Gazetevatan.com » Yazarlar » İkna etmek iletişim değildir

İkna etmek iletişim değildir


Kişisel görüşlerimiz doğrultusunda başkalarını ikna etmek önemli bir iletişim dili olarak kabul edilir. Ancak ikna etme çabası gündelik hayatta birtakım problemlere yol açabilir.

Sıkça dile getirildiği için normalleştirdiğimiz ilişki biçimlerimizi ve tepkilerimizi sorgulamak çoğu zaman aklımıza gelmez. Elbette iknanın hayatımızda yeri vardır. Özellikle profesyonel dünyada ilişkilerin çoğu iknaya dayanır. Ancak, yine de bir durup düşünmek gerek. İkna gerçekten bir iletişim dili midir? Profesyonel dünyada iknanın yeri olsa da günlük hayatın her yerinde hep birilerini ikna etme çabası, bir çok sorunu bünyesinde barındırır. Gerçekten de neden iknaya ihtiyaç duyarız? Birlikte üzerinde düşünelim…

İkna neden gerçek anlamda bir iletişim değildir?

Karşımızdakini ikna etme çabalarımızın kendine özgü dinamikleri var. Bu dinamikleri gözden geçirdiğimizde bizim için ilgi çekici sonuçlar çıkar…

İkna gerçek anlamda bir iletişim değil, savaştır. İkna etmedeki temel hedef, karşıdakini öyle veya böyle yenmektir. Bu anlamda, bilgilerin ya da görüşlerin doğruluğundan çok ikna tekniklerini kullanarak sonuca gitmek esastır. Çoğu zaman hedefe giden her yol da mubahtır. İletişim süresince karşısındakini dinliyor gibi görünse da bu gerçek bir dinleme değil, taktiktir.

İkna eden, kendi bilgi ve görüşünü kesin doğru olarak görür. İkna eden kendi görüşünü yüceltir. Kendi görüşünü yüceltirken de dolaylı olarak karşısındakinin görüşünü aşağılamış olur.

İkna bir pazarlamadır. Kendi doğrumuzu karşımızdakine kabul ettirme çabası bir pazarlamadır. İyi bir pazarlama da özünde algı yönetimine dayanır. Dolayısıyla, doğrularımızı ne kadar gösterişli bir şekilde karşımızdakinin algısına sunarsak o kadar iyi sonuçlar alabiliriz. Ancak unutmamak gerekir ki, pazarlama başarısı her zaman kalitenin ve doğrunun göstergesi değildir.

İkna edenin ikna olma olasılığı yoktur.  İkna etme çabası içinde olanların ikna olmaya hiç tahammülleri yoktur. Çünkü, ikna olmak demek yenilmek demektir. O yüzden karşısındakinin hamlelerini şiddetli bir şekilde reddeder. İkna oluyor gibi göründüğü durumların çoğunda da aslında ikna olmamıştır. Öyle görünerek, ikna etme çabasına yer açmaya çalışır.

İkna edenin, karşıdakinin görüşüne saygı duyma derdi yoktur. İkna eden, temelde kendi görüşünü kesin doğru, karşıdakinin görüşünü de kesin yanlış olarak gördüğü için o görüşü tehdit olarak algılar. Bilinç altında rahatsız olur, sinir olur, saygı duyma ihtiyacı hissetmez. Ancak, bunu açıktan yapmaz; hatta kamufle etmek için de “Yanlış anlamayın, sizin görüşünüze saygı duyuyorum, bu benim görüşüm.” gibi masumane görünümlü sözler sarfeder. Rahatsızlık ne kadar büyükse, saygıdan söz etme ihtiyacı da o kadar büyük olur.