Gazete Vatan Logo

Yok artık diyeceksiniz!

Kezban Hatemi'nin oğlundan çarpıcı sözler: 'Annem beni akıl hastenesine kapattı!'

Türkiye'nin en önemli boşanma avukatlarından Kezban Hatemi'nin oğlu Mehmet Ali Hatemi, Hürriyet Gazetesi'nden Melis Alphan'a konuştu. Oğul Hatemi, annesinin kendisini zorla akıl hastanesine yatırttığını söyledi.

Zorla uyutuldu. “Tarkan’ın menajeriyim” diyen, çakmakla kendini yakmak isteyen, babasından 20 yaş büyük olduğu halde ‘Beybaba’ diye hitap edenlerle aynı hastanede yattı. Peki bunlar neden başına geldi? Ben hiçbir yorum yapmayacağım. Türkiye’nin en ünlü boşanma avukatı Kezban Hatemi’nin oğlu Mehmet Ali Hatemi size son bir buçuk yıldır yaşadığı kâbusu anlatacak. “Yok artık” diyeceksiniz.

Annenizle öteden beri nasıl bir ilişkiniz var?- Annem hükmedemediğiyle ilişki kurmaz. Doymayan bir egosu var. Hayatta en gelemeyeceği şey ona tabi bir insanın hegemonyasından çıkması.

Ailenizin zoruyla mı hukuk okudunuz?-
Tıp okumak istiyordum, “Tek evladımızsın, bir imparatorluk kurduk, sen devam ettireceksin” dediler. “Türkiye’de terör var” diyerek beni İsviçre’ye gönderdiler, sonra “Terör arttı. Dönme” diyerek İngiltere’ye yolladılar. Bu sefer başka şey okumak istedim, izin vermediler. 1991-2001 arası hiç dönmeden yurtdışında hukuk okumak zorunda kaldım.

Dönünce?
- 2001-2004 arası hiçbir kız arkadaşıma izin verilmedi, aileleri arandı, rezaletler çıkarıldı. 2004’te ortak tanıdıklar “Seni görücü usulü evlendirecekler” dedi. Staj yaparken tanıştığım, tam da ailemin kriterlerindeki Aslı Çelik’i bu olaya mani olmak üzere tanıştırdım. 6 aya evlendik. 2009’a kadar hayatım annemin güdümünde, annem, ben ve eşimin birlikte çalıştığı ve her gün didiştiği bir ortamda geçti. Bu arada birer yıl arayla ve şimdi 9 aydır bana gösterilmeyen iki çocuğum oldu.

Annenizin çocuklarınızla ilişkisi nasıl?
- Çocuklarım yeni deneme tahtaları. Bir tatilde Emir’e bir şey aldım, kırdı. İkinciyi aldım, onu da kırdı. “Emir artık yok sana” deyince 4.5 yaşındaki çocuk dişlerini sıkarak “Her isteğim olacak, bunu babaannem söyledi” dedi. “Anne sen böyle demişsin. Doğru mu?” dedim. Çocuğun önünde “Onun her istediği olacak, ona kızılmayacak, evimde her şeyi kırabilir, yakabilir, yırtabilir” dedi.
Annem her gün bizdeydi. Çocuklar bizim çocuğumuz gibi olamadılar çünkü muayenelerinden sağlık sigortalarına, yediklerinden giydiklerine çocukların her şeyi en lüks seviyede annem tarafından karşılandı. Annemin üzerine olan evde oturuyorduk. Evliliğim boyunca eşim ayrı ben ayrı Kezban Hatemi’den Türkiye standartları üzeri maaşlar aldık. Eve ve çocuklara katkı sağlamamıza gerek yoktu. Bunlar annem tarafından dikte edilerek karşılandı.

Babanız hiç müdahil olmuyor mu?
- Basından Hüseyin Hatemi’yi siz ne kadar tanıyor ve seviyorsanız, ben de o kadar tanıyor ve seviyordum. Küçük yaştan itibaren kendisiyle hiçbir baba-oğul ilişkisi kuramadık. Annemin bana karşı zulümlerini hiç dizginlemedi. Meydanı boş bıraktı.

Bu duruma isyanınız ne zaman başladı?
- İsyan etmedim, 2009’da yakalandığım kanser sonrası hayatı sorguladım. Gayrettepe Florance Nightingale’de tümörüm alındı. Sonrasında Prof. Dr. Sait Okkan gözetiminde bir aylık radyoterapi yetti. Tedavi sürecim o sırada bitti. Başta 3.5 ayda bir, sonra 6 ayda bire düşen, en son yılda bire düşecek tetkiklerim 2015’e kadar sürecek. 2015’e kadar nüksetmezse “Yendin” denecek.

