Gazetevatan.com » Yazarlar » Vivier’in stilettoları ile Elvis’in süetleri

Vivier’in stilettoları ile Elvis’in süetleri

09 Ağustos 2015 Pazar

AYAKKABININ BÜYÜSÜ TARZINIZI YARATIR


 
Ayakkabılar ve ben ilişkisinde, bir psikiyatrik durum yaşıyorum. Kişiliğim bölünmeye başlıyor. Ayakkabılar, benim ve öteki benim, en büyük ortak bölenimiz olarak başlıyorlar bölmeye… Ayakkabı dediğimiz şey, sanki bir tılsım, sanki bir ışın, ayağımıza giydiğimizde fantastik bir etkileşim oluyor. Bizi farklılaştırıyor. Hafızalarımızda, ayakkabı ile ilgili, bize değer olarak yerleşmiş ya da ders vermiş; hikayeler, masallar, anılar gibi bir çok kilometre taşı var.
 
Charlie Chaplin’nin Şarlosu, 53 numara ayakkabıları, dap dar ceketi, küçücük şapkası ve kısa çok bol pantalonuyla, büyük tezat oluşturmuş ve dünyanın en etkili gösteri kostümü stylingini yapmıştır. Bence stylingin starı büyük palyaço ayakkabılarıdır. Bu tasarımda Chaplin’nin çocukluğunun o dehşet yoksulluk günlerinde, annesinin topuklarını kestiği ayakkabılarını giymek zorunda kalmasının etkisi büyüktür. 
 
Canım Sinderellam, beni mutlu sonlara daha çocukluğumda inandırmış, hiçbir zaman umudumuzu yitirmemeyi ilke edinmemde çok etkin rol oynamıştır. Külkedisinin, camdan ayakkabıları küçük bir kız çocuğunun ikon objesi olarak hep benimle yaşayacaktır. 
 
Ya kızılderililerin “Bir süre başkasının makosenleri ile yürü” önerisi nasıl güzel bir empati dersidir. 
 
Adam Sandler’la birlikte şahane aktörler Dustin Hoffman ve Steve Buscemi’nin yer aldığı, “The Cobbler” benim gibi ayakkabı aşıklarının  mutlaka seyretmesini önerdiğim bir film. Film de Sandler ayakkabı değiştirdikçe farklı karakterlere bürünüyor. Aslında doğaüstü bir olgu değil sadece ayakkabı değiştirerek dönüşmek: Ayakkabılarımız bizi farklı farklı rollere taşıyor, bizi aslında mucizevi bir şekilde dilediğimiz yönde dönüştürüveriyor; daha seksi, daha modern, daha retro, daha klas, daha atletik, daha çocuksu, daha genç oluveriyoruz bir anda ayakkabılarımızla. Yukarıda bahsettiğim gibi, sanki bir sihir, bir tılsım oluşuyor yaşantımızda. Havamız, ruh halimiz, duruşumuz, duygularımız, enerjimiz, ayakkabılarımızdan okunabiliyor. Topuklu ayakkabılar, babetler, espadriller, sandaletler, spor ayakkabılar o günün renginin, dokusunun, kokusunun oluşmasında çok etkililer.
 
 
FEMİNEN GÜCÜN SEMBOLÜ
 
Stilettolar, yani topuklu ayakkabılar, kadınların en star parçalarını oluşturuyorlar. Kadınlar stiletto giydiklerinde, kendilerini seksi, şık ve özgüvenli hissettiklerini söylüyorlar. Yüksek topuklar, yürürken vücudun aldığı biçim, ayaklarda  yarattığı kavis ve uzun bacak yanılsaması kadına cazibeli bir hava katıyor. Bacak daha uzun, vücut daha dik, ayaklar heykelimsi bir görünüme kavuşuyor. Sanki feminen bir gücün sembolüymüş gibi bizim dişil şıklığımıza önemli bir katkı yapıyor. Stilettonun kimin tarafından ilk kez tasarlandığı, tartışıla dursun, biz hem Salvatore Ferragamo’nun sanat objesi olarak değerlendirilen, yüksek topuklu ayakkabılarını, hem de Roger Vivier’in ikonik stilletto dizaynlarını büyük bir saygı ve hayranlıkla analım. 
 
Tabii kadınları yanlızca topuklu ayakkabılar seksi kılar diye kesin bir kural yok. Brigitte Bardot’un, ayağında babetleriyle dünyanın en seksi kadınlarından biri olarak verdiği pozları, hiç unutmuyoruz.  
Ben alamadığım tasarım ayakkabıların fotoğraflarına bakmayı bile seviyorum. Güzel şeyleri görmek, hem bir vizyon oluşturur, hem de bizi mutlu eder diye düşünürüm hep.
 
Bu yazıda ünlü tasarımcılar ve onların ürünlerinden bahsetttik. Marka ürünler almaya gücümüz yetmeyebilir, ama tarz olmak sadece marka giymek değildir. Bir çok güzel ve kaliteli ayakkabıyı, dünyaca meshur tasarımcıların imzası olmadan, bir çok yerden satın alabiliriz. Önemle üzerinde durmamız gereken prensip, emeğe saygı gösterip, asla taklit ürün almamak. Bir gün size, ekonomik alışveriş için mihmandarlık yapacağım, pazarlar ve Beşiktaş çarşıyı anlatacağım bir sohbetimizde. Biz yine tasarımcılarımıza dönelim ve kısa bir liste üzerinden geçelim. Prada, Walter Steiger, Jimmy Choo, Laubottine, Miu Miu, Manolo Blahnik, Sergio Rossi benim favorilerim. Yine sonuna geldik sohbetin, daha çok ayakkabı sohbeti yaparız sizinle. Şimdi kalkın ve Elvis Presley’den “My blue suede shoes” yani “Benim mavi ayakkabılarım” şarkısını dinleyin. Ayakkabı aşkıyla Rock’n Roll’u ancak Elvis böylesine etkileyici bir şekilde bağlayabilir. Dans etmeden duramıyacaksınız! Ayakkabıların şerefine…