Gazetevatan.com » Yazarlar » Yeni politika fren mi gaz mı olacak?

Yeni politika fren mi gaz mı olacak?

02 Temmuz 2018 Pazartesi


Piyasalar yeni dönemde ekonomi kurmaylarına ve reformlara odaklandı. ‘Hızlı büyümeye devam mı yoksa yumuşak iniş mi yapılacak’ merak konusu. Yabancı yatırımcı dikkatle izliyor.

Yarın enflasyon verisi açıklanacak. Haftanın ikinci yarısında yeni milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı yemin edecek ve önümüzdeki hafta yeni bakanlar kurulu-güven oyu alması artık gerekmiyor- açıklanacak ve yeni dönem Temmuz ortası itibariyle resmen başlayacak. Yeni dönemde Cumhurbaşkanı başkanlığında yürütmeyi üstlenecek yeni yönetimin nasıl bir politika izleyeceği, özellikle ekonomideki tercihlerin ne yönde olacağı merakla bekleniyor.  
Piyasalarda seçim sonrasındaki haftadaki fiyatlamalar genel olarak bu bekle-gör politikasının bir yansıması olarak gerçekleşti. Seçim hemen ertesi günü “istikrar” devam edecek algısı ile 4.5369’a kadar gerileyen dolar/TL kuru aynı gün 4.7234’e kadar toparlansa da haftayı biraz da Arjantin etkisi ile 4.5880’den kapattı.  
Yeni dönemde ekonomi politikası nasıl şekillenecek? Mart 2019’daki yerel seçimler erkene alınacak mı? Seçimlerin erkene alınması bir başka belirsizlik. Diyelim ki zamanında yapıldı; kaldı ki erkene alınsa da durum değişmeyecek; o zamana kadar yeni yönetimin tercihi ne yönde olacak? Geçtiğimiz yılın başında KGF ile yaratmış olduğumuz ‘hormonlu büyümenin’ artçılarıyla bu yılın ilk iki çeyreğinde de yüksek büyümeyi başardık. Ancak bunun daha fazla sürdürülmesi; gerek bankacılık sektörünün sermaye yeterliliğinde sınırlara gelinmiş olması, gerekse de yurt dışı fonlamasında yaşamaya başladığımız kısıntılar ve başta Fed olmak üzere artan maliyetler nedeniyle sürdürülmesi zorlaşmaya başladı. Böylesi bir ortamda yine yüksek büyüme stratejisi izlenecek olursa bunun başta Hazine borçlanması olmak üzere; kamunun mali yapısına ek yükler getireceği aşikar. Hazine’nin borç çevirme oranı şimdiden yüzde 120’lerin üzerine çıktı.   
 
Gözler A Takımı’nda
 
Eğer ekonomik büyümeye “gaz vermeye” devam edecek olur isek bunun yaratacağı ek yüklerin marjinal maliyetleri hızla yükselecek, birçok fiyatlama da bu artan marjinal fiyatlamadan olacaktır. Diğer yandan “yumuşak iniş için fren” politikası ki izlenmesi gereken politika, treni rayda tutmak adına bu olsa gerek; Mart’taki yerel seçimleri kazanmayı hedefleyen bir iktidarın tercihi olur mu? İçinde bulunduğumuz küresel ortamı da göz önüne aldığımızda; koşulları dengeledikten sonra yola devam etmek ve büyümenin kamuya yükünü azaltmak adına bu çok daha doğru tercih olacaktır. Bu yol tercih edilir mi, daha doğrusu hangi yolun tercih edileceği bundan sonraki piyasa gelişmelerini anlamak, fiyatlamak açısından önemli olacaktır.  
Tabii ki ekonominin dümeninde kimin/kimlerin olacağı, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, daha doğrusu para politikaları ile mali politikaların ne denli uyum içinde olacağı, yapısal reformlara ne kadar önem verileceği, bunların ne kadar zamanda hayata geçeceği önemli olacak. Hatta yabancılar da ilk elden bunlara bakacak, buna göre Türkiye’de risk alıp almayacağına, para getirip getirmeyeceğine karar verecek.

