Gazetevatan.com » Yazarlar » Cebelitarık’ın iki yakası

Cebelitarık’ın iki yakası

19 Mart 2017 Pazar


Bir tarafınıza Akdeniz’i, öbür tarafınıza Atlas Okyanusu’nu alıp eşsiz manzaya doyun...

Çok kimse Avrupa'nın en güney noktasının Cebelitarık olduğunu zanneder. Denizden 450 metre yükselen bu kayalık uzaktan görüldüğünde bile çok etkileyicidir ama 300 yıldır İngiltere'nin olan Cebelitarık adını verdiği boğaza yarım saat daha batısında olan Tarifa'dan daha uzaktır. Tarifa, Avrupa'da görebileceğiniz en ilginç yerlerden birisidir. Kasaba denize doğru uzanan ve en ucunda bir kale bulunan bir yarımadada kurulmuştur. Batısında kilometrelerce uzanan geniş kumsal ve sürekli esen rüzgar burayı dünyanın en önemli sörf merkezlerinden biri yapmıştır.

Tarifa kalesine doğru uzanan burun kaleden önce o kadar incelir ki kaleye çıkan yolun ortasında durduğunuzda solunuzda Akdeniz'i, sağınızda ise Atlas Okyanusu'nu görürsünüz. Karşınızda ise Afrika kıtası uzanmaktadır. Akşam kaleyle kumsalın birleştikleri yerdeki barda ayaklarınız kumda kadehinizdeki kıpkırmızı Negroni'nizi yudumlayarak güneşin Atlas Okyanusu üzerinde batışını seyredebilir, bu sahillere neden Costa de la Luz, “ışık sahili” denildiğini anlayabilirsiniz. Hayal gücünüzü biraz çalıştırır ve de üşenmezseniz sabahın erken saatlerinde kalkıp bu sefer öteki tarafta güneşin Akdeniz'in içinden doğmasını seyredebilirsiniz.

Ünlü simalara rastlanırmış

Tarifa surların içine hapsolmuş eski şehriyle çok ilginç bir yer. Daracık sokaklara serpiştirilmiş tapas barları, küçük restoranlar, restore edilmiş küçük evlere yerleştirilirmiş adını pek beğendiğim için kaldığımız La Casa de la Favorita gibi butik oteller... Bir de karşı sahilde sizi bekleyen dünyanın en gizemli kentlerinden birisi: Tanca.

Tanca 1956 yılından beri Fas'ın. Daha önce çeyrek yüzyıl kadar uluslarası bir bölgeymiş ve bu dönem şehre damgasını vurmuş. Gran Cafe de Paris gibi hâlâ o dönemin görkemini yaşamaya çalışan cafe'lerinde Henri Matisse, Orson Welles, Truman Capote gibi simalara rastlamak mümkünmüş. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Lizbon gibi Tanca da casusların cirit attığı bir şehir olmuş.

Daracık sokaklarda gezin

Ama Tanca'da asıl görmeniz gereken yer Medina, yani daracık, ama gerçekten daracık sokakların bir labirente dönüştüğü sur içindeki eski şehir. Burada yapılması gereken şey kaldığımız Nord Pinus otelinin yöneticisi Khadija'nın dediği gibi bu daracık sokakların içinde kaybolmanız, daha doğrusu kendinizi kaybetmeniz...

Medina'nın en yukarıda kalan kısmı Kasbah'daki Nord Pinus oteli bu şehri en güzel yaşayacağınız yerlerin başında geliyor. Eski evlerin çok zevkli bir şekilde restore edilmesiyle ortaya çıkmış, bütün detaylar işini bilen birinin elinden çıkmış. Nord Pinus'un restoranı da şehrin ne iyilerinden, Kocaman güveçlerde pişmiş bir tajin yemeden olmaz, yanındaki Fas Cabernet Sauvignon'u vasat olsa da! Ama Avrupa ile Afrika arasında kadar şımartılmaya o kadar da kusur olsun artık...