Gazetevatan.com » Yazarlar » Apartman için de medeniyet demişlerdi...

Apartman için de medeniyet demişlerdi...

22 Ekim 2013 Salı


Gezi’ni ağaçlarından sonra şimdi de ODTÜ’nün ağaçları. Halbuki mesele olarak üstelik daha vahim olarak- 3. Köprünün ağaçları da var.. Daha doğrusu vardı. Artık yok.

Başbakanımız “yol medeniyettir” retoriğini benimsemiş. Durmadan bunu söylüyor. Yolları o kadar seviyor ki gerekirse “cami” bile yıkabileceğini söylüyor.

“Yol” elbette “medeniyet”tir. “Yol medeniyet değildir” diyen yok zaten. Ancak biz Türkiyelilerin yaptığı yollarda bir “medeniyetsizlik” var.

Türkiye dünyanın en abes yollarının yapıldığı bir memleket. Medeniyeti getireceğim diye daha önceki tüm medeniyetleri silip süpüren, son derece çirkin yapılar.

Trabzon’un “üstünden” geçen bir yol vardır mesela. Ahali “tanjant” der bu yola. Görmeden korkunçluğunu anlamak zor. Şehrin tepesinde, tepesinde derken az biraz dışında yamaçlarda falan değil, hakikaten başının üstüne, olamaz çirkinlikte bir garabet! Godzilla gibi şehrin üzerinde çöreklenmiş, akıllara seza bir yapı. Bir şehir ancak bu kadar güzel katledilirdi. Trabzon’a getirdiği medeniyetten tümüyle şüphe içindeyim açıkçası... O egzoz yağmuru ve gürültüsü altında hangi “medeni yaşamdan” söz edilebilir bilmiyorum. Daha beteri İstanbul Mecidiyeköy’ün üstünden geçen E5’tir. Kimse bana bunun medeni, insani ve sıhhatli bir çözüm olduğunu söylemesin.

Dalan’ın yaptığı Tarlabaşı Bulvarı da benzer bir faciadır. O da bu “medeniyet”i çok sevmişti. Cami değilse bile yüzlerce güzel binayı yıkıp şehrin ortasından bir “otoyol” geçirmeyi başarmıştı. O yol yüzündendir ki Beyoğlu bıçak gibi ikiye bölünmüş, üst taraf gelişip güzelleşip medenileşirken, alt taraf bir suç bataklığına dönüştü. Şimdi, “çılgın” dönüşüm projeleriyle o bölüm de medenileştirilmeye çalışılıyor. Hâlbuki o berbat otoyol kesmeseydi, yukarının temizlenip paklanmasından orası da nasibini alacaktı. Keşke Taksim’i yayalaştırma projesine, Tarlabaşı Bulvarı da dahil edilseydi. Bulvar adı verilen (ama olmayan) o berbat otoyol da yer altına inseydi. Yukarısı ve aşağısı eski günlerdeki gibi “bir” olsaydı. Kalan boşluk park, bahçe olsaydı. Bari.

***


Çine Yatağan arasındaki otoyolda seyreden dikkatli gözler ufak köprüler görür. Tabela olmadığı için bu eskiden kalma masal köprülerinin manası bilmez. Halbuki aracınızdan inip o köprülerin üzerine çıkarsanız o köprülerin bir yolun parçası olduğunu fark edersiniz. Türkiye’de sağlam kalabilmiş eski bir İngiliz yolunun parçalarıdır. Otoyol yapılırken kimse “yahu burada eski bir yol var. Bu aslında çok değerli bir şey. Anıtsal binalar var ama taş döşeli 200 küsur yıllık sağlam bir yol yok. Bunun arkeolojik değeri vardır” dememiş ve s’ler çizerek devam o yolun üstüne, dolar işaretinin ortasındaki çizgi gibi yeni yolu yapmıştır. Bırakılsaydı dünya çapında bir yürüyüş yolu olurdu. Binlerce insan gelirdi. Likya yolu gibi olurdu.

Her seferinde içim cız eder. Yol biraz kaydırılsaydı, biraz daha uzatılsaydı o yol kalırdı. Ama heyhat! Yol medeniyettir!

Elbette yol medeniyettir ama bu “yollar” değil. Eski medeniyetleri silip süpüren, ormanları, şehirleri katleden yollar medeniyet değildir. Bir zamanlar “apartman medeniyettir” denirdi. Bütün köşk ve neoklasik binaları çatır çatır yıkıp yerine berbat betonarmeleri yaptılar. Şimdi eski fotoğraflara bakıp bakıp hayıflanıyoruz, “bunu nasıl yaptık?” diye. Son kalan eski binaları restore edip ışıklandırıyoruz. Ormanları da böyle mi yapacağız? Son kalan ağaçları tamir edip ışıklandıracak mıyız?