Anneniz o dönemde yumuşadı mı?-
Doktorlar “Stresten uzak dur” dedi. Tek yolu annem ve eşimle aynı çatı altında çalıştığım hukuk mesleğini terk etmekti. Annemin yakın dostu Hikmet Mizanoğlu’nun “Gel sanat galerisi kuralım” demesi üzerine kanser olmasam asla izin vermeyecek olan annem maddi desteğini esirgemeyerek sanat galerisi kurmama olanak sağladı. Meğer Mizanoğlu kâğıt üzerinde ortağım ve annemin başıma diktiği bir gözetmenmiş.

Avukatlığı tamamen bıraktınız mı?
- Annem “Oyalansın biraz” diye düşünüyordu. Uzun bir ara verecektim, belki 5-10 yıl. Nasıl olsa o yıllarda tuzum kuruydu.

Annenizin sizi hukuka aykırı olarak hastaneye yatırdığını iddia ediyorsunuz. Olaylar nasıl bu hale geldi?
- Annemle hep fikir ayrılığı yaşardık. Dediğim gibi, o yakınındaki insanların kendi kontrolünde olmasını ister. Yakın zamana kadar benim için de böyleydi. Kansere yakalandıktan sonra, hayatımda yeni bir sayfa açmak istedim. Kendi tercihlerimle var olacaktım. Annemin benim için seçtiği işi yapmayacaktım. Yapmadım da. Ve artık, mutlu olmadığım halde çocuklarım için sürdürdüğüm evliliğimi de sonlandıracaktım. 2012 başı itibariyle evliliğimin elle tutulur bir yanı kalmamıştı. Cesaretimi topladım, Türkiye’nin en ünlü boşanma avukatı olan anneme “Senden yeni kuracağım hayatla ilgili maaş, harçlık, destek almayacağım. Artık kendi ayaklarım üzerinde durmak, hastalığımın nüksetmesine neden olacak öğeleri bir araya getirmek istemiyorum. Evliliğimi de devam ettirmek istemiyorum” dedim. Onay veren annem ertesi gün beni çağırıp “Babanla istişare ettik. Bu yaşımızdan sonra torunlarımızı mumla aramak istemiyoruz. Sana destek verirsek Aslı bize torunlarımızı göstermez” dedi. Bunun üzerine gidip eşimle konuştum. Yüzüğü çıkardım, “Bu işi kafamda bitirdim. Maddi manevi seni ve çocukları asla mağdur ettirmeyeceğim” diyerek evi terk ettim.

Nereye gittiniz?
- İki gece annemde kaldım. Korkunçtu. Sıkıntı ve stresten uzak kalmak için evi terk etmiştim ama annem ve babam daha da beterdi. Onlara karşı çıktığım için olayı kişiselleştirmişlerdi. Katlanamadım, bir otele yerleştim. Ertesi akşam oda telefonu çaldı, resepsiyon müdürü “Odanıza silah kabzası gösteren, polis olmadığına emin olduğumuz insanlar çıkmak için diretiyorlar” dedi. Bir telefon daha: “Yakındaki gece kulübünün korumalarını alıp geldiler, onlar da çıkmak istiyor. Ellerinde vesikalık resminiz var. Belli ki takip edilmişsiniz. Annenizin sizi merak ettiğini söylüyorlar” dedi. İstanbul’dan bir süreliğine ayrılmaya karar verdim.

Şimdi kız arkadaşınız olan Zeynep Hanım’la o zaman tanışıyor muydunuz?
- 2010’da bir dost ortamında tanıştık. Hiç baş başa kalmayıp görüştüğümüz birkaç günden sonra 2012 Mayısı’na kadar ne konuştuk ne görüştük. 2 yıl sonra Sait Mingü’nün sergi açılışına ortak arkadaşımızla geldi Zeynep. Hatta ben onu hatırlamayarak, arkadaşımın nişanlısı sanıp herkese öyle tanıştırdım. Arkadaşım düzeltince de Zeynep’i arattırıp özür diledim. Çünkü numarası dahi bende yoktu. Uzun müddet dost kaldık. Bizi duygusal anlamda yakınlaştıran olay hastanede yaşananlardır.

