Selahattin Duman

Selahattin Duman

sduman@gazetevatan.com

Bu film niye kaçırılmalı?

Evet yine "The New World" filminden bahsediyoruz?Fransız sinemacılarının dünya kültürü üzerindeki yan etkilerini araştırıyoruz.. Bu arada kamuyu bilgilendirme görevi yapacağız derken filmi sonuna kadar izleyip kendimizi de telef ettiğimizi belirtelim..

Haberin Devamı

Özet: Yazar, sinema eleştirmenlerinin iki vakte kadar "yılın sanat olayı" ilân etmeye hazırlandıkları "The New World" filmini seyreder..

Üç saate yakın filmi seyrederken iki kez uyumasına, bir kez de bitkisel hayata girmesine rağmen sonunu getirmeyi başarır..

Kromozomlarındaki "araştırmacı gazetecilik genleri.." onu "neden" sorusunun peşine takar..

Olayı kurcaladıkça karşısına çıkan gerçekler yüzünden şoka girer.. Olayda Fransız parmağı vardır.. Bu memleketin sinemaseverleri uluslararası bir sanat komplosu ile karşı karşıyadır..

***

Bu Fransızlar'ın sinema filmi yapamayacaklarını ne zaman mı anladım? Evde Digitürk'ün karşısındaydım.. Elimde "mesafeden idare" aleti orayı burayı zaplıyorum..

Kanalların birinde beyaz fayansla kaplı bir duvar görüntüsü çıktı..

"Hele dur.. Bu ne ki?" dedim..

Dümdüz bir duvar.. Arada bir kadrajın dışında kalan kapı açılıp kapanıyor, gölgesi duvarı yalayıp geçiyor.. İki dakika kadar sürdü bu çile..

Ellerine düşme
Yanımda oturan, televizyona bakmaktansa alnına düşen perçemi uçlarından tutup tel tel ayırarak boş zaman değerlendiren yeğenim Beran'a "Bu Fransız filmi olmasın?" diye sordum..

Yeğenimin o gün miskinliği üzerindeydi.. Omuzunu silkmeye bile üşendi.. Mecburen "info" tuşuna basıp filmin künyesine girdim.. Evet, yanılmamıştım..

Bu bir Fransız filmiydi ve yönetmeni olacak kara vicdanlı hâlâ o beyaz fayanslı duvarı göstermekte inat ediyordu..

Fransızlar'ın ortak özelliği hayatı hem kendi insanlarına hem de dış dünyaya karşı zorlaştırmaktır..

Bu yüzden de lisanlarını öğrenmek çok zordur.. Bir sözcüğün seslendirilmesi üç harfle mümkünse, aynı sözcüğün yazılımında dokuz on harf birden kullanırlar..

Üstelik aralarına ünlü harf katmadan..

Dillerini bu hale soktuktan sonra bir de "Fransızca konuşamayana" kızarlar.. Onları aşağılarlar..

***

Sinemanın başlangıcında iki odak noktası vardı.. Biri Amerika, diğeri Fransa..

1910'lu, 1920'li yıllara baktığınızda iki ülke sektörünün de aynı miktarda film çektikleri ve dünya pazarını yan yarıya paylaştıklarını görürsünüz..

Zamanla Amerikan sineması öne geçti, Fransa sineması ise geride kalmanın acısını seyirciden çıkarmaya başladı..

Özetlersek Fransız sinemacılarının seyirciye yaptığı zulüm, bilinçaltlarına kakılmış olan "Amerika öfkesinin" dışa vurumudur..

Fransız geni..
Gelelim adının Türkçe karşılığı "Yeni Dünya" olan "The New World" filmine..

Bu filmin yönetmeni Terence Malick aslen Teksas doğumlu bir Amerikalı.. "The Thin Red Line"
adlı muhteşem bir film yapmış.. Üç başarılı filmi daha var..

Ne var ki adamın başına gelecek varmış.. Hayatının bir döneminde Avrupa'ya gideceği tutmuş.. Fransa'da uzun bir süre kalmış.. İşte ne olduysa o aylarda olmuş..

Ya bunun şarabına hap attılar veya parayla kandırdılar.. Terence Malick için geriye dönüş olmadı.. Amerikan sinemasını tıpkı Fransız entellerinin ağzıyla aşağılamaya başladı..

Çünkü bedenine Fransız sinema virüsü girmişti..

Nitekim, Yeni Dünya'nın keşfi mitlerinden biri olan Pocahontas adlı kızılderili kızın hikâyesini yeniden sinemaya uyarlarken bu virüsün etkisindeydi..

***

Dün yazdık.. Bu filme "adamı bayıyor" demek dahi "baygın filmlere" haksızlık olur..

Senarist doğuştan mizah yeteneğine ve meddahlık özeliğine sahip biri değil. Belli ki eline bir mikrodalga fırınının kullanma talimatnamesini versen, okurken kıkırdayacak.. Keyif alacak..

Böyle bir zihniyetten çıkan film de bu kadar olmuş işte..

Colin Farrell
Filmin esas oğlanı Colin Farrell'i benim kültürü taşkın okurum "İskender" filminden bilir..

Büyük İskender gibi sekiz yıllık hükümranlığı müthiş bir serüven halinde geçen adamı bu Colin Farrell oynamıştı.. Koca İskender onun oyunculuğu sayesinde "Yoğurtlu İskender"e dönmüştü..

Bu "The New World" filminin içine de eden budur..

Çocuğu asacaklar. Boynuna ip geçiriyorlar.. Aynı surat ifadesi.. Powhatan kızılderililerinin yiğitleri üzerine saldırıyor.. Boğazına dayanmış bıçak ha yürüdü ha yürüyecek.. Bizimkinin suratı aynı..

Kızılderili kızı baştan çıkarıyor., kızı cayırda ıhtırmış, üzerine abanmış.. Suratı aynı halde..

Adamları isyan edip, işkence yapıyor surat yine bildiğimiz surat..

Hani arkadaşları sokakta oynarken dışarı çıkmak istemiş de annesinden izin alamamış muhallebi çocuğunun kırgın bakışı..

(Kurban olduğumun John Wayne abisi.. O kızılderililerin arasına bir dalacaktı ki film görecektiniz..)

***

Başroldeki kızı da tutmadım.. Sözüm ona iki bin aday arasından seçip bulmuşlar.. Kardeşim bunu seçecektiniz de öbür kızlara niye umut verdiniz? Hiç seçmeseydiniz daha iyi..

Q'Orianka Kilcher dedikleri şöyle bir şey.. Uzun bir surat.. Deforme bir yüz.. Kocaman eller, ayaklar.. En küçük bir al beni yok..

Sabah akşam çayırda hoplayıp zıplıyor.. Oğlan tutuk.. Yönetmen haplı.. Kız filmi iyice battal ediyor..

Bir de film boyunca dolanıp duran bir dış ses var.. Neyi anlatır neye dillendirir çözemezsiniz..

Sanki duygusal oğlanın biri kokoçinasını pastaneye götürmüş.. Kız muhallebi yerken ona şiir okumuş.. Biri de bunu teybe alıp filmin üzerine bindirmiş..

Bu filme para kaptırmayın, yazıktır..

Önemli not: Filmin sonunda ehlileştirilen kızılderili kız bir beyaz ile evlenip İngiltere'ye gidiyor.. İki çocuğu oluyor.. Film aniden bitiyor.. Aha sonunu da söyledim..

DİĞER YENİ YAZILAR