"Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim" polemiği büyüyor

09 Aralık 2005 Cuma - 1:09 | Son Güncelleme : 09 12 2005 - 1:09

Türk medyasında odağında yat, kat para olan pek çok tartışma yaşandı. Bu kez durum farklı. Mesele para, yat, kat değil Cumhuriyet Gazetesi'ne karşı planlı bir hareket yapıldığı iddiası...


1981-1992 arasında tam 11 yıl Cumhuriyet gazetesinin Genel Yayın Müdürlüğü'nü yapan Milliyet gazetesi yazarı Hasan Cemal'in Cumhuriyet yıllarını anlatan kitabı, medyada son yılların en ilginç polemiğini başlattı.

Polemiğin nedeni kitabın piyasaya sürülmesi öncesinde, Hasan Cemal'in gazetelere verdiği röportajların içeriği ve kitaptan "kişisel suçlamalar" içeren alıntılar yapılması, dolayısıyla "cevap hakkı" doğurması... Suçlamaların odağındaki kişi ise, 40 yılı aşkın süredir Cumhuriyet'te yazı yazan ve halen Cumhuriyet Vakfı'nı temsilen gazetenin imtiyaz sahibi olan İlhan Selçuk...

Önce 5 gazetenin Hasan Cemal röportajlarının başlıklarını hatırlayalım: Cemal'in halen çalıştığı Milliyet'in Cumartesi günkü sürmanşetinin başlığı "İlhan Selçuk bir takıyye ustasıdır" şeklindeydi.

Milliyet Pazar günü, Cemal'in ağzından gazetenin ilk sayfasında "Yaşasaydı (Uğur) Mumcu'yla yakın olurduk" , Pazar ekinin kapağında da "Bu vazoyu kırmayalım" başlığını kullandı.

Doğan Grubu'nun bir diğer gazetesi Hürriyet ise Pazar ekinin birinci sayfasında "Hasan Cemal'in Cumhuriyet'i", ekin iç sayfasında ise "13 yıl sustuktan sonra söyleceklerimi 600 sayfaya sığdırmışım çok mu" başlıklarını kullandı.

Doğan Grubu bünyesindeki Radikal de ise röportaj yine Hasan Cemal'in ağzından "Ben Gorbaçov değilim" başlığıyla yayınlandı.

Doğan Grubu gazetelerinin dışında bu konu VATAN ve Zaman'da yer aldı. Zaman geçen pazar gazetenin birinci sayfasından duyurduğu Hasan Cemal röportajına "İlhan Selçuk ilerici subay darbelerine bel bağlıyordu" başlığını atarken; VATAN, pazar ekinin kapağında "Öfke patlamalarım normal çünkü 13 yıl sustum" başlığını attı.

Hasan Cemal "öfke patlamalarım" ifadesini kullanırken aslında kitabının bir anı kitabı olmakla birlikte, 13 yıl çekişme yaşadığı İlhan Selçuk ve ekibiyle hesaplaşma amacı taşıdığını örtülü olarak itiraf ediyordu. Aslında Cemal de başta İlhan Selçuk olmak üzere şu andaki Cumhuriyet yönetimi ve yazarlarına "cevap hakkı" verdiğini biliyordu.

Selçuk'tan Doğan'a soru
Beklenen cevap İlhan Selçuk'tan geldi. İlginçtir, Selçuk Salı günkü köşe yazısında doğrudan Hasan Cemal'e cevap vermek yerine Doğan Yayın Grubu'nun sahibi Aydın Doğan'a seslendi. Cumhuriyet'in patronu sıfatını taşıyan Selçuk, Hürriyet, Milliyet ve Radikal ile kitabı yayınlayan Doğan Kitap'ın patronu Aydın Doğan'a şu soruyu yöneltiyordu:

"Tek başına bir gazete olan Cumhuriyet'e Türkiye'nin satış ve reklamda en büyük medya grubu olan Doğan Holding gazetelerinin ortaklaşa saldırı ve sövgü harekatı ortadadır. Dost bildiğim ve saydığım Aydın Doğan'ın bu harekattan haberi var mıydı? Yok muydu? Sorunun yanıtını dostum Aydın Doğan açıklarsa mutlu olurum; ama, açıklamasa da kendimi yanıtını almış sayacağım."

