Gazetevatan.com » Yazarlar » Merkez piyasaları nasıl rahatlatır?

Merkez piyasaları nasıl rahatlatır?

21 Kasım 2016 Pazartesi

EKK zirvesinden sonra gözler Merkez Bankası’nın Perşembe günü yapacağı PPK’ya çevrildi. Merkez piyasaları rahatlatmak için faizleri artırabilir. Önemli olan ne kadar yükselteceği. Kurumdan artık kaleye vuranın gol atamayacağını anlatacak bir söylem bekleniyor


Geçen hafta dolar/TL kuru 3.4086 ile sepet kur da 3.5103 ile tarihi zirvelerini yeniledi. Yeni zirvenin görüldüğü geçtiğimiz Cuma günü Ekonomik Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısı yapıldı. Geniş katılımlı toplantı sürerken Başbakanlık’tan “Piyasalardaki hareketliliğin esas itibariyle küresel kaynaklı olduğu değerlendirilmekle birlikte ülkemize etkilerini sınırlamak amacıyla tüm tedbirler gözden geçirilmiştir. Bu çerçevede Merkez Bankası, ekonomik gelişmeleri yakından takip etmekte olup fiyat istikrarı hedefi doğrultusunda gereken tedbirleri alacaktır” şeklinde kısa bir açıklama yapıldı. Hareketliliği yurt dışına bağlayıp, içeriden kaynaklanan sebeplerin göz ardı edildiği bu açıklama kısa süre için piyasaları yatıştırmış ve kurları düşürmüş olsa da bir süre sonra kurlarda yeniden yükseliş görüldü.
 
İndirim ‘intihar’ olur
 
24 Kasım’da Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı yapılacak. Bu toplantıdan faiz indirimi gelmesi beklenmiyor. Gelirse bu kamikaze tarzı bir “intihar” girişimi olacaktır. Bunun olacağını beklemem. Ancak bu toplantıdan piyasalara güven verecek, artık kaleye vuranın gol atamayacağını anlatacak nasıl bir söylem gelir, bunu da kestiremiyorum. Belki piyasaları kısa bir süre için rahatlatabilecek açıklama “Merkez Bankası, gerekirse ‘faiz artışı’ da dahil her türlü önlemi almaya hazırdır” olabilir. Böylesi bir açıklama gelir mi derseniz, bundan da şüpheliyim.  
 
Halbuki Fed Başkanı Janet Yellen’in sorulara verdiği yanıtlar, Aralık’ta faiz artışının geleceğini net olarak söylüyor. PPK toplantısından 1 gün önce açıklanacak Fed’in 1-2 Kasım toplantısının notları da büyük olasılıkla bunu destekleyecek. Fed’in faiz artışı yapması olasılığının yüzde 90’nın üzerinde fiyatlandığı bir toplantı öncesi Merkez Bankası’nın çok dikkatli adımlar atması gerekiyor.
 
Geçtiğimiz hafta bankalara 700 milyon dolarlık likidite sağlayan karşılık düzenlemesi döviz talebini bir nebze de olsa azaltmaya yönelik adım. Ancak temel sorunları çözmekten hayli uzak.  Tek başına TCMB’nin atacağı adımların yeterli olamayacağı; topyekûn adımların, derli toplu bir paket ile atılması gereken bir dönemdeyiz. Ancak ekonomik gerçeklerin göz ardı edildiği bir dönemde böylesi bir paket veya önlemler manzumesi çıkar mı? Pek çıkacak gibi görünmüyor. Bunu hazırlaması beklenen EKK’dan net bir karar yerine yukarıda alıntıladığım açıklama ile yetinildi.
 
