‘Etkin bir yere gelmedikçe tahammül ediliyor'

Şule TÜRKER / VATAN |  02 Kasım 2010 Salı - 11:16 | Son Güncelleme : 02 11 2010 - 11:16


Yrd. Doç. Erdemir, çalışmasının “ayrımcılık”la ilgili sonuçlarını şöyle anlattı:

Hayatın her aşamasında Alevilere kapılar kapalı. Bu açıkça dile getirilmiyor, satırarası hissettiriliyor. Alevi yurttaşlar vali, rektör olmadıkça, orduda yükselmediği sürece tahammül ediliyor. Ve de Sünni gibi yaşadığı sürece tahammül edilen bir grup...

Siz yaptığınız araştırma sonucunda Alevilere yönelik ayrımcılık olduğunu ve bunu giderek de artmakta olduğunu ortaya koydunuz?

Çok keskin. Avrupa’da görünen en keskin, sistematik ve de gittikçe derinleşen bir ayrımcılık bulduk.

Hangi konularda ayrımcılık var?

Aleviler’e karşı ayrımcılık hayatın her alanında. Gerek kamu sektöründe olsun, gerek özel sektörde olsun... İstihdam, eğitim, sağlık, belediye hizmetlerine erişim, askerlik hizmeti olsun hayatın her alanında inançları, kimlikleri farklı olduğu için diğer yurttaşlardan farklı muamele görüyorlar.



Farklı muameleyi açar mısınız?

Farklı muamele derken elbette pozitif ayrımcılığı kastetmiyorum. Hayatı daha zor kılan dışlama, aşağılama, horlama gibi ayrımcılık demek istiyorum. Hayatın her aşamasında bazı kapılar Aleviler’e kapalı.

Araştırmanızda “Alevilerin ayrımcılığa maruz kaldığı”nı belirttiği yerler olarak, apartman, site, mezarlık, sokaklar yer alıyor. Buradalarda nasıl ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyorlar?

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Hakan Yılmaz’ın benimle paylaştığı çarpıcı bir saptaması var: “Türkiye’de toplumsal baskı o kadar yaygın ki, insanlar kimliklerini saklıyor. Saklayınca da ayrımcılık mağduru olma ihtimali azalıyor.” Yani paradoksal bir durum var. Türkiye’de toplumsal ve siyasal baskı yoğunlaştıkça, ayrımcılığın görünürlüğü azalıyor. Aleviler içinse saklanmak çok da kolay değil. İnsanların isimlerinden, köylerinden, inanç pratiklerinden kimlikleri anlaşılabiliyor. Türkiye’de pek çok mülakatta “Memleket neresi?” diye soruluyor. “Erzincan” derseniz “Hangi ilçesi?” diye devam edecekler ve nihayet “Hangi köy?” diye soracaklar. Türkiye’de Alevi-Sünni karışık yaşayan köylerin sayısı çok az. Köy zaten insanların mezhebini kodlayan bir bilgidir. Cuma namazına gidip gitmeme, orucu tutup tutmama da ayrımcılığa yol açabiliyor. Alevilerin yanı sıra bazı Sünniler de namaz ya da oruç üzerinden ayrımcılığa maruz kalıyor. Ama genelde Aleviler için durum daha zor. Örneğin Alevi köyünde yaşayanlar için zorla cami yaptırılması, yol, su, elektrik gibi hizmetlerin aksatılması, muhtarların vali ve kaymakam baskısı altında kalması, camisiz köylere hoparlörler takılıp merkezi sistemle ezan okutulması ve bu hoparlörlerin muhtara zimmetlenmesi gibi uygulamalar var. Bunlar işkenceye dönüşmüş durumda. Alevilere sistematik şekilde travma yaşatılmakta. Cenazesi kaldırılmıyor...



Ayrımcılık sadece davranış olarak mı karşılarına çıkıyor?

Hayır, daha da önemlisi sistematik nefret söylemleri var. “Mum söndü yaparlar”, “Ana bacı tanımazlar”, “Abdest almazlar”, “Ayak bastığı tarlada ekin bitmez” gibi... Bıçak yarası geçiyor ama dil yarası geçmiyor.