Selçuk'un Aydın Doğan'a "dostum" demesi, "tarihe daha zarif bir not düşülmesi" çabasını taşımıyordu. Doğan ve Selçuk'un Gazeteciler Cemiyeti'nin Cağaloğlu'ndaki lokalinde her ay düzenli olarak kurulan "dost masasında" bir araya geldikleri ve "meslek büyüğü" olarak masanın iki başköşesinde oturdukları biliniyordu.

Aydın Doğan, İlhan Selçuk'un sorusuna aynı gün yolladığı mektupla cevap verdi. Zarif ama kırgın bir üslupla yazılan cevap, "Aydın Doğan'dan mektup" başlığıyla tam metin olarak Cumhuriyet'in birinci sayfasında yayınlandı. Doğan "Sayın İlhan Selçuk" diye başlıyor, şöyle devam ediyordu:

"Bugünkü (dünkü) yazınızı üzüntüyle okudum. Mamafih, üslubunuzda öfkenizi dengelemeye, uzun yıllara dayanan dostluğumuzun oluşturduğu saygıya sadık kalmaya gayret etmeniz bu üzüntümü bir ölçüde hafifletti.

... İtiraf edeyim, bu kitap dolayısıyla şahsımı hedef alan, beni polemiklerin içine çeken, böyle bir yazıyı hayal bile etmiyordum.

(...) Bir yayıncı olarak, zorunlu olmadıkça gazetecilerin işlerine müdahale etmemeyi ilke olarak kabul ederim. Ama herhangi bir kişiye veya müesseseye karşı kasıtlı, örgütlü kampanyaya dönüşen bir "Harekat" ilkelerimle bağdaşmaz.

... Hele bu kişi İlhan Selçuk ve bu müessese "Cumhuriyet" gibi bir gazete ise buna bigane kalmam mümkün değildir. "Cumhuriyet" gazetesinin önemi ve yaşaması gereği konusundaki düşüncelerimi en iyi bilen insanlardan biri olduğunuza eminim. Bu sektörde birlikte yürüdüğümüz yıllarda, bu hissiyatımın sadece bir nezaket ifadesi olmadığını size de ispat ettiğimi düşünüyorum.

Hafta sonunda gazetelerde çıkan yayınlardan haberim olup olmadığı sorusuna gelince.

Hayır yoktu.

Ben gazeteleri eve geldikten sonra okurum.

(...) Tek arzum, kitap etrafindaki tartışmanın benim dışımda ve tamamen gazeteciler arasında cereyan etmesidir. Benim bu kitapla ilgim, sadece ve sadece okur olmaktan ileri geçmemektedir.

Unutmayınız ki, benim müesseselerimde de çok sayıda eski Cumhuriyet gazetesi mensubu çalışmaktadır. Cumhuriyet sadece önemli bir gazete değil aynı zamanda Türk basım için iyi bir okuldur.

Cumhuriyet Gazetesi'ne ve size daha nice uzun ve başarılı yıllar diliyorum."

Aydın Doğan'ın mektubunun yayınlandığı gün, İlhan Selçuk "Pencere" klişeli köşesinde, Doğan Yayın Grubu'nun Cumhuriyet'e savaş açtığı savını yineliyordu:

'Kararı kimler verdi' sorusu
"Türkiye'de iki Cumhuriyet var..

Birincisi Türkiye Cumhuriyeti.,

İkincisi Cumhuriyet Gazetesi..

Birinci Cumhuriyet'in defterini dürmek isteyen güçler, Doğan Medya Grubu'nu Cumhuriyet Gazetesi'nin üstüne saldırtmışlardır...

Cumhuriyet böyle saldırılara pabuç bırakacak bir gazete değildir...