Dolar endeksi de yardımcı olmuyor
 
EKK’nın tersine kurlarda yaşanan yükselişin en az üçte ikisinin bizden kaynaklandığını, üçte birlik kısmının dışarıdan “ithal ettiğimizi” düşünüyorum. Trump’ın seçilmesi sonrasında başlayan dolara “teveccüh” devam ediyor. Bunun yansıması da en kolay Dolar Endeksi (DXY) ile takip edilebiliyor. 6 para biriminin dolara karı değerleri üzerinden hesaplanan endeks geçtiğimiz hafta 100.40 olan teknik direnç seviyesini yukarı geçerek Nisan 2003’ten bu yana en yüksek seviyesi olan 101.48 seviyesine yükseldi, haftayı 101.21’den kapattı. Dolar/yen paritesinin 110.90’a yükselmesi, euro/dolar paritesinin de 1.0570’e kadar gerilemesi sayesinde yaşanan bu çıkışın bu hafta da devam etmesi, 102-103.50 bandını test etmesi olasılığı hayli yüksek. Euro/dolar paritesinde 2009’dan gelen ve 1.0680’den geçen bir trend aşağı kırıldı. 1.0463 seviyesinin yeniden test edillebilir.
 
Aşırı alım-satım bölgesindeyiz
 
TRUMP sonrasında para birimleri, baz metaller ve değerli metaller tarafındaki hareketler oldukça sert oldu. Euro/dolar, dolar/TL, dolar/yen paritelerinde, dolar endeksinde dolar lehine aşırı alım bölgelerine oldukça yaklaşılmış durumda. Bakırda bu seviye görüldü, düzeltmesi yaşanmaya başlandı. Ha keza altın ve gümüşte de aşırı satım bölgesine yaklaşılıyor. Hepsinde değil ama bahsettiğim paritelerde aşırı fiyatlama tepkilerinin yerini düzeltmelere bırakacağı bir döneme yaklaşıyoruz. Trump’ın atayacağı isimler ekstra gerilim yaratmaz ve içeride de makul yaklaşımla hazırlanmış önlemler devreye alınabilirse 13-14 Aralık’ta yapılacak Fed toplantısının bir hafta öncesine kadar olan dönemi daha sakin geçirebiliriz.   
 
25 baz puan yetecek mi?
 
18 Ağustos’taki 2.9141 dibinden, geçtiğimiz Cuma günü görülen 3.4086’ya kadar olan 66 iş gününde TL, dolar karşısında yüzde 16.97 değer yitirmiş durumda. Bu kadar kısa süre içinde gelen bu artış; döviz borçlusu bir çok şirketi zor duruma sürüklerken, önümüzdeki haftalardan başlayarak enflasyona da yansımaya başlayacaktır. Her ne kadar enflasyon hedeflemesinden “örtülü” olarak vazgeçmiş olsak da önümüzdeki dönemde TÜFE’de yaşanacak artışların, genel faiz seviyelerine de yansıması kaçınılmaz olarak olacaktır. Buna karşın TCMB bir adım atar mı? Ya da atacağı adımlar kurun yükselişine karşı mı, yoksa enflasyon beklentilerindeki olası bozulmaya mı karşı olacaktır? Kestirmesi zor. Yeni TCMB yönetiminin test edilmeye başlayacağı günlere geldik. Bu dönemdeki söylemleri ve eylemleri dikkatle izlenip not edilecektir. Diğer yandan EKK sonrasında bazı haberlerde 25 baz puanlık “sembolik” bir artış olabileceğinden bahsediliyor. İşe yarar mı? Yaşanan yüzde 17’lik değer kaybı sırasında atılması gereken bir çok adım varken yapılacak
 
25 baz puanlık faiz artışı, “Çok geç, çok minik“ bir adım olarak algılanacaktır. Böylesi bir artış, TCMB’nin piyasalar nezdindeki algısını iyileştirmekten çok, daha da olumsuz etkileyebilir. Yukarıda da bahsettiğim üzere; sorunun sadece yurt dışından değil, izlenen iç ve dış politikalar başta olmak üzere ağırlıklı olarak yurt içinde de kaynaklandığının kabul edilmesi ile başlayacak bir önlemler paketi devreye alınmalıdır.   
 
Bu önlemler piyasa katılımcılarını ikna edecek olur, Türk piyasalarına bakışı ilk anda olumluya çevir(e)mese de olumsuzluğu azaltması dahi, piyasalarda bir düzel(t)me yaratacaktır.