“KEZBAN HATEMİ İŞİN İÇİNDEYSE BİR BİLDİĞİ VARDIR”

Ve siz Güney’e gittiniz.
-
Pazartesi İstanbul’a döndüm. Galerime gittim. Kapıcı “Ali Bey sizi karanlık tipler sordu” dedi. Aşağı indim. “Buyrun beyefendi” dedim. Sivil kıyafetli adam polis rozeti gösterdi. “Mali şube. Emniyet’e gelip ifade vereceksiniz” dedi. “Bir avukatı yanında başka bir avukat, savcı ve mahkeme kararı olmadan götüremezsiniz” dedim. Diğer sivil polisleri alarak benimle galeriye çıktı. Sonra içeri yine bir sivil kişi geldi ve omzumu sıkarak “Kanser tedavisini reddetmişsiniz. Bu suç. Bizimle merkeze geleceksiniz” dedi. Çok sonradan onun karakol amiri olduğunu öğrendim.

Anlattığınız kadarıyla tedaviniz bitmişti ve tetkikleriniz sürüyordu. Böyle olmasa bile tedaviyi reddetmek suç mu?
- Herkes tetkiki de tedaviyi de reddetme hakkına sahip. Bu kişinin kendi vücut bütünlüğü. Ben hiçbir şeyi hiçbir zaman reddetmediğim gibi böyle deli saçması bir suç da olamaz. O gün yanına gitmek üzere sözleştiğim annemi aradım, açmadı. Avukat ve tek gerçek dostum olan Zeynep’i aradım. Zeynep bana bir avukatın numarasını yolladı. Avukat bey, “İki avukat yolluyorum. Onlar adımını atmadan ne ifade ver ne de yola çık” dedi. Zeynep, Baro Avukat Yardım Ünitesi’nden yardım istedi, barodan da bir avukat geliyordu. Bu arada galerideki odama kapanan polislerin aralarında konuştuklarını yardımcım anlattı; “Annesi, babası ve eşi yapmış bunu. Vesayet altına alınmaya çalışılıyor” gibi laflar. O sırada Baro Yardım Şubesi’nden gelen avukat “Kezban Hatemi işin içindeyse bir bildiği vardır” dedi. Diğer iki avukat, ardından ellerinde bir kâğıtla iki polis daha geldi. Avukat elinde kâğıtla şöyle dedi: “Ali Bey bu halis munis, hâkimce imzalanmış bir mahkeme kararı. Anladığım kadarıyla tamamen hukuksuz. Aileniz sizi özel bir akıl hastanesine zorla yatırma kararı almış. İçeridekiler zor kullanacak. Cüzdanınızı ve telefonunuzu burada bırakın çünkü orada yasak.”
Avukat beyi aradım, “Kezban Hatemi deyince akan sular durur” dedi. “Niye çok mu seversiniz?” diye sordum, “Bir sevgisizliğimiz yoktur ama sayarız” dedi.
10 polis beni bir Doblo’ya bindirip özel bir akıl hastanesine götürdüler.

‘AKLİ DENGESİ YERİNDEDİR!’

Birini kendi rızası olmadan akıl hastanesine yatırmak bu kadar kolay mı?
-
Yatırabilmek için topluma tehlike oluşturduğunu ispatlamaları lazım. Önceden bir psikiyatr veya psikoloğun teşhis koyması, bazı ilaçların zerk edilmiş olması lazım. O günden evvel hayatımda psikolog veya psikiyatr görmedim.
Bu özel akıl hastanesinde ilk yedi gün ‘1. Erkekler’ adlı birimdeyim. 5 metrekarelik, demir parmaklıklı küçücük penceresi olan bir odada kaldım. Bakırköy’de çalıştığı için arada bir bu özel akıl hastanesine gelen yetkili doktor “Aileniz tarafından panik atak, hipertansiyon, majör depresyon teşhisleriyle getirildiniz. Tetkik sürenize biz karar veriyoruz” dedi. İlk akşam enjektörle damar yolu bulmaksızın kanser tetkiklerim yapıldı. Daha sonra da zorla uyutuldum. Diğer günlerde de ne olduğunu açıklamadıkları bir ilaç almak zorunda kaldım.
Korkunç tiplerle beraberdim. Babamdan 20 yaş büyük bana “Beybaba” diyen bir adam; “Tarkan’ın menajeriydim, Serdar’a geçtim, şimdi de Arto’ylayım” diye gece uyurken yanımda biten bir adam; arya söyleyenler; çakmakla kendini yakmak isteyenler...
Ortak avluya çıkmama bile izin yok. Okuyacak, yapacak hiçbir şey yok, sürekli Kral TV açık, koridora çıkmanın bile saatleri var.
Sonradan öğrendim ki orada yatmama hastane karar vermemiş. Annem “En kötü birimde tutun, burnu sürtsün” demiş.

Dışarıdan kimseyle görüşemiyor muydunuz?- Dışarıyla irtibatımı kiminle sağlamak istediğimi sordular. Yardımcım İsmail’i söyledim.

