Gazetevatan.com » Yazarlar » İlişkilerde temel olan hoşgörü değil saygıdır

İlişkilerde temel olan hoşgörü değil saygıdır

20 Ağustos 2015 Perşembe


Hoşgörü kavramının, bu kadar yüceltilmesine, okullarda üzerinde durulmasına rağmen toplumumuzda ve günlük hayatımızda pek de karşılık bulduğu söylenemez. Bunun bir çok nedenini sayabiliriz. Aslına bakarsanız, ilişkilerimizde aslolan hoşgörü değil, saygıdır. 

Toplumumuzda çok yüceltilen bir kavramdır hoşgörü. Birçok yerde süslü püslü söylemlerle karşımıza çıkarılır. Hepimizin birbirimize karşı hoşgörülü olması gerektiği söylenir durur. Hatta öyle ki, eğitim programlarımızda bile en önemli değerlerden biri olarak yer alır. Sonuçta, kültürümüzde ve söylemlerimizde çokça dile getirilir.Bu kavrama sahip çıkar ve tarihsel geçmişimizden örnekler vererek gurur duyarız.
 
İlginç olan şudur ki, hoşgörü kavramının, bu kadar yüceltilmesine, okullarda üzerinde durulmasına, büyükler tarafından küçüklere sık sık nasihat olarak verilmesine rağmen toplumumuzda ve günlük hayatımızda pek de karşılık bulduğu söylenemez. Nereye baksanız bir hoşgörüsüzlük ortamı olduğunu açıkça görebiliriz.
 
Neden hoşgörüyü bu kadar dillendirmemize rağmen yaşayamıyoruz?
 
Bunun bir çok nedenini saymak mümkün. Ancak, kavramın kendisiyle ilgili de bir sorun var. Aslına bakarsanız, ilişkilerimizde aslolan hoşgörü değil, saygıdır. Toplumsal ve kültürel dokumuza hoşgörüden çok saygıyı işlemek zorundayız. Sağlıklı bir ilişki ortamı ancak saygının içselleştirildiği durumlarda gerçekleşir.
 
Hoşgörü ile saygı arasındaki temel farklar nedir?
 
Hoşgörü keyfiyet, saygı zorunluluk içerir. Kişiler, karşısındaki kişilere isterlerse hoşgörü gösterirler, istemezlerse göstermezler. Oysa saygı bir zorunluluktur. Eğer bir ilişki normal ve doğal bir ilişki ise, saygı göstermemekten söz edilemez. Bu anlamda saygı tercih olmaktan öte ilişkilerin varolabilmesi için sahip olunması gereken temel bir değerdir.
 
Hoşgörü sadece kendi görüşünü doğrular, saygı ise karşıdakinin görüşüne şans verir. Hoşgörü gösteren, hoşgörü gösterilenle kurduğu ilişkide sürekli kendini haklı çıkarır. Kendi görüşü, bilgisi ve eylemleri kesin doğru, karşısındaki kişinin birikimleri ise yanlıştır. Dolayısıyla, hoşgörü gösterme eylemi, karşı tarafı yanlışladıkça kendine meşruiyet alanı kazandırır. Saygı ise yanılabileceğini kabul eder ve gerçeği anlamak adına başka görüş ve bilgilere de fırsat verir. Dinler, anlar ve gerekirse kendi durduğu yeri değiştirme cesareti gösterir.
 
Hoşgörü gizli bir aşağılama, saygı ise gerçek bir değerbilirliktir. Hoşgörü gösteren, hoşgörü gösterdiği kişiye göre kendini üstte konumlandırır. Üst bir tavrın dili olan hoşgörü, yukarıdan aşağılara bakarak kendince aşağıdakini affedip durur. Önüne gelene hoşgörü göstererek yukarıdaki konumunu güçlendirir. Gücünü artırmanın yollarından biri, sağa sola hoşgörü gösterip karşısındakileri ezerek narsizmini beslemektir.Saygı ise hem kendine hem de karşısındakinin değerini bilir. Bilir ki, kendi varlığı karşısındakinin varlığı ile iç içedir.
 
Hoşgörü ego oyununu, saygı ise ego kalitesini yansıtır. Hoşgörülü olma çabaları çoğu zaman bir gösteridir. Çevreye yapılan bir pazarlamadır. Hoşgörü gösterenlerin çoğu, bunu kendi içinde yaşamak yerine sosyal ortamlarda gözler önüne sererler. Böylece prestijlerine prestij katarlar. Saygı ise, gösteriye ihtiyaç hissetmez. İçselleşmiş bir saygı,sağlıklı ve kaliteli bir egonun en anlamlı tepki biçimidir. Sonuçta, saygıyı kişiliğinin ana eksenlerinden biri haline getirmiş kişiler, neyi yapma hakkına sahip olduklarını bildikleri gibi, neyi yapma hakkına sahip olmadıklarını da bilirler. Hoşgörünün kabul göreceği tek alan tolerans alanıdır. Karşımızdaki kişi açık olarak bir hakkımızı tehdit ettiğinde, sınırlarımızı ihlal ettiğinde ona hoşgörü gösterebiliriz. Bu, bizim kişisel tercihimizdir ve son derece de anlamlıdır. Ancak, bunun dışındaki hoşgörü tanımlamaları az ya da çok tartışmalıdır.