Gazetevatan.com » Yazarlar » Berlin’de gastronomiye Türkler yön veriyor

Berlin’de gastronomiye Türkler yön veriyor

07 Ocak 2018 Pazar


Almanya’nın başkenti Berlin geniş bulvarlar, görkemli binaları ve iyi restoranlarıyla Avrupa’nın en önemli şehirlerinden biri. Lakin Berlin gastronomisinde iki yemek ile öne çıkıyor, döner kebap ve currywurst. 
 
On dokuzuncu yüzyılın iddialı ülkelerinden Prusya krallığının başkenti Berlin, 1871 yılında Prusya’nın önderliğinde Alman krallıkları ve prensliklerinin birleşmesiyle yeni kurulan Almanya’nın da başkenti oldu. Yeni kurulan Almanya imparatorluk hedefleri olan bir ülkeydi ve Berlin’in de Avrupa’nın yeni gücünün başkenti olma fikrine alışması çok sürmedi. Şehir geniş bulvarlar, görkemli binalarla donatıldı. 1920’li yıllarda sınır tanımayan gece hayatıyla, 1930’lu yıllarda ise Nazilerin sınır tanımayan hayalleriyle Avrupa’nın en önemli şehirlerinden biri oldu.
 
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ikiye bölünen Berlin şehrin batısında kalan bazı ışıltıların dışında adeta bir uykuya yattı. Sonra Almanya, Berlin’i ayıran duvarı yıkıp tekrar birleşince Berlin bir daha başkent oldu ve gene Avrupa’nın en konuşulan, en ziyaret edilen ve en beğenilen şehirlerinden biri oldu. 
 
İyi restoranları var ama kendine özgü yemeği yok
 
Yeme içmeye gelince, Londra ve Paris, hatta Roma gibi başkentlerle karşılaştırıldığı zaman Berlin oldukça yeni bir şehir ve açıkça söylemek gerekirse çok iyi restoranlara sahip olmasına rağmen kendine özgü bir yemeği yok gibi. Dünya mutfaklarıyla ilgili en önemli kitaplardan Cullinaria’nın Berlin bölümünde şehrin iki yemeği ön plana çıkarılmış: Currywurst ve şaşırmayın ama Döner Kebap. Currywurst, adından da anlaşılacağı gibi Hint baharatlarıyla tatlandırılmış bir ketçapın üztüne konulan bir sosis, yani “curry” sosiste değil, sosta. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yağmurlu bir günde canı sıkılıp soslar ve baharatlarla oynamaya başlayan bir sosis standı sahibi kadının icadı olduğu söylenir. Hâlâ da genellikle Almanların “imbiss” adını verdikleri küçük dükkanlarda satılır ve ayaküstü yenilir. En iyisinin ise Kreuzberg’deki Currywurst 36’da yapıldığı söylenir.
 
Küçük Türkiye Kreuzberg...
 
Kreuzberg, Berlin’in Türk mahallesi. Döner için de tabii ki gidilmesi gereken yer Kreuzberg, daha doğrusu şehirde bir fenomen olan Mustafa’s Gemüsekebap. Burası Currywurst 36’nın hemen yanında kaldırımın üstünde bir karavanda hizmet veriyor. Döner, tavuk döner, pidenin içinde çeşitli sebzelerle servis ediliyor ve önünde her daim upuzun bir kuyruk var. 
 
Beef Club by Hasır’ın muhteşem steakleri
 
Daha ciddi yemeklere geçecek olursak, Kreuzberg’deki ünlü Türk restoranı Hasır’ın sahipleri plazalar ve alış veriş merkezleriyle dolu Potsdamer Platz’da Beef Club adını verdikleri bir steak restoranı açmışlar. Etler Amerika’dan seçilerek getiriliyor, dinlendiriliyor ve ustaca pişiriliyor. Deneğiğimiz bir buçuk kiloluk Porterhouse (T-Bone’un en kalın ve iyi kısmı), Delmonico (kemikte antrikot) ve Tomahawk (onun devamı) bıçakla dokununca kesilip suyunu tabağınıza bırakacak kıvamda ve olağanüstü lezzetteydi. Beef Club by Hasır’ın Berlin seyahatimde uğrayacağım bir steak house olduğunu söyleyebilirim.
 
Bira ve sosis keyfinin en önemli adresleri
 
Klasiklere gelince, 1811 yılında kurulmuş olan Lutter & Wegner hâlâ çok iyi, pek sevdiğim Alman yemeği Sauerbraten’i Almanya’da en iyi yapan restoran olduğu söyleniyor. Gene Mitte’de, yani eski Doğu Berlin’in merkezinde Gendarmenmarkt’taki brasserie Borchard popülerliliğini, şımarıklığını, ama lezzetini de sürdürüyor. Almanya’ya gelmişken bira içmeliyim, sosis yemeliyim diyorsanız, Münih’in en iyi birahanelerinden Augustinerbräu’un yeni açtığı birahaneye gidip bir Helles veya Edelstoff bira eşliğinde Münih’in ünlü Weisswurst’unun veya Thüringen’in Rostbratwurst’unun tadına bakabilirsiniz. Bira için diğer iyi adresler Kreuzberg’deki Biererei ve Almanya’nın en iddialı craft biracılarından Oliver Lemke’nin Alexanderplatz’daki yeri.