Peki bu özel akıl hastanesinde sizin raporda belirtilen rahatsızlıklara sahip olmadığınızı anlamadılar mı?- Hastanede asla önceden tanımadığım ama Hipokrat yeminine başından beri sadık doktor hanım beni beşinci görüşünde şöyle dedi: “Hastaneye girmenizi sağlayan raporda adı geçen hastalıklara ilişkin hiçbir bulguya rastlanmadı ama size inatla 40 yaş bunalımı ilacı veriliyor. İş etiğim gereği şimdiye kadar sustum. Birkaç arkadaş daha aynı kanaatteyiz. Dişinizi sıkın, başhekimle konuşup bu bulgularımızı ileteceğiz” dedi. Yedinci gün aynı şartların devam ettiği ama daha medeni bir birime alındım.

Bu arada anneniz hiç sizi görmedi mi?
- 10’uncu gün yardımcım İsmail “Zeynep Hanım Çağlayan Adliyesi’nde bekliyor. Karara itiraz için 10 günlük hak düşürücü süreniz var. Her sayfasını imzalamanız için bir dilekçe yazdı” dedi.
İmzalarken bir anda annem belirdi. “İmzaladığın ne?” dedi. “Anayasal hakkım” dedim. “Göreceğiz o anayasal hakkı” dedi. Meğer doktorların itirazı üzerine yetkili doktor o gün annemi çağırmış. Birlikte odasına girdik. “Sizin ve hocamın medyatik kişiliğinizden yola çıkıp size inandık, güvendik ve beyefendiyi buraya yatırdık, tetkik süremizi de uyguladık. Ama bütün hastane bana karşı ayaklandı çünkü bu bulguların hiçbiri Ali Bey’de yok. O yüzden bir daha böyle bir kuruma da girmesini engelleyecek şekilde ‘Akli dengesi yerindedir’ raporu vererek kendisini taburcu etmek zorundayız” dedi. Annem döndü, “Lütfen, hâkime burayı özel hastane diye seçtirdik. Parasını ödüyoruz, tutabildiğiniz kadar tutun çünkü o kanser hastası. Ne kadar yaşayacağı belli değil zaten” dedi.
Doktor Bey “Çıkarmak zorundayım. Böyle birini Bakırköy’e yatırsaydınız ertesi gün çıkarırlardı. Biz tutabildiğimiz kadar tuttuk” dedi.
Annem odadan çıkıp İsmail’i aramış, “Bulunduğun yerde kal” demiş. Yanına gidip dilekçenin her sayfasını yırtarak “Bu da Ali’nin anayasal hakkı” demiş.

“ZEYNEP’LE HASTANEDE KENETLENDİK”

‘Medeni birim’ nasıldı?

- Şartlarım devam etti; cüzdan, telefon yok, yine dışarıyla tek irtibatım İsmail. “Zeynep ziyarete gelecek” diye haber verdi. Zeynep geldi, karşılıklı ağlaştık. İki dakika geçmeden kapıdan Zeynep’in eski patronu girdi. Annem aramış “Senin yetiştirdiğin kız oğluma musallat oldu. Beni kurtar” demiş. O da söz vermiş, “Bitireceğim” demiş. Halbuki o ana kadar Zeynep’le aramızda o anlamda ciddi bir şey de yok. Hastane dönemi bizi kenetledi, “Ben ne yapıp edip bu kızla evleneceğim” diye orada dedim.
Bu arada annem, annemin çevresi sürekli Zeynep’in İzmir’deki ailesini arayıp hakaret etmiş, tehditler savurmuş.

Hastaneden çıkınca olup biteni öğrendiniz mi?-
İnsan hayatıyla ilgili böyle bir karar ancak Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir devlet hastanesinden alınan raporla ve o kişinin yargıç huzurunda dinlenmesiyle alınabilir.
Güney’e gittiğim gün, annem, babam ve eşim hayatımda adını duymadığım bir hastaneye gitmiş. Adı Avrupa Florence Nightingale. Benim ameliyat olduğum Gayrettepe Florence Nightingale değil. İsimleri aynı ama benim gittiğim, 6 hastaneden oluşan grubun üyesi olmayan bu hastane İstanbul Bilim Üniversitesi’ne bağlı.
Bu hastanede Prof. Dr. Çavlan Çiftçi adlı kardiyologdan şöyle bir rapor almışlar: “Hastanemizde kanser tümörü operasyonu, hipertansiyon, panik atak, majör depresyon tanılarıyla son bir yıldır izlenmekte olup tedavilerine gelmemiştir.” Başına da “İlgili makama” yazmış. Rukiye Özer adlı hâkim de hastayı çağırmadan böyle bir mahkeme kararına imza atmış.
Annem talebinin altına bir de “... adlı özel hastaneye yatsın” yazmış. Yasalar gereği, yatıranın hastaneyi seçememesi lazım.

