Gazetevatan.com » Yazarlar » Ruhum hep zanaatla uğraşıyor

Ruhum hep zanaatla uğraşıyor

10 Nisan 2016 Pazar

Ruhu hep zanaatla uğraşan büyük fotoğraf sanatçısı Zeynel Abidin Ağgül’le çok keyifli bir söyleşi yaptık. Sanatın, zanaatın zirve yaptığı fotoğraflarının, yaratım sürecini konuştuk. Gerçekten onunki bir başarı hikayesi. Yeteneğine, zekasına, enerjisine,yaşam felsefesine hayran oldum


- Fotoğraflarınız, izleyici ile arasında çok derin bir iletişim olduğunu gözlemliyorum. Gönüle, göze, duyguya hatta içgüdülere dokunuyor. Bu dili nasıl oluşturduğunuzu merak ediyorum. Siz, sanatınız, ürününüz, karşınızdaki insan yani izleyiciniz arasındaki o dili nasıl oluşturuyorsunuz?

Ben bunu tamamen içgüdüsel yapıyorum. Herhangi bir plan-proje üretmiyorum. Kurgulamıyorum. O anı hissetmeye çalışıyorum. O an benim yanımda ne varsa, onu hissetmek önemli. İnsanların düşüncelerinin, kimliklerinin ilerisinde bir şey istemiyorum. Sadece onların içinde, duygularının içinde bir yerleri bulup fotoğraflarını çekmeye çalışıyorum. Yoksa kendim bir kişilik, bir karakter yansıtmaya çalışmıyorum. Yalnızca var olanı çıkartmaya çalışıyorum. Bir bakış, bir duruş, saçını düzeltmesi, çayını içmesi her şey o andan geliyor. Ben bir anı çekiyorum sadece. Hala çektiğim işlerde başlarken tereddüt geçirebiliyorum. Meslek olarak ezberlediğimiz, nefes gibi doğal olarak bildiğimiz şeyler var. Işığın rengi, havanın rengi, saati, bir takım bilgiler elimiz kolumuz gibi olmuş. Estetik anlayışımız da belli kalıplara girmiş. Ben onların ötesinde aslında var olan bir şeyi yakaladığım an deklanşöre basıyorum. Sadece saniyenin onda biri, yüzde biri gibi bir arada duygu, düşünce her şey oluşuyor. Doğru basacağın anı bulmak gerekiyor.

Çekmediği Türk ünlüsü kalmadı

Zeynel Abidin Ağgül, okuma-yazmayı öğrenmesiyle birlikte nasıl iyi fotoğraf çekileceğini de araştırmaya başladı. Büyüdükçe fotoğrafçılığın hayatının en büyük tutkusu olduğunu anladı. Ağgül, 1987 yılında da kendi stüdyosunu açtı. Moda ve reklam fotoğrafçılığının yanı sıra bugüne kadar sanat dünyasından Ajda Pekkan, Türkan Şoray, Şebnem Ferah, Hülya Avşar gibi neredeyse çekmediği Türk ünlüsü kalmadı. Ağgül, hayatta en çok “kalbi olan” şeyleri görüntülemeyi sevdiğini söylüyor.

Fotoğraftaki kareyi hissetmelisiniz

- Kabiliyet büyük bir armağan. Sizin yeteneğiniz tartışılmaz. Dünya çapında bir fotoğraf sanatçısı olmanızda kabiliyet dışında neler etkin oldu?

Evet, Allah vergisi sonuçta. Teknik, bir takım kurallar, işlevler okullarda okutuluyor. Okumayanlar da birilerinin yanında öğreniyor. Ama sezinlemek, hissetmek, doğru zamanda, doğru davranmak gibi yetilerin kazanılması gerekiyor. Nefesi bile doğru almamız gerekir. Ben hep nefesi doğru almaya çalıştım. Aynı zamanda doğru vermeye de çalıştım. Bana verileni, doğru bir biçimde geri vermeye çalıştım hep. Çünkü nefesi bize veren belli zaten. Kıymetini bilip hayatı doğru okumalı, sezgilerinizi kuvvetlendirmeli, kalbinizi açmayı başarmalısınız. Bunun da birçok yolu var. Bazen sabırla, bazen acıyla, bazen sahip olduğunuzun kıymetini bilerek gönlünüzü açabiliyorsunuz. Böylece hayatı doğru okuyabiliyorsunuz. Bunu yapabilenler de bir şey oluyorlar işte.

- Usta çırak ilişkisine inanıyor musunuz? Bu bağlamda yetiştirdiğiniz öğrencileriniz oluyor mu?

Tabii ki inanıyorum. Çok önemli bir eğitim modeli bence. Yetiştirdiğim öğrencilerim var. Usta çırak ilişkisi çekirdek bir aile gibidir. Olmuş olan, olmamış olana örnek olmaya çalışır. Bu kımı çok önemlidin. Ustasını dinleyen mesleki anlamda birçok tecrübeye sahip olabiliyor. Usta-çırak ilişkisi mecazi anlamda lüks bir şey. Aslında esas olansa işe yeni başlayanların büyük bir çoğunluğu mesleği yaşayarak öğreniyor. Yani ustanın aktardığını mutlaka yaşaması da gerekiyor.

Kendime ‘sanatçı’ diyemem

- Fotoğraf, sanatın ve zanaatın birlikte oluşturdukları bir yaratım. Şüphesiz teknoloji de vazgeçilmez bir destek unsur. Bu üç unsur sizin ürünlerinizde nasıl işliyor?

Ben daha çok zanaatla uğraşıyorum. Başlangıçta da öyle olmuştu. Sanat değil de zanaat yaptık ya da sanatçı değil zanaatkarlık. Ben de kısa bir süre, usta-çırak ilişkisi içinde oldum. Aldığımız terbiye gereği, ‘sanatçıyım’ kelimesini asla diyemem. İnsanlar da zanaatı bilmiyorlar. Fotoğrafçıyım deyip geçiyorum. Teknoloji, bu devirde olmazsa olmazı bu işin. Ben ne kadar lazımsa, o kadarını kullanıyorum. Bazen sonuna kadar, bazen nefes alacak kadar. Projeye ve isteğe bağlı. Ruhum hep zanaatla uğraşıyor. Anlayacağın sanatla değil, teknoloji ile de değil...