Bir ilgi çekici tespit de araştırmadaki mezarlıktakı ayrımcılık?

Evet, örneğin cenazesi kaldırılmayan Aleviler var. Alevi cenazesi zor bir cenazedir. Selası okunmuyor, hoca “Dirisi gelmedi, ölüsü de gelmesin” diyor. Hepsi yaşanmış örnekler.

Bu durumlara büyük şehirlerde de rastlanıyor mu, yoksa taşrada mı daha çok?

Büyük şehirlerde de var. Ali Yaman, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 50’li yıllardaki bir iç yazışmasını buldu. Başkanlık, müftülüklere diyor ki, “Alevi cenazelerini kaldırmıyorsunuz. Kaldırın.”

50’li yıllar diyorsunuz, yani o zamandan bu zamana değişen bir şey yok mu?

Ne yazık ki ayrımcılık yoğunlaşarak devam ediyor. Çünkü 2010’daki siyasi ortamla 1950’deki siyasi ortam farklı. Bugün artık muhafazakarlık daha da güçlü, daha da muktedir. Ayrımcı uygulamaları sürdürenler arkalarında devlet gücünü hissediyorlar.

İnanç ayrımcılığının giderilmesi yönünde Aleviler ne istiyor, çözüm önerileri neler?

Alevilerin en önemli talebi, eşit yurttaşlık. Türkiye’de bütün yurttaşların kimlikleri ne olursa olsun eşit olmasını, devletin herkesin temel hak ve özgürlüklerine saygı duymasını istiyorlar. Bu Aleviler için ne demektir? Aleviler, inançlarını yaşamakta, açıklamakta ya da açıklamamakta özgür olacaklardır. Cemevleri ibadethane olarak tanınacaktır. Hiçbir devlet memuru kalkıp “Cemevi cümbüşevidir” ya da “Cemevi caminin alternatifi olamaz” diyemeyecektir. Alevi çocukları zorunlu din derslerinde Sünni ibadeti yapmaya zorlanamayacaktır. Atama ve yükseltmelerde mezhep ayrımcılığı yapılmayacak, liyakat belirleyici olacaktır... Kolaylıkla yerine getirilebilecek talepler. Bunlar için ne çalıştaya, akademik bir çalışmaya gerek var...

Peki neden çözülemiyor?

Çözüm için siyasi irade gerekir. Siyasi irade isterse bu işi bir ayda çözer. Nasıl çözebilir? Bütün dünyada temel hak ve özgürlüklere ilişkin ilkeler çok açıktır. İnanç özgürlüğünün pazarlığı olmaz. Çözümsüzlüğün temel nedeni sağ muhafazakar politikalar. Türkiye’de sağ politikacıların temel algısı şu: “Türkiye’de Sünni muhafazakar bir tabanı var ve bu taban benden mevcut ayrımcı düzeni devam ettirmemi istiyor”. Aslında elimizde mütedeyyin Sünnilerin ayrımcı uygulamaların sürmesini istediğine ilişkin hiçbir kanıt yok. Ama sağ politikacılar yine de risk almak istemiyor. Mevcut düzeni koruma kaygısındalar. Bugün Erdoğan kendisini bir devrimci olarak görüyor. Statükonun karşısında toplumu ve devleti dönüştüren bir lider olduğunu düşünüyor. Ama aslında kendisi bir statükocu.

Neden böyle düşünüyorsunuz?

Türkiye’de din-devlet işleri söz konusu olduğunda buna müdahale etmekten kaçınıyor. Mevcut ayrımcı düzeni değiştirmekten, temel hak ve özgürlükleri egemen kılacak bir yapıyı kurmaktan kaçınıyor. Neden? Çünkü seçmen baskısından korkuyor. “Acaba muhafazakar tabanı kaybeder miyim?” korkusuyla hareket ediyor.
Herkes yerini bilsin

Sünni kesim, Alevilerin özellikle din konusundaki talepleri yerine gelirse rahatsız mı olur?

