TBMM Başkanı Şentop'tan İtalya ve Fransa'ya sert tepki

AA |  12 Nisan 2019 Cuma - 9:51 | Son Güncelleme : 12 04 2019 - 11:19

TBMM Başkanı Mustafa Şentop,İtalya Parlamentosu'nun 1915 olaylarıyla ilgili kararına ilişkin "İtalya Temsilciler Meclisi kendini uluslararası mahkemelerin yerine ikame ederek soykırım gibi uluslararası hukukta açıkça tanımlanmış spesifik bir suç hakkında hüküm vermeye kalkmış,tarihi ve hukuku istismar etmiştir.İtalya'ya 2. Dünya savaşındaki rolünü hatırlatmak isteriz" dedi. Fransa'ya da tepki gösteren Şentop "Bir başka müttefikimiz olan Fransa’nın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 24 Nisan’ı Ermeni soykırımı için anma günü ilan etmesini şiddetle kınıyorum" ifadesini kullandı.


 NATO Parlamenter Asamblesi (NATOPA)  99. Rose-Roth Semineri ve Akdeniz  Ortadoğu Özel Grubu Ortak Toplantısı, Antalya'nın Serik ilçesi Belek Turizm  Bölgesi'ndeki bir otelde başladı.TBMM Başkanı Mustafa Şentop, toplantıda yaptığı konuşmada İtalya Temsilciler Meclisi'nin  1915 olaylarına ilişkin kararına değindi. İtalya Temsilciler Meclisi'nin İtalyan  Hükümetince 1915 olaylarını "soykırım" olarak tanınması yönünde talep eden bir  karar aldıklarını belirten Şentop, şunları söyledi:
 
"Bazı Ermenilerin iddialarının iç politika malzemesi olarak  kullanılmasının yeni bir örneğini teşkil etmekte olup, tarihi gerçeklerle asla  bağdaşmamaktadır. İtalya Temsilciler Meclisi, kendini uluslararası mahkemelerin  yerine ikame ