Gazetevatan.com » Yazarlar » Sayfa sayfa hayat kesitleri

Sayfa sayfa hayat kesitleri

10 Şubat 2018 Cumartesi


Roman, var olmayan ama varmış gibi hayatları anlatır bize… Sonunda da ‘nasıl yazmış’ dedirtir okurlara...
 
İnsanın yolu cesareti kadardır
 
“Kendini bu çağın uzağında konumlandıran insanların gizlice buluştuğu bir yer olmalıydı. Gece yenik düştüğü savaşlara inat, sabah yüzüne bayramlıklar giydiren kadınların; kabalığı öğütleyen topluma alaycı bir bakış atarak adımlarını yeryüzüne hafifçe yudumlattıran adamlarla buluştuğu bir yer...
İyi niyet, masumiyet ve düşlerle bezenmiş elma şekerlerini her yere düşürüşünde uslanmaz bir çocuk gibi kaldırıp yine de acılarının üstüne yürüyenlerin sığındığı bir yer mutlaka olmalıydı. Sevgili okurum, hazırsan gidelim.” Nasıl bir sığınak vadediyor yaza sizce? Var mı böyle onun iddia ettiği gibi bir yer? Acıları biriktiriyoruz, sonra onları çocukça bir masumiyetle sahiplenip devam ediyoruz hayat, öyle mi? Ya da bambaşka hayaller kuruyor , yepyeni umutlar üretiyoruz kendimize… Murat Gülen, Elma Şekerleriyle Yürüdüm Acılarımın Üstüne adlı kitabında, tutunduğu çocukça saflığın acıları gidermede nasıl bir kolaylık olduğu konusunu kitabın adına da uzunca taşıyarak anlatıyor. Aşk üzerine, hayat üzerine yeniden düşüneceğiniz keyifli bir kitap olmuş…
 
Fantastik edebiyatın şahikası
 
“Milyonların sevgilisi, rock efsanesi Jim Morrison... ve onun taparcasına hayran olduğu; kural tanımazlığı, asiliği, başkaldırısı, edebiyatı allak bullak eden dehası karşısında büyülendiği ünlü Fransız şair Arthur Rimbaud... ve mavi gözlü güzel Pamela. 1971 yılında, henüz 27 yaşındayken, Paris’te bir apartman dairesinin küvetinde ölü bulunan Morrison. Pamela’nın birbirini tutmayan ifadeleri. Apar topar bir cenaze merasimi, sonsuzluğa göçüş, Paris’te, Père Lachaise’de yapayalnız bir mezar! Yıllarca Jim’in hayranlarının tapınağı haline gelen bu mezarın üstünde yer alan mermer büst.. Jim Morrison’ın mermer büstü konuşuyor, aşka ve ölüme dair, şiire dair, hayata dair, hiç kimsenin bilmediği şeyler anlatıyor, anılarını fısıldıyor okurun kulağına. 
Öykülerini de çok seviyorum ama romanlarına bayılıyorum Nazlı Eray’ın… Felsefe ve hukuk altyapısını, edebiyat birikimiyle birleştirerek müthiş bir kompozisyon yaratmış kaleminde… Yeni romanı Aşk Yeniden İcat Edilmeli, hakkında kendime ait hiçbir cümle yazmayacağım. Yazarsam, yazarın yazarlık işine karışmak olur. Ben istiyorum ki herkes okusun, kendi yorumunu kendi yapsın, hiçbirimiz onun işine karışmadan tadını çıkaralım güzel üslubu ve kaleminin…Şahane bir Nazlı Eray klasiği daha! 
 
Karşıtı olmadan var olunmaz
 
Kadının ve erkeğin nasıl birer varlık olduğu konusu, bin yıllardır konuşulur, bu konuda yazılır çizilir; ama bir türlü doğru ve net bir cevap bulunamaz, tıpkı aşk gibi…Tek bir tanımı yoktur, onlar hakkında yapılan hiçbir açıklama yeterli değildir.
Melek ve Şeytan’ın Romanı’nda Dilek ve Fatih’in yaşadıklarında bu konuya bir kez daha parmak basıyor Adem Özbay. Hangisinin melek, hangisinin şeytan olduğuna okuduğunuzda kendiniz karar verin.