Gazetevatan.com » Yazarlar » Yaşasın yaşam!

Yaşasın yaşam!

15 Mayıs 2016 Pazar


 
Isı ve yüksek basıncın güçleri, yerin 150-200 km altındaki karbonu elmasa dönüştürdü. Bu ağır, en ağır işçilik ve büyü doğaya ait. Ancak elmasın yolculuğunda daha yolun başındayız. Elmas, o derinlikten çıkmalı. Bir karat (0.2 gram) elması elde etmek için, 100 ila 150 ton toprağın işlenmesi gerekiyor. Elmasın hikayesi; her zaman etkileyici, buruk ve düşündürücü olmuştur. O güzelim elmaslar büyük ve zorlu hikayenin ürünüdür. Tıpkı tarihe mal olmuş bazı ikonlar gibi.
 
20. yy’ın gelmiş geçmiş en büyük şahsiyetlerinden biri olan Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon’u bu güzel Mayıs ayında konu edelim istedim. Büyük sanat eseri resimlerinin yanı sıra, inişli çıkışlı romansı hayatı, politik görüşleri, aşkları, tutkuları ve aktivistliği ile büyük bir ikondur Frida. Kışın ve baharın, kadınsı ve erkeksi cazibenin, mavinin, çiçeklerin, etnik kültürlerin, başkaldırının, tutkuların en çarpıcı yaşam karelerini bir film gibi yansıtmıştır dünyaya.
 
Bugün Frida’nın etkisini birçok modacıda canlı canlı görüyoruz. Gucci, Dolce&Gabbana, Herrera’nın koleksiyonlarında ve yorumlarında Frida’nın ilham rüzgarlarını yakalayabiliyoruz. Çiçekleri hayatında ve eserlerinde kullanma biçimi sanki bir moda ekolü yarattı. Uzun yıllardır, bu yıl da dahil olmak üzere, koleksiyonlara baktığımız zaman Frida’nın nefesini, renklerini, çiçeklerini, hayvancıklarını görüyoruz. Aynı zamanda bu imgeleri taa içimizde hissediyoruz. Dünyayı etkilemiş bu güzel kadının, o güçlü hayatının bazı kesitlerine beraberce göz atalım istedim.
 
Bazen trendlerin dışına çıkıp, bize esin kaynağı olan kişiler, olaylar, objeler, simgelerle özgün stylingler yapmak isteriz. Frida Kahlo stylinglere girecek kadar dünya kültürünün kılcal damarlarına işlemiş bir figür:
 
Frida, 6 Temmuz 1907 yılında Meksika’da doğdu. Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felci sonucu, bir bacağında seker oluştu. Dönemin en iyi okullarından Ulusa Hazırlık Okulu’nda okudu. İleride Meksika entelektüel yaşamının önemli figürleri olacak okul arkadaşları oldu. Hep birlikte anarşist bir edebiyat grubuna dahil oldular. 18 yaşındayken, büyük bir kaza geçirdi. Ve tüm hayatı korseler, hastaneler, doktorlar arasında ve fiziksel acılar içersinde geçecekti artık. Kazadan ve hastane sürecinden sonra ailesinin de desteği ile resim yapmaya başladı.
 
Frida, müthiş tablolar özellikle otoportreler yaparken, sanat ve politika çevreleri ile yakınlaşmaya başladı ve Meksika Komünist Partisi’ne üye oldu. 1932’de Meksikalı Michelangelo diye tanınan Diego Rivera ile tanıştı ve aralarında olağanüstü iniş çıkışlar, tutkular, acılar ve tabi mutluluklarla yaşam boyu sürecek bir aşk başladı. Frida, Diego’nun üçüncü eşi oldu. Evlilikleri ‘Fil ile Güvercine’ benzetildi. Frida’nın sanatında, bu aşkın, evliliğin ve Rivera’nın etkisi çok büyüktür. Rivera’nın sadakatsizliği, Frida’nın aşkı, maceraları, hastalıkları, yaptığı resimler, otoportreler ve sanat tarzı ve bugüne sarkan etkileri bizim köşemizin dışına taşar.
 
Selma Hayek’e de helal olsun; Sanki Frida’nın kendisiymiş gibi seyrettim ‘Frida’ (2002) filminde onu. Kostümler, makyaj, mekanlar olağanüstüydü. Frida Kahlo’nun 143 resminin 55 tanesi otoportredir. Yaşamının büyük bir kısmını yatakta başının üstünde duran aynaya bakarak geçirmiş ve otoportreler çizmiştir. Pablo Picasso, “Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilemiyoruz” diyerek ustalığının büyüklüğünü ifade etmiştir.
 
‘Ben ve papağanlarım’, ‘Maymunlarla otoportre’ ve son tablosu ‘Yaşasın yaşam’ üç şaheseri. Söylenecek çok şey var. Biz en iyisi 2002’de ‘En İyi Film Müziği’ dalında Oscar ve Altın küre kazanan Frida filminin müzik albümünü en yakın zamanda edinelim ve dinlerken “Yaşasın yaşam!” diyelim…