Türkiye’nin Dan Brown’u nefeslerinizi kesecek!

10 Şubat 2018 Cumartesi - 2:30 | Son Güncelleme : 10 02 2018 - 2:30

Türkiye’nin Dan Brown’u olarak nitelendirilen Kaan Balbaşoğlu’nun Akrep Zamanı üçlemesinin ilk kitabı Uyanış, Lal Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı.


Akrep Zamanı neyi anlatıyor?
 
Bu seride, zamanı gelen fikirlerin ve liderlerin tarihsel döngü içerisindeki yerlerini mutlaka alacağı işleniyor. İnsanlık tarihinin temel doğrularını kendisinde barındıran fikirlerin, doğru kişilerce yeniden egemen kılınacağı teolojik, mitolojik, tarihsel ve sosyolojik materyallerle okuyucunun hoşgörüsüne ve sağduyusuna sunuluyor. Güncel bir kurgu ile binlerce yıldır süregelen doğru ve yanlış kavramlarının ezeli rekabetine farklı bir perspektif açılıyor.
 
Bu kitabı yazarken nelerden beslendiniz?
 
Öncelikle temel Türk aile yapısı içerisinde anne ve babamdan aldığım hak, adalet, vicdan gibi bireyi insan olmanın vasıflarına ulaştıran temel eğitimimi sorguladım. Sonuçta hayat yolculuğumda elde ettiğim birikimlerin bir sonraki nesillere aktarılması için bir misyonum olduğuna inandım. ‘Oku‘ emrinin ilahi kudretinin, bu yolla elde ettiklerini kendinle götürmek yerine başkaları ile de paylaşmayı içerdiğini değerlendirdim. Tüm bunların yanında en önemli motivasyonum, mensubu olmaktan gurur duyduğum ulusuma kendi tarihi ve misyonu ile ilgili yeni bir pencere açabilmekti.
 
Karakter oluşturmak için çok insan tanımak gerekiyor mu? Romanlarınızdaki karakterlere benzer insanlar tanıdınız mı?
 
Birlikte yaşam sürdürdüğünüz her bireye saygı ve ilgi duymanın temel unsur olduğunu düşünüyorum. Sadece bu coğrafyada yaşamak bile kendi başına herkesi bir roman karakteri yapmaya yeterli oluyor. Okuyucular romandaki her karakterde kendileriyle özdeşleşecek insani vasıfları bulacaklardır.
 
Kadınların değeri tartışılmaz
 
Kitapta eski Türklerde kadının önemi ön plana çıkarıyorsunuz, bunun temeli neye dayanıyor? 
 
Öncelikle, kadının Türkler için günümüzde de en önemli unsur olduğunu düşünüyorum. Onlar bizim anamız, bacımız, kızımız, yavuklumuz, hatunumuz. Madem ki parasının üzerine Hakan’ı ile birlikte Hatun’unun resmini de basan bir milletin devamıyız, günümüzde de aynı değeri taşımalıyız. Hem bizler değil miyiz, Türk’e Ergenekon çıkışında yol gösterenin dişi bir kurt olduğunu asırlardır unutmayan, ona verdiğimiz değeri kızlarımıza isim olarak kullanmaya devam eden. Bu hatırşinaslığın ‘eski’ olarak değerlendirilmemesi gerektiği inancındayım.
 
Kitapta Türkler üzerine oynanan oyunlardan söz ediliyor, sizce geçmişte bu tarz oyunlar oynandı mı ve günümüzde de sürüyor mu?
 
Bilinen tarihin çok daha öncesinde varlığı kabul edilen bir ırkın, tarihin her döneminde temel değişikliklerle gücünü kanıtlamış bir soyun, Kavimler Göçü’nü başlatan, çağ kapatıp çağ açan bir kanın sebep olduğu tarihsel değişimlerin tesadüf olmadığına inanan herkesin kendince bir şeyler yapmaya çabaladığını düşünüyorum. Bugün tüm sosyologlar tarafından asimile edilemediği kabul edilen, hangi durumda ne tepki vereceği asla önceden tahmin edilemeyen, kendi manevi değerlerini canının önüne koyabilen bir ırkın, gezegenin en kritik noktalarını kendisine vatan edinmesinin bile yeterince rahatsız edici olduğunu düşünenler olduğuna da ayrıca eminim.
 
Orta Asya yazıtları kitabın başrolünde 
 
Eski Türk yazıtları bir anlamda kitabın başrolünde, nasıl bir çalışma yaptınız yazıtlarla ilgili?
Öncelikle ‘oku’ komutuna sadakatle sadık kaldım. Cumhuriyetin yetiştirdiği seçkin bilim insanlarının ve Orta Asya’da araştırmalar yapan yabancı tarihçi, sosyolog ve antropologların yazdıklarını okudum. Atalarımızın bizlere bıraktığı yazıtların ve diğer nesnel materyallerin temelinde yatan fikri esasları genelleştirmeye ve çağdaşlaştırmaya çalıştım. Zaman yolculuğunun sürekli değeri olan değişimi, temel değerlerle birlikte taşımaya çalıştım. 
 

ETİKETLER