Gazetevatan.com » Yazarlar » Kara ile denizin en güzel buluşması

Kara ile denizin en güzel buluşması

05 Ağustos 2018 Pazar


Karadağ, Balkanlar’ın en küçük ülkesi ve gerçekten de olağanüstü güzelliklere sahip...

 

 

Bir gazeteci Karadağ Ekonomik Kalkınma Bakanı’na “ülkenizin turizm açısından muhteşem bir geleceği var, bize 24 saatlik bir Karadağ programı yapar mısınız” diye sormuş. Bakan biraz düşündükten sonra cevap vermiş: “Akşam Tivat’a uçun, iniş sırasında Kotor Körfezi’ni göreceksiniz, harika bir manzaradır! Eski Kotor’a, o surların içindeki Ortaçağ’dan kalma Venedik şehrine mutlaka gidin. Tarihi başkentimiz Cetinje eski Karadağ’ı yaşamak için, İşkodra gölü ise Avrupa’nın en büyük kuş cennetini görmek için listenizde olmalı. Bir de Sveti Stefan var tabii ki!” Sonra da gülümseyerek eklemiş: “Montenegro’da 24 saat kalırsanız bir hafta daha kalmak istersiniz.”

Balkanlar’ın bu küçük ülkesi gerçekten de olağanüstü güzelliklere sahip. Avrupa’nın en büyük gölü İşkodra, dünyanın ikinci en derin kanyonu Tara ve Lord Byron’un “kara ile denizin en güzel buluşması” diye anlattığı o muhteşem güzellikteki bir körfezden çok fiyordu andıran Boka Kotorska, yani Kotor Körfezi.

Karadağ fotoğraflarında en göze çarpan kare Sveti Stefan’dır. Bir ucunda yine Ortaçağ’dan kalma bir kasaba olan Budva’nın olduğu “Montenegro Riviera’sı” diye bilinen plajlarla dolu sahilin öbür ucundaki bu eski balıkçı köyü sahile bir kumsalla bağlı olan küçük bir adanın üstünde. Dünyaca ünlü Aman grubu bütün köyü alıp bir otele çevirmiş. Gecesi bin avro’dan başlayan odalar dünya jet sosyetesinin ve ünlülerin adresi olmuş. Ama Budva sahili beton otelleri ve yamaçları canavar kaplayan siteleri ile maalesef bizim de mahvettiğimiz bazı sahil kasabalarımıza benzemiş.

Kotor ise adını taşıyan körfezin sonunda surlarla çevrili eski şehri çok iyi korunmuş UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer bulmuş bir kasaba. Arkasındaki sarp dağlara tırmanan surlarına çıkınca önünüzde uzanan manzarayı seyretmeye doyum olmuyor. Kotor Körfezi’ni saran dağların yükseklikleri bin metreyi buluyor ve zirveleri Akdeniz’in bu kuytu köşeye girmiş olan sularında yansıyor. Bu manzara size “burası kışın, gökyüzünü kara bulutlar kapladığında da çok güzel olmalı” dedirtiyor. Kotor’un hemen yanındaki Dobrota’nın sahilindeki çok keyifli yürüyüş yolunun kenarında aynı aileye ait iki harika butik otel var: Forza Terra ile Forza Mare. İkisinin de denizin üstüne uzanan ahşap güneşlenme platformları var. Bunlardan Forza Mare’nin iskelesi denizden büyük yatlar ve yelkenlilerle gelen müşterilerin de olduğu bölgenin en iyi restoranlarından birisi.

 

En az bir hafta kalmak gerekir

Körfezin ortalarındaki Perast da yüzyıllara bozulmadan dayanabilmeyi başarmış çok güzel bir köy. Venediklilerden kalma görkemli bir kilisenin etrafında sahil boyunca balıkçı lokantaları var. Buradaki Konoba Şkolji, “çevapi”, yani Balkan köftesi başta olmak üzere yerel yemekleri tadabileceğiniz iyi bir aile lokantası. Yerel yemeklerden bahsetmişken Balkanlarda içtiğim en iyi standart biralarda Nikşiçko’yu denemeyi unutmayın derim.

Tivat’a gelince, milyarlarca dolar harcanarak yapılmış olan Porto Montenegro Marinası barları, lokantaları ve pahalı mağazalarıyla görülmeye değer. Ama Podgorica havalimanına dönerken yolunuzu yarım saat uzatıp İşkodra Gölü kıyısına mutlaka uğrayın. Göl kenarındaki Jezero restoranda oturup Plantaze bağlarının İngilizlerin ünlü Decanter dergisinden madalya almış kırmızı şaraplarını yudumlayın. İşkodra Gölü’nün, etrafını saran sarp dağlar ve sığ sularını kaplayan milyonlarca nilüfer ile sunduğu manzara muhtemelen size de “evet, Montenegro’da en az bir hafta kalmak gerekirdi” dedirtecektir.