Ben bunun büyük bir yanılsama olduğunu düşünüyorum. Bence Türkiye’deki temel bölünme, Sünniler ve Aleviler şeklinde değil. Toplumun büyük bir kesimi, Türkiye’nin çağdaş bir demokrasi olmasını istiyor. Yani herkesin temel hak ve özgürlüklere sahip olmasını, herkesin inanç özgürlüğü olmasını istiyor. Ancak diğer taraftan azımsanmayacak bir kesim, Anayasa’nın nitelikleri belli olmasına rağmen, Türkiye laik demokratik sosyal bir hukuk devleti olmasına rağmen, şöyle bir kanı içinde, “Burası bir Sünni cumhuriyet. Burada bizim sözümüz geçer. Aleviler yerini bilsin.”

Bir zamanlar Güney Afrika’da da “Apartheid” sistemini savunan bir kısım ırkçı beyaz, “bu ülkenin ve devletin sahibi biziz, siyahlar yerlerini bilsinler” anlayışındaydı.

Türkiye’de de bazı muhafazakarların şöyle bir yaklaşımı var, “Bu ülke bizim, devlet bizim, Diyanet bizim, Milli Eğitim bizim. Elbette biz Musevilere, Hristiyanlara, Alevilere hoşgörüyle bakabiliriz, tahammül edebiliriz, ama herkes yerini bilsin.” Tabii bu açık açık dile getirilemiyor her zaman. Zımnen ifade ediliyor, satır aralarında hissettiriliyor. Alevi yurttaşlar, vali olmadığı sürece, yüksek yargı üyesi olmadığı sürece, orduda yükselmediği sürece, rektör olmadığı sürece, ticarette etkin yere gelmediği sürece, tahammül edilebilir bir grup.

Ve de camiye geldiği, namaz kıldığı, oruç tuttuğu, kısaca Sünni gibi yaşadığı sürece tahammül edilebilir bir grup. Ne zaman ki kırdan kente göçle birlikte Aleviler kentlerde görünür olmaya başladılar, ticarette etkin oldular, Alevi gibi yaşamak istediler, 70’lerin katliamları geldi. Elbette bu katliamların farklı sebepleri vardı. Biri, Aleviler’in eşit yurttaş olarak yaşama talepleriydi, muhafazakarların kendilerine biçtiği “tahammül edilecek ikinci sınıf yurttaş” konumunu reddetmeleriydi. Türkiye’nin asıl büyük çoğunluğu eşit yurttaş olarak yaşamak isteyen, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını isteyen, çağdaş demokrasiyi isteyen, hukuk devleti talep eden kesimdir.

Adım atılamıyor çünkü...

O zaman niye olmuyor?

Temel mesele, Türkiye’de eşit yurttaşlık anlayışına geçilmesini istemeyen kesimin günümüzde, bürokraside, siyasette, medyada ve ekonomide çok güçlü olmasıdır. İkincisi de bu kesimin “bu düzen değişmez” fikrini toplumun geniş kesimlerine dayatabilmesidir. Türkiye’de sağ muhafazakar seçkinler çok hegomonik bir grup. Görece küçük bir topluluk olmalarına rağmen gündemi ve rotayı belirleyebilen bir kesim. Bugün Türkiye’de azınsanmayacak sayıda Sünni şunu düşünüyor olabilir, “Evet, eşit yurttaşlık olsa ne iyi olur, ama zor...”

Düzenin sürmesini istemeyen “güçlü grup” siyasette etkili mi? Bu yüzden mi gerekli adımlar atılamıyor?

Muhafazakar seçkinler hem siyaseti hem de toplumsal yaşamı şekillendirmede belirleyici. Bu statükocu seçkinler bürokraside etkin. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve İlahiyat Fakülteleri’nin reformların önünü tıkayan tavrında görebiliyoruz. Medyada, cemaatlerde ve mahallelerde de etkin.

10 Alevi’den 9’u ‘İnanç ayrımcılığı var’ diyor

Ankete katılanların yarısından fazlası, son 5 yılda “ayrımcılığın” arttığı görüşünde... 4 Alevi yurttaştan da 3’ü son bir yıl içinde birden fazla ayrımcılığa maruz kaldığını söylüyor...

