Gazetevatan.com » Yazarlar » Diyarbakır’ın eşsiz lezzetleri

Diyarbakır’ın eşsiz lezzetleri

09 Eylül 2018 Pazar


Diyarbakır Ulu Camii’nin etrafını saran eski çarşıların daracık sokaklarında, koridorlarında dolaşıyorduk. Aşefçiler Çarşısı’ndaki daracık çıkmazın sonundaki tabela öğlen sıcağında olsa bile çok davetkar geldi: Diyarbakır Lahmacun Merkezi, Kuruluş 1940. Diyarbakırlılara 1940 yılından beri lahmacun satabilen bir yer iyi, hatta çok iyi olmalıydı düşüncesi ve yüzümüzde bir gülümsemeyle içeriye girdik. Lahmacun fırını herkesin görebileceği şekilde ortaya yerleştirilmişti; biz fırının yanındaki birkaç merdiveni çıkıp fırına ile lahmacunların hazırlandığı tezgaha yukarıdan bakan bir mermer masaya oturduk. Lahmacunlar birkaç lokmadan sonra yediğim en iyiler arasında en tepelerde bir yere kuruluverdi. Hamuru incecik, kenarları iyice kızarmıştı, sadece kenarları değil, bütün lahmacun kıtır kıtırdı. Kısa ama çok lezzetli bir lahmacun ziyafetinden sonra kendimizi yine eski çarşıların daracık sokaklarına attık. Önümüze çıkan kuzu yüklü bir el arabasını görünce takip ettik ve karşımıza Kebapçı Mehmet Usta’nın Yeri çıktı. Dükkanın karşısındaki küçük taburelerin önündeki masaya oturduk. Kebabı lüks olduğu zannedilen kebap salonlarından ziyade böyle küçük, ama samimi, kişilikli kebapçılarda yemek her zaman tercihim olmuştur. Mehmet Usta kıpkırmızı Urfa biberleri eşliğinde masaya getirdiği kuşbaşı ızgara ile ne kadar haklı olduğumu bir daha gösterdi. Et kömür ateşinde kurutulmamış, tam kıvamında pişmişti. Her ısırışta suyu ve lezzetiyle ağzımızı sıvıyordu. Sonra “bunu da tatmalısınız” diye önümüze koyduğu kemikli (kuşbaşı) ise tam bir başyapıttı!
Bu kadar etin üstüne bir tatlı gider diyorsanız, ki ben de diyorum, Diyarbakır’ın efsane tatlıcısı Sıtkı Usta’ya gitmelisiniz. Burada kadayıf yenir, kadayıfın da Antep fıstığı ile doldurulmuş “bohça” dediklerine doyum olmaz. Diyarbakır lahmacuncusu, kebapçısı, tatlıcısı, yarım yüzyıllık Fazıl Usta gibi (nefis tencere yemekleri de olan) paçacısı ile çok lezzetli bir şehir. Diyarbakırlılar sur içindeki Sülüklü Han gibi eski hanların avlularında olduğu kadar yeni şehrin geniş bulvarlarının kenarlarındaki café’lerde zaman geçirmeyi çok seviyorlar.
Diyarbakır’a gitmişken ikisi de UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde olan dünyanın en uzun şehir surlarını ve görkemli surların altındaki Hevsel bahçelerini mutlaka gezmelisiniz. Sonra şehrin kenarından akıp giden Dicle nehrinin üstündeki tarihi on gözlü köprüye gidin, nehrin kenarındaki masalardan birine oturup masanıza bir semaver getirmelerini bekleyin. Sonra çayınız yudumlarken dünyanın en ünlü nehirlerinden birinin önünüzden akıp gidişini seyredin.
 
 
En iyi şarap evde içilir
 
Geçen hafta Berlin’in dünyanın en iyi 100 restoranı arasında gösterilen Nobelhart & Schmutzig yemekleriyle Mikla’ya misafirdi. Mikla da dünyanın en iyi 50 restoranından biri, dolayısıyla bizi bir ziyafet bekliyordu. Fırında bütün olarak pişirilmiş kereviz, çiğ patates ve hardallı yumurta, tarhana otu ve incirli tütsülenmiş kuzu sırtı iki çok iyi restoranın sunduğu ortak menü’nün yıldızlarıydı. Mikla’nın yaratıcısı Mehmet Gürs, Nobelhart & Schmutzig’in Almanya’nın en iyi somelyelerinden biri olan sahibi Billy Wagner ve Ertuğrul Özkök ile yemek sonu sohbetimizde konuyu iyi şaraplarla yemek uyumuna geldi. Ben Bordeaux, Burgonya, hatta Napa’nın “büyük şarapları”nın kokusunu, tadını, keyfini almanın en iyi şeklinin yanlarında yemek olmadan ve etrafınızda kalabalık olmadan, birkaç kıymetini bilen arkadaş ile olduğu fikrindeyim. Ama yemeğinizle de, restoranda olsun, evde olsun, iyi bir şarap içecekseniz, ona hak ettiği ilgiyi ve önemi vermeyi ihmal etmeyin derim.