Haşmet Babaoğlu

Haşmet Babaoğlu

hasmetb@gazetevatan.com

Kendini ve dünyayı nefretle tarif edenler

Medyadan kimileri "Medeniyetlerin çatışmasını önlemek için Müslümanların Müslümanlarla hesaplaşmasını" gerekli görüyor

Haberin Devamı

Medyadan kimileri "Medeniyetlerin çatışmasını önlemek için Müslümanların Müslümanlarla hesaplaşmasını" gerekli görüyor.

"Müslümanların Müslümanlarla hesaplaşması" dedikleri şey Merkez (Batı) ülkeler siyasal-ekonomik refahlarını huzur içinde sürdürsünler diye çatışmanın ekseninin Müslüman toplumlar arasına kaydırılması anlamına gelmiyorsa...

Eğer böylesine sinsi kolonyal hedefler içermiyorsa bu talep, sorun yok...

Müslümanlar birbirleriyle de, başkalanyla da kültürel ve siyasal bir hesaplaşma içine girmeliler. İslam dünyasının bu gecikmiş "iç" sorgulaması artık başlamalı...

Ama... Bir dakika!

Asıl bakıp tartışmamız gereken başka bir şey...

O "şey" dünkü Milliyet'te HSBC bombacısı İlyas Kuncak'ın çocuklarıyla yapılan röportajda açık olarak ortaya çıktı. (Konuya girmeden önce Milliyet'ten Elif Korap'ı gazetecilik başarısı nedeniyle kutlamak isterim.)

İlyas Kuncak'ın 20 yaşındaki kızı Fulya Karakuş ve 17 yaşındaki oğlu Nurullah Kuncak'la yapılan söyleşiyi buraya almaya köşemin boyutları yetmiyor ne yazık ki!

Her şeyden önce çocukların anlattıklarıyla ortaya koyduktan tablo "intihar eylemcilerinin her şeylerini kaybetmiş, çaresiz insanlar oldukları" yönündeki tezi yalanlıyor. Düzenli işleri, dışardan bakıldığında gayet sakin hayatları olan insanlar.

Devlet ideologlarının öteden beri bayıldıkları "kandırılmış insanlar" tezinin de bu "sakin kararlılığa" uymadığı bir kez daha ortaya çıkıyor.

Erkeklerin ev içlerinde kadınlara karşı
çok muhabbetli, dışarda çok sert olduğu;

Maltepe sigarası beğenilmediği için Winston'ın içildiği ama Cola Turka'da ısrar edilen bir ortam...

Şehrin kıyısında ama şehirle uyumsuz; şehir kültürüyle haşır neşir ama bu kültüre hep kuşkuyla yaklaşan bir ortam...

Röportajdan anlıyoruz ki bu ortamın ortaya çıkardığı zihin yapısının en önemli özelliği "BİZ" ve "ÖTEKİLER" ayrımının keskinliği...

Bir "bizden olanlar" (mazlum Müslümanlar) var, bir de ölümlerine hiç ama hiç üzülünmeyenler (Yahudiler, İngilizler vd.) var.

Belli ki, bu iki kesim arasındaki uçurumu sürekli dile getirilen ve biriktirilen zulüm ve adaletsizlik öyküleri derinleştirdikçe derinleştiriyor.

Ve daha ilginci de şu: Şehirde gerekmedikçe dolaşmayı sevmeyen, camide namaz kılmayan bu insanlar uluslararası bağlantılar kurarak o ülkeden bu ülkeye gidip duruyorlar.

Yani bu bütün dünyaya uzaktan bakarak seven ve nefret eden zihin yapısı başka ülkelerdeki benzer zihinlerle temasa geçiyor, işbirliği yapıyor, eylem üretiyor.

Şimdi o başta sözünü ettiğim "şey" e dönüyorum.

Hep siyasetler üzerinden konuşuyoruz ve o zaman olup bitenin yarısını anlıyoruz.

Fakat İlyas Kuncak'ın kızını ve oğlunu dinlediğinizde çırılçıplak biçimde İNSAN'la karşılaşıyorsunuz.

O İNSAN'ın 1995'te Oklahoma Eyalet Binası'nı havaya uçuran ve 168 kişinin ölümüne yol açan çiftçi genç Timothy McVeigh ile ne kadar ortak yanları olduğunu görüyorsunuz.

Birdenbire İslam - Hıristiyanlık veya Doğu - Batı ayrımları silinip gidiyor.

Aynı serinkanlı nefret ve aynı katı bağlılığı görüyorsunuz.

Şehirlerin sofistike kültüründen uzaklık; sorgulamaksızın inanma; zengin fikir yürütmelerden ve kültürel "terbiye"den uzak bir samimiyet...

Hepsi aynı...

Timothy McVeigh fundamentalist ve anti-Şemitist Hıristiyandı. Kuncaklar ise gayet iyi bildiğimiz gibi, fundamentalist ve anti-Semitist Müslümanlar...

Demek ki başka şeyleri de konuşmamız, tartışmamız gerek artık...

Sözgelimi aylardır A. Turan Alkan modern siyasal İslam'da köylülüğün fendinin nasıl şehirlerin (Medine-Medeni) İslamını yendiğini anlatıp sorguluyor. Kaç kişi dikkatle izliyor Alkan'ın bu yazılarını merak ediyorum?

Yalnız bizde değil, bütün dünyada böyle..

Batı'nın ağır ekonomik ve askeri saldırısının Müslüman toplumlarda siyaseti kaba, çorak ve hoyrat bir alana doğru ittiğini görmemiz gerekiyor.

Sonra şu teröristlerin çaresiz, her şeyini kaybetmiş insanlar olup olmadığı konusu...

Oysa hiçbir şeyi olmayanların ve yoksulların siyaseti de olamaz. Bu, modern medya efsanelerinden biridir...

Ölümüne yıkıcı-terörist kültür ve eylem ise yoksullardan değil, yoksunlardan çıkıyor. Görmemiz gerek bunu.

Şehrin içinde olup şehre dahil olmayanlardan; dünyanın göbeğinde olup dünyaya kabul edilmeyenlerden lojistik destek alıyor terör. Kendini çaresizlikle değil, nefretiyle tarif edenlerden geliyor.

Bunu anlamamız gerek.

DİĞER YENİ YAZILAR