Hastaneden çıkar çıkmaz ne yaptınız?-
Bir avukat buldum. Ona “Evden çıkış nedenim Zeynep değil, annemle bir görüşme ayarlayabilir misiniz?” dedim. Bir hafta sonra avukat aradı, “Swissotel’in lobisinde bekliyoruz” dedi. Gittim, mirastan feragat etmemi istediler. “Akıl hastanesinden çıktım, üstüne adım atıp mirastan mı feragat edeceğim? O ıskat ediyorsa etsin” dedim. Annem “Tam da o yüzden feragat etmeni istiyorum. Çünkü biz Emir ve Zeynep’i torun kabul ediyoruz. Sen iblisle torbaya girdin. İblis tohumlarından Emir ve Zeynep’i korumak için feragat edeceksin!” dedi. Orayı terk ettim.

9 Mayıs’ta ailenize ceza davaları açtınız. Bunun nedeni ne?
- Bize yapılan akla hayale sığmayacak zulümlere direnç gösteriyorduk. Aslı’nın avukatı aradı, avukatsız görüşme talep etti. Buluştuk. İlk cümlesi şu oldu: “Malum bu akıl hastanesi olayı oldu. Boşanma ısrarını sürdürürseniz aileniz sizi vesayet altına alacak” dedi. “Toplum ve çevresi için tehlike teşkil ediyor, ailesine zarar veriyor” diyerek yine hukuksuz yolla bir mahkeme kararı aldıracakları anlamına geliyordu. Dava açtım. Hüküm giyeceklerini sanmam ama inşallah adalet yerini bulur. Asıl amacım bunlarla maddi manevi bağım kalmadığını göstermek. Çünkü bu kadar zulmü hiçbir anne-baba çocuğuna yapmaz. 9 Mayıs’ta Zeynep’le “Seviyoruz işte, var mı diyeceğiniz?” dedik.
Kaybedecek hiçbir şeyim yok. Kazanacak tek şeyim de Zeynep. Biz bu işe 5-6 yıl değil, 60 yıl da olsa baş koyduk.
Gölge etmeyin, başka ihsan istemiyorum.

Şimdi nasıl geçiniyorsunuz?-
Evden ayrıldığımda 5 liram yoktu. O andan itibaren Hatemi soyadı taşıyan birinden ne 1 kuruş aldım ne de 1 lira birikimim vardı.
İki değerli saatim vardı. Saatlerden birini yardımcım İsmail’in maaşını ödemek için, diğerini ise ekim, kasım ve aralık aylarını geçirebilmek için sattım.
Bu arada galerimi elimden aldıklarında toplamı 10 bin TL’yi geçmeyen tablo satışıyla ve bir Fransız tablomu 15 bin TL’ye Antik AŞ’de sattırarak yaşadım. Ayda 2-3 bin lira kazanıyor, bunu Zeynep’imin 2500 liralık maaşına ekliyorum; birlikte mütevazı ama mutlu yaşayıp gidiyoruz.
Bu süreçte minnet borcumun oluştuğu bir-iki de dostumun maddi desteği sayesinde onurlu ve gururlu yaşıyorum ilk defa.

Son bir buçuk yıla baktığınızda ne görüyorsunuz? - Genç yaşta kefeni yırttım. Hayatı, geçmiş gelecek olgusunu sorguladım. Tek suçum, kendi seçimlerimle yaşamayı istemekti. Zeynep aynı havayı solumaktan en keyif aldığım, beni ben olduğum için seven; bu kadar zulme, tehdide, haksız suçlama ve iftiralara rağmen terk etmeyip maddi manevi desteğini zulüm arttıkça da arttıran bir tanrıça.
Annemin durumu asla, yıkılacak olan bir yuvayı kurtarmaya çalışırken hatalar yapan çaresiz anne olarak algılanmasın. Onun derdi kendi itibarı ve egosu.

Mehmet Ali Hatemi’nin notu: Verdiğim röportaj, açmış olduğum basın ve manşet yasağı bulunmayan ceza davalarının konularına ilişkin olup, ben Avukat Ali Hatemi ve de avukatlarım Av. Levent Turgut Karakoç ve Av. Derya Güler tarafından revize edilmiş olup, kanaatimizce boşanma davasının yayın yasağını ihlal etmemektedir.

Haberin Devamı