Yrd. Doç. Aykan Erdemir yaptığı araştırma, Alevilere yönelik ayrımcılığın 5 yılda arttığını ortaya koyuyor. Ankete katılan 10 Alevi’den 9’u “Türkiye’de inanç temelli ayrımcılğın çok ve yaygın” oldğu görüşünde. İşte anketten çıkan ilginç tespitler:

İNANÇ TEMELLİ AYRIMCILIK: 10 Alevi yurttaştan 9’u “Türkiye’de inanç temelli ayrımcılığın çok veya oldukça yaygın” olduğunu belirtti. Aleviler, din ya da inanç ayrımcılığının yanısıra etnik köken, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik ve yaş nedeniyle de ayrımcılığa uğradıklarını ifade ettiler. Alevilerin yarıdan fazlası son bir yıl içinde inançları nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını bildirdiler.

AYRIMCILIK ARTIYOR: Alevilerin yarıdan fazlası inanç, etnik kimlik, cinsel yönelim ve cinsiyet temelli ayrımcılığın son 5 yıl içinde daha da yaygınlaştığını belirtti. 5 yıl öncesi durumlarıyla bugünkü durumu karşılaştırılmaları istenen Aleviler, “ayrımcılık artıyor” tespitinde bulundu.



AYRIMCILIK DENEYİMİ: Araştırmaya katılan 4 Alevi yurttaştan 3’ü son bir yıl içinde değişik zeminlerde bir ya da birden fazla ayrımcılığa (din ya da inanç, etnik köken, cinsiyet, yaş, engellilik, cinsel yönelim) şahsen maruz kaldığını ya da rahatsız edildiğini söyledi.

AYRIMCILIĞA TANIK OLMA: Yüz yüze yapılan ankette, katılanların yüzde 89’u, yani 10 Alevi yurttaştan 9’u son bir yıl içinde diğer insanların ayrımcılığa maruz kalmasına tanık olduğunu anlattı.

ÇOKLU AYRIMCILIK: 5 Alevi yurttaştan 4’ü Türkiye’de çoklu ayrımcılığın yaygın olduğunu belirtti.

ALEVİ KOMŞU: Alevi yurttaşlar farklı inançtan, farklı etnik kökenden, engelli veya Roman komşuya sahip olmaktan herhangi bir rahatsızlık duymadıklarını ifade etti.

ARKADAŞLIK: Araştırma, eşcinsel, Roman, engelli ya da farklı etnik kökenden arkadaş sahibi olan Aleviler’in oranının Türkiye ortalamasının çok üzerinde olduğunu ortaya koydu.

18 ay süren bir çalışma

İLK bölümünü dün yayımladığımız “Türkiye’de Alevi Olmak” araştırmasını Yrd. Doç. Aykan Erdemir yaptı. Araştırma, 14 ilde; Adıyaman, Amasya, Ankara, Aydın, Bursa, Erzincan, Gaziantep, Isparta, İstanbul, İzmir, Kars, Mersin, Sivas, Zonguldak’da yapıldı. 258 mülakat, 1672 de internet tabanlı olarak gerçekleştirildi. 4 Mart’ta başlayan çalışma 18 ay sürdü. Dün yayımladığımız bölümde çalışmasını yorumlayan Yrd. Doç. Aykan Erdemir, Alevilerin kendini tanımlamalarını şöyle yorumladı: Sünnilerde olduğu gibi Aleviler de heterojen bir topluluk, yani çeşitlilik arz ediyor. Alevilerin bir kısmı Aleviliği bir inanç ya da din olarak sunarken, az da olsa bir kısmı için bu bir kültür, felsefe, yaşam biçimi. Onlar için Alevilik inancın da dışında bir anlam taşıyor. Kendilerini farklı şekilde adlandırıyorlar. Ortak talepleri, eşit yurttaş olmak.

YARIN:

Aleviler mahalle baskısı görüyor mu?

Açılım politikası sorunları çözer mi?

ETİKETLER

0