 

Dolar/TL 4.20’yi görür mü?
 
Malumunuz, Merkez Bankası’nın kullandırdığı reeskont kredileri için Temmuz sonuna kadar şirketlerin yükümlülüklerini 4.20 dolar/TL’den kapatma imkanı tanımıştı. Daha önceki dönemlerde iki kez bu imkanı kullandırmış ve her ikisinde de kur bu “hedef seviyelere” gelmiş, birinde de altına dahi inmişti.   
Artık Temmuz ayına girdik, 4.20 dolar/TL birçoklarının “hedefi” haline geldi. Bu seviyeye kadar inilir, inilmez sorusu iddialara konu olur hale gelmiş durumda. Bana göre bu seviyenin görülebilmesi ancak ve ancak kredibilitesi yüksek bir ekonomi yönetimi (Kurbağa-akrep fıkrasını bilenler birbirine anlatsın) ve yapısal reformlar konusuna ne kadar yeni yönetimin kendisini vakfedeceğine bağlı olacak.   
Benim tahminim 4.5250 ve ardından da 4.4650 seviyelerinin önümüzdeki bir ayda olası düşük seviyelerden biri olacağı yönünde. 4.20 seviyesine inilmesini; normal koşullar altında beklemiyorum.  
Yukarıda da 4.6750 seviyesinin önemli bir eşik olacağını düşünüyorum. AB’den geleceği vaat edilen 3 milyar euronun da bir yandan şarta bağlı olması, diğer yandan da kısa zamanda gelmeyecek olması düşüşlere katkı sağlasa da bu gerilemeler kalıcı olmayacaktır.   
 
Enflasyon kritik
 
Reuters anketine göre, Haziran ayında enflasyonda yüzde 1.4’lük bir artış bekleniyor. Geçtiğimiz yılın Haziran ayında yüzde 0.27 gerileyen fiyatlara karşın yüzde 1.4’lük bir artışın olması, TÜFE’yi yüzde 13.40 seviyelerine yükseltecek. Seçim öncesinde başta petrol fiyatlarındaki; kur geçişkenliğinin de katkısıyla; artışın pompa fiyatlarına yansımaması için yapılan vergi indirimleri nedeniyle enflasyona etkisi sınırlı kalmış olabilir.  
Ancak benim her hafta gittiği semt pazarındaki “ıspanak-ceviz endeksim” bana enflasyonun piyasanın beklentisinin üzerinde gelebileceğini söylüyor. Diğer yandan seçimlerden sonra yapılmaya başlanan ‘ertelenmiş kamu zamlarının’ önümüzdeki dönemde enflasyona etkilerini daha fazla hissetmeye başlayacağız.  
Enflasyon verisinde dikkatle izlememiz gereken bir başka nokta da geçtiğimiz ay yüzde 20.16 seviyesine yükselmiş üretici fiyat endeksi ÜFE ile TÜFE arasındaki makasın daralıp-açılması olacak. Daralma, kurun etkisinin yavaş yavaş üreticiler tarafından “içselleştirildiğini” veya tüketici tarafına aktarılmaya başladığını, açılma ise bunların tersine işlerin üretici aleyhine daha da kötüleşmeye başladığını ifade edecek.
Enflasyonun beklentilerin altında kalması, önümüzdeki aylarda açıklanacak enflasyon verilerinin daha da yükselebileceği endişelerini artırabilecek. Beklentiler veya üzerinde gelecek enflasyon verisi; Merkez Bankası’nın sıkı para politikasını (Eşittir yüksek faiz) uzunca bir süre daha devam ettireceği düşüncesiyle kur tarafında bir düşük/yatay seyre neden olabilir.   
Yeni ekonomi yönetimini bekleyen piyasalar bunu ‘TL’ye güven değil ama yüksek faize devam’ olarak algılayarak kur tarafında “TL pozitif” davranabilirler.