduğu gibi AB veya NAFTA üyelerine (Kanada ve Meksika) yönelik demir-çelik sektöründe istisnalar tanımıyor olması işleri bir parça daha karıştırıyor. AB’den ithal edilen araçlara yüzde 20 vergi konulması durumunda, Avrupa’nın ABD’ye yaptığı ihracat da olumsuz etkilenecek.

Çin bu adımlara “kontrollü devalüasyon” ile yanıt vermeye çalışıyor. Ancak Çin Merkez Bankası, dolar/yuandaki devalüasyonun; gerek içerde gerekse de off-shore’da; uçup kaçmasını çok da istemiyor.

Bu nedenle kontrollü davranmaya devam ediyor. Yuanın değer kaybına izin veriyor ancak hızlı devalüasyon tarzı harekete izin vermeyeceğini geçen hareketleriyle anlattı. Çin cephesindeki kur hareketlerini yakından izlemekte büyük fayda var. Zira Çin’in “ticaret savaşlarına” karşın tetikleyeceği “devalüasyon savaşları” çok çabuk Uzakdoğu’yu kasıp kavurabilir.

Bu da ticaretin yanı sıra kur cephesinden de Türkiye’nin olumsuz etkilenmesi anlamına gelecektir.  

Çözümlerin hayli zor olacağı, ithalat ağırlıklı ekonomilerin kısa vadede bundan fayda sağlayacağı, ancak orta uzun vadede kendi üretim altyapılarının tembellik ve atalet nedeniyle yıpranmasıyla daha fazla zarar görebileceği döneme giriliyor olabilir.