Türkiye Cumhuriyeti'nin bugün tehdit altında olduğunu bilmeyen ve görmeyen yok!..

İki kırmızı çizgiyi çiğnemek isteyenler meydanda...

Cumhuriyet'e saldırının nedeni aşikar...

Biz bu aşikarın pişekarını sergileyeceğiz."

Mektubu görmesine rağmen Çarşamba günkü yazısında Doğan'a cevap vermeyen Selçuk'un cevabı dünkü yazısında geldi. Yazının Cumhuriyet'in birinci sayfasındaki anonsu ilginçti. Anonsta "Aydın Doğan'a Mektup (1)" klişesi altında "Kararı kimler verdi?" başlığı yer alıyordu.

VATAN'ın notu: İlginçti, çünkü 1991 sonunda Cumhuriyet'teki çekişmenin İlhan Selçuk ve arkadaşlarının gazeteden ayrılmasıyla doruğa çıktığı günlerde, gazetenin Genel Yayın Müdürü Hasan Cemal "Nadir Nadi'ye Mektuplar" başlıklı yazılar yazmış, bu yazılarda genellikle Selçuk ve arkadaşlarının tavır ve görüşlerini bir süre önce vefat eden Nadi'ye şikayet etmişti.

"Pencere" deki yazısında Aydın Doğan'dan gelen mektuptan hatırlatmalar yapan Selçuk'un, "cevabi mektubu" şöyle devam ediyordu:

"Aydın Bey'e yineleyeyim ki bu olay sıradan bir kitap olayı değil.

Doğan Yayıncılık'ın çıkardığı malum kitap, Cumhuriyet'e ve bana karşı saldırı ve sövgülerle donatılmış olsa da bir önem taşımıyor.

Doğan Medya Grubu'nun bu kitabı Cumhuriyet'e ve bana karşı bir silah olarak ortak harekatta kullanmasının gerekçesi önemli.

(...) Siz gazetelerin ve pazar eklerinin nasıl hazırlanıp basıldığını benden iyi bilirsiniz...

Peki, sizin bu işten haberiniz yoksa, bu ortak harekatın kararı sizden çıkmadıysa düğmeye kimler bastı.

Kavga sebebi bu kez farklı
Aydın Bey...

Bu sorunun yanıtını biz ister istemez aramak zorundayız; siz de benim yerimde olsanız başka türlü yapamazdınız; çünkü bu basit bir kitap olayı değil!.. Kökleri derine giden, medyamızın, ülkemizin, Türkiye Cumhuriyeti'nin varoluşuyla birlikte gelecekteki yazgısını ilgilendiren bir soru.

Yarın bu sorunun yanıtını aramaya çalışacağım ama sizin isteğinize saygılı kalarak...

Konu sizin ve ailenizin "dışında kalarak" irdelenecek, "gazeteciler arasında cereyan" edecek bir kapsamda tutulacaktır.

Evet.

Doğan Grubu'nda Cumhuriyet'e saldırı ve sövgü harekatının kararını kimler verdi?.."

Geçen hafta sonu başlayan polemikte dün itibariyle gelinen nokta usta yazarın yukarıdaki bu cümleleriydi.

Türk medyasında bundan önce de çok sert kavgalar yaşandı. Eski kavgaların, sataşmaların odağında patronların servetleri, basın dışı işleri, sosyal çevreleri, yatları, uçakları yer alırdı.

Bu kez durum farklı. Çekişme başta Hasan Cemal olmak üzere eski Cumhuriyet mensuplarıyla, gazetedeki geçmişleri onlardan daha eski olan şimdiki Cumhuriyetçiler arasında. Mesele para, yat, kat değil, Cumhuriyet'e karşı planlı bir harekat yapıldığı iddiası.

VATAN'ın notu: Doğan Medya Grubu'ndaki gazetecilerle, Cumhuriyet'teki gazeteciler arasındaki bu polemiği taraf olmadan izleyip, gelişmeleri okurlarımıza aktarmayı sürdüreceğiz.

ETİKETLER

0