Haşmet Babaoğlu

Haşmet Babaoğlu

hasmetb@gazetevatan.com

Televizyon kapanınca hayat açılır mı?

"Bence televizyon müthiş eğitici bir şey" demiş Groucho Marx, "çünkü bulunduğum yerde ne zaman televizyon açılsa, başka odaya geçip kitap okumaya başlıyorum."

Haberin Devamı

"Bence televizyon müthiş eğitici bir şey" demiş Groucho Marx, "çünkü bulunduğum yerde ne zaman televizyon açılsa, başka odaya geçip kitap okumaya başlıyorum."

Demek ki, 1920-30'ların bu ünlü Hollywood ve Broadway komedyeni kitapsever biriymiş.

E, güzel! Güzel de...

Herkesin hayatında televizyondan daha etkili, daha oyalayıcı, daha "büyüleyici" bir şey, mesela okuma sevgisi ve merakı var mı bakalım?

Kaldı ki, Groucho Marx bu sözü 50'lerin-60'ların televizyonu için söylüyor.

Köprünün altından çok sular aktı, ekran dünyası çok değişti, insanın ekranla ilişkisi gelişti, dönüştü...

Groucho Marx'ın böyle dalgasını geçtiği zamanlarda televizyon eğlenceli bir iletişim aracıydı.

Dünyaya açılan pencereydi, işlevsel yanı çok güçlüydü yani...

Bugünse hayatın büyük bir parçası, neredeyse ta kendisi...

Biraz daha gayret edersek yakında biz ona, yani televizyona (ve bilgisayar ekranına) "ek"leneceğiz...

Bugün dünya televizyona açılan bir pencere...

Harta bazı davranışbilimciler iddia ediyorlar ki, bir gün önceden televizyon söyledi diye karın yağdığını, güneşin açtığını, yağmurun dindiğini sanıyormuş çocuklar...

Şimdi kalkıp "Televizyonunu kapat, yaşamını aç" demek kolay ya...

Televizyonu insanlık tarihinde bir milat olarak ele alırsak şöyle sorabiliriz: Televizyondan Önce bir hayat vardı ama Televizyondan Sonra içinde televizyon olmayan bir hayat var mı acaba?..

Çoğunluğun hayatından televizyonu çekip çıkardığımızda hayatlarında iş güç hariç dişe dokunur bir şey kalır mı acaba?

Belki tek tek yaşayıp görmemiz gerek...

Belki ekranın mavi beyaz ışığında gözleri kamaşan bir hayvan gibi hayat da kuytulara kaçmıştır, gidip oradan çıkarmak gerekir?

***

Her yıl 25 Nisan -1 Mayıs arasında insanlar televizyonlarını kapatmaya çağırılıyorlar. İlk olarak ABD'de örgütlenen ve 9. yılını dolduran bir kampanya bu.

"Turn off TV" kampanyası bizde de birçok sivil toplum kuruluşunun katılımıyla ve Tüketiciler Birliği' nin önderliğinde yürütülüyor.

Bu yıl 4. kez Türk halkına "televizyonu kapıyor, yaşamı açıyoruz" sloganıyla sesleniliyor.

Televizyonsuz geçecek bir hafta boyunca hobilere ağırlık verilmesi, kitap okunması, insanlarla ahbaplığın yeniden farkına varılması isteniyor.

Esas amaç televizyonsuz bir hayatın mümkün olduğunu göstermek...

Mümkün tabii fakat öyle mi olmalı?

Televizyonu hayatımızdan çıkarmak biraz gereksiz bir çilecilik, biraz "Yeni Çağ İnanışlarına uygun bir sofuluk ve militan bir sırt çeviriş değil mi?

İtiraf edeyim ki, bazı aydınların televizyon aygıtını evlerindeki salondan alıp kilere kapatmalarında; bir televizyon programından her söz edilişinde küçümser bir tavırla burun bükmelerinde "rahatsız" bir ruh hali buluyorum.

Sanki televizyon onlara "yüz vermiyor" diye bozuluyorlar...

Sanki hasetle, öfkeyle "Beni tanımayanı ben de tanımam" der gibiler...

***

Kötü olan nedir?

Her türden bağlılığı, her türden sevgi ilişkisini kölelik haline getirmektir...

Ama nefret de toptan ret de kötüdür, nefret ve ret en az kölelik kadar berbat bir "hapishane" dir.

Televizyona köle olmak acıklı bir insan halidir. Ama ondan tiksinmek de, onu hor görmek de acıklı bir "kaçış"tır...

Modern insanın televizyonla derdi, ekran başında geçirilen saat oranlarıyla anlaşılamaz.

Neden ekran başında o insanlar? Onu sormak gerekir.

Televizyon basit bir hipnoz aleti değildir.

Şunu anlamalıyız; hayatında televizyondan daha iyi, daha renkli, daha "içerikli," daha "zengin" bir şeyler olan hiçbir insan ekran başına kilitlenmez...

Sevgilisi çay bahçesinde beklerken televizyon izlemekte inat eden kaç genç vardır Allah aşkına?

Mahalle arkadaşları top sahasında beklerken ekran başında kalmakta direnen kaç çocuk vardır?

Ama ya sevgili yoksa, ya çay parası yoksa, ya top oynamak artık can sıkıyorsa?..

Doğrusu, "televizyonu kapat, yaşamı aç" kampanyası işte bu yönüyle korkutuyor beni!

Ya televizyonu daha çok özletir, daha çok sevdirirse, diye...

Teşekkürler
"Selam Olsun O Eşsiz O Yetime" (23. 04. 2005) başlıklı yazım nedeniyle okurlarımdan gelen mektupların, aldığım telefonların sayısını tutmam imkânsız...

Meğer gönüller nasıl da birmiş!

Duygularını, düşüncelerini bu vesileyle benimle paylaşan bütün okurlarıma kalpten teşekkürlerimi sunmak isterim. Her mektubu tek tek yanıtlamak isterdim ama buna vakit ve koşullar el vermiyor.

Allah hepinizden razı olsun, eksik olmayın!

DİĞER YENİ YAZILAR