Gazetevatan.com » Yazarlar » Çakma anneye sık sorulan sorular

Çakma anneye sık sorulan sorular

02 Ağustos 2013 Cuma


Soruyorlar: Evlatlık çocukla “yabancılık” ne zaman bitiyor diye.

Cevap: Öpüp koklamaya başlayınca! Göbekten başladım... Gıdıya gelince tamam bitti! Ense kokusunu da iki kere derin derin içime çekince, işlem tamamlandı.

Soruyorlar: Kaç ay veya hafta sürüyor alışmak?

Cevap: Ne haftası! 3 bilemedin 4 gün. İtiraf edeyim sandığımdan çok daha kısa sürdü. Ben bile şaşırıyorum kendime.

Soruyorlar: Kurumdan aldığından beri değişti mi bebek?

Cevap: Hem de nasıl! Durgun, tepkisiz bir çocuktan kıpır kıpır, güleryüzlü, neşeli bir velede dönüştü. Doktor “bol bol uyaran olsun etrafında” demişti ben suyunu çıkardım, lunapark tadında bir hayat sundum ona... 15 günde 5 şehir!

Soruyorlar: Velet beni tanıyor mı?

Cevap: Düne kadar tanımadığını sanıyordum. Kokumu tanısın diye bol bol koynuma sokuyordum falan ama yine de bir ayrıcalığım olmadığını sanıyordum. Dün, bir kedi gelip pati atınca hafiften korktu, kimse teselli edemezken ben kucağıma alır almaz sustu. Demek onun için bir buçuk ay gerekiyormuş.

Soruyorlar: Bu kadar büyük sorumluluk ağır değil mi?

Cevap: Yahu hamile veya doğurmuş kadınlara aynı soruyu soruyor musunuz? Peki hadi edepli edepli cevabımı vereyim: Hayır. Ağır gelmiyor. Aksine “bir” babadan “bir” aile kurumu içinde yapacağım bir çocuktan çok daha “hafif” geliyor. Zira bu çocuğun benim indimde hiçbir “bagajı” yok. Bana ne sevdiğim ve/veya bir zamanlar sevdiğim ve/veya artık yüzünü bile görmek istemediğim bir erkeği hatırlatıyor ne bu erkekten babalık/nafaka/çocuğun okul parası gibi bir beklentim var... Kimseyle “çocuğu yetiştirme” konusunda kavga etmeyeceğim. Kimse “hop.. nereye bacım?” diye bana hesap sormayacak. Kime ve neye benzeyeceğine dair en ufak bir fikrim ve “endişem” yok. (Car car hala, gerizekalı dayı, tuhaf amca...Böyle biyolojik akrabaları varsa bile tanımıyorum) Bu çocuğa “süper/ileri/manyak ötesi” bir eğitim, zengin/ultra lüks bir yaşam vaadim yok. Ona vermek istediğim tek şey huzurlu, güven dolu bir arkadaşlık ve iyi hatırlayacağı bir çocukluk. Bu Türkiye’de mi olur, Hollanda’da mı olur veya Uganda’da mı olur bilemem. Başbakan madem bizi tak tak tak işten atıyor... Eh o zaman biz de pılımızı pırtımızı alır gideriz dünyanın bin bir ülkesinden birine... (Uganda’yı şaka olsun diye demedim. İki sene önce gitmiş ve çok sevmiştim..)

Soruyorlar: “Başkasının çocuğu” olduğunu öğrendiğinde ya çeker giderse, ya ailesine dönmek isterse? Veya hayatı sana zindan ederse?

Cevap: İnsanın kendi çocuğu da çekip gidebiliyor. İnsanın kendi çocuğu da hayatı zindan edebiliyor. Bu bir nasip, kısmet meselesi. Bir gün bu olabilir şu olabilir diye şu an ŞU yaşadığımız mutluluğu birbirimizden almaya hakkımız var mı endişe ve vesveselerimiz yüzünden?

Soruyorlar: 40 yaşından sonra üstelik “solo” anne olmak zor değil mi?

Cevap: Hayır. Asıl şimdi kolay. Şu saate kadar gitmediğim yer, yapmadığım şey kalmadı. Arkadaşlar bir yere gittiğinde “ben gelemem, bebiş var” demek bana hiç koymuyor. Aklım hiçbir yerde kalmıyor. Zaten erkenden uykum geliyor. İyi yani böyle...