Sular bulanık...

Görüntüye bakın!.. Cumhurbaşkanı seçememiş bir parlamento, muhtıra yemiş bir hükümet, anayasayı parçalamaya çabalayan intikamcı bir iktidar, yüksek yargının mahkemeye verdiği bir başbakan!..

Bulanık suda balık avlamaya soyunmuş partiler, milletvekilliği kovalayan yalama adaylar... Seçim işsizliğe, geçim sıkıntısına çare olmayacak ama bari terör ve laikliğe yönelik tehlikeler engellenebilecek mi?

Terör gerilimi pompalıyor... ABD’nin sınır ihlali, Türkiye’ye bizi katmadan hesap yapmayın; Barzani’ye de yalnız değilsiniz, mesajıdır. ABD Türkiye’yle petrolü emanet edeceği Barzani’yi uzlaştırmak istiyor. Ama PKK terörü uzlaşma zeminini torpilliyor. Türkiye’den çekinen Barzani hem PKK kozunu önemsiyor, hem PKK’yı denetleyecek güçten yoksun...

***

Sınır ötesi harekât talepleri bu aşamada Türkiye’yi ölçüsüz adımlara yönlendirmemeli...

Sürekli pompalanan ve yükselen aşırı milliyetçilik bazen dış politikanın enstrümanı olarak kullanılabilir. Ama dozu kaçırmamalı... ABD arzuladığı uzlaşmayı sağlayamasa da bu satrançta Türkiye daima güçlüdür. ABD sonuçta Vietnam’daki gibi Irak’tan da çıkacak... Anlaşılan öncelikle Kuzey Irak’tan çekilmeye başlayacak. Yapay Irak devleti ABD’nin güveneceği bir müttefik olamaz. Dayandığı Barzani güçleriyse Türkiye ile uzlaşmadan ayakta kalamaz. Acele yaptırımlar değil, sabır Türkiye’nin gücüdür...

Fırsat değerlendirilmedi! Bedelini bugün terörün aldığı canlarla ödüyoruz. Eski Genelkurmay Başkanı Özkök o tarihte 1 Mart tezkeresinin reddinin yanlışlığını açıklamıştı. Sonrasında T. Erdoğan ve daha önemlisi Büyükanıt Paşa da bu yanlışı dile getirdi. Son olarak Deniz Bölükbaşı’nın tezkerenin kulisini aydınlatmasıyla galiba Baykal dışında yanlışı savunan kalmadı. Baykal’ın tezkerenin reddini “iftiharımızdır” nitelemesi Türkçesi kadar yanlış bir değerlendirmedir. “Tabut edebiyatının” laftan ibaret olduğu, askerimizin savaşa katılmasının söz konusu olmadığı ama Kuzey Irak içinde PKK’ya karşı bir güvenlik çemberi oluşturulacağı Bölükbaşı’nın açıklamalarıyla netleşmiş oldu.

***

Terörü bir hamlede sıfırlama olanağı elbette yok... Çözümün salt silahla sağlanamayacağı da açık. PKK’nın asla sonuç vermeyecek beklentilerinin kırılması, ekonomik gelişmenin bölgeye yoğunlaştırılması ve yaşamı daha değerli kılacak refah artışının sağlanmasıyla gerçekleşebilir. Etnik farklılıkların istismarı da ancak geniş çaplı demokratik uzlaşmalarla son bulabilir.

Öte yandan din istismarcılarının akıllarını başlarına almaları, laiklikle dine bağlılığın çelişmediğinin kavranması, rejimin istikrarını temellendirecek uzlaşma noktalarının bulunması zorunludur... Yükü askere yıkan parti yönetimlerinden ve memur mebuslardan kurtulup bozulan demokratik sistemi onaramazsak, bulanık sularda debelenmemiz sürer. Seçim çare olmaz, yeniden erken seçimler gündeme gelir, sorunlar azalmaz, çözümler yine ertelenir...

DİĞER YENİ YAZILAR