Belki de dünyanın en güzel gözlü kadınıydı. Hafızamda en çok gözleriyle yer etti...
Her Anneler Günü'nde elinde çiçekler, hediyelerle annesini ziyarete gider; çaylar pastalar yendikten sonra o bir köşeye çekilir; yeniyetme çağının sancılarını hatırlar, uzaktan, sessiz annesine bakardı.
Annesi o arada "çok şişmanlamışsın, seni beğenen erkek var mı?" diye sormayı; "ressamlık meslek mi kızım, yaşlanınca sefil olacaksın" gibi yorumlar yapmayı ihmal etmezdi...
O yine de sevgiyle bakardı annesine; içindeki öfkeyi bastırırdı ve gözyaşları sessizce yanaklarından aşağı doğru süzülürdü.
Nasıl anlatabilirdi ki!..
O eski anılan yeniden canlandırmanın hiç sırası değildi...
Kızkardeşine Nişantaşı-Rumeli Caddesi'ndeki mağazalardan cicili bicili giysiler alındıktan sonra annesinin "haydi gel bakalım yağ tulumu" deyip bu kez elinden tutup Mahmutpaşa tarafına götürüşünü; oradan çuval gibi giysiler alınışını, o giysilerle olduğundan çok daha şişko göründüğünü bilip de kimselere anlatamayışını; kalbinin nasıl ama nasıl kırıldığını nasıl anlatabilirdi!..
Bütün bunları yıllar, yıllar sonra Anneler Günü'nde annesine açacak değildi ya!.
Yanlış anlaşılmasın sakın! Muhterem bir insandı annesi...
Çevresinde çok sevilirdi ve bu sevgiyi hak eden biriydi.
Ve hiç kuşkusuz güçlü, otoriter bir kadındı.
Ama gerçek şu ki büyük kızıyla aralarında çok derin bir çatışma vardı...
Annesi sürekli incitmişti onu ve bunu hak görmüştü; kızı ise sürekli incindiğini, haksızlığa uğradığını düşünmüştü!
O güzel mi güzel gözlü, hafif toplu ve serseri ruhlu kadın yok artık.
Dünyaya veda edeli epey zaman geçti.
Uzun zamandır aklımdan geçirir, merak ederim.
Acaba annesi neredeyse farkına bile varmadan yaptığı hoyratlıkları hatırlamış, hiç pişmanlık duygusuyla hesaplaşmış, birazcık olsun üzülmüş müdür?
Peki ben neden hatırladım bütün bunları?
Birçok nedeni var ya, ikisini söyleyeyim.
Birincisi... Yarın Anneler Günü.
Yine rengârenk ve alabildiğine iç açıcı şeyler yazılacak çizilecek annelerimiz için, annelik için...
Evet! Annelerimize ne kadar teşekkür etsek yetmez, haklarını ödeyemeyiz. En güzel yazılar bile onların "varoluşlarındaki güzelliği", eşsizliği yeterince anlatamaz.
Ama bir de şu var ki annelik, "anneler melektir" diyerek geçiştirilecek kadar basit ve kolay bir şey değil...
Anneler insandır...
Anneler kadındır...
Artık arada sırada da olsa, anneliği ve anne-çocuk ilişkilerini gerçekçi bir mercekten ele almanın zamanı gelmedi mi?
İkinci nedene gelince...
Geçenlerde bir pastaneden alışveriş yapıyordum, genç bir kadın önümü kesti. "Haşmet Bey, ben de o kızlardan biriyim, ne olur bu konuda daha çok yazın" dedi. Kastettiği "Ah, Şu Anneler ve Kızları" adlı yazımdı. (25/01/2005)
Kızlarını hor gören ve bunu dünyanın en normal şeyiymiş gibi yapan annelerden söz etmiştim, hatırlarsınız.
Sonra bu yazım üzerine bir bilimkadınının gönderdiği mektup aklıma takılmıştı: "Annemin otoriter dünyasından, sürekli hata yaptığımı söyleyen zehirli dilinden yurt dışına kaçtım. Yıllar sonra özledim, tekrar ülkeme yerleşmeye karar verdim. Yaptım bunu ama pişmanım... Çünkü artık çok yaşlanmış bulunan annem hâlâ aynı yerde! Hâlâ genç bir kızmışım gibi beynimi yiyor; hiçbir şeyimi beğenmiyor ve konuşmalarıyla beni bitiriyor!"
Erkek olmanın doğal sonucu elbette; hep babalar ve oğulları arasındaki gerginliği merak ederek, irdeleyerek geçirdim yıllarımı. (Eh, Turgenyev'in Babalar ve Oğullar romanını da ayrı severim!)
Sonra anladım ki bu gerginlik (30'larımızdan sonra) yavaş yavaş uzlaşmaya dönüşüyor.
Oğul babayı anlaya anlaya, uzlaşa uzlaşa "büyüyor," olgunlaşıyor.
Anneler ve kızları arasındaki gergin ilişki ise çok farklı. Hiç bitmiyor, sanki hiç dönüşmüyor, durulmuyor.
Orada dayanışmayla çatışma iç içe...
Karşılıklı paylaşmayla inkâr iç içe...
Nasıl gizli bir rekabet, nasıl açık bir hoyratlık ve nasıl yırtıcı bir yaralayıcılık!..
Özellikle modern aile yapısının anneleri ve kızları arasındaki ilişkinin garip med-ceziri tam da böyle bir manzara çiziyor...
Bu çatışma potansiyelini ilk fark ettiğimde şaşırmıştım; şimdilerdeyse öfkeleniyorum.
Ve o öfkeyle safça soruyorum:
Ey anneler ve kızları...
Yok mudur bunun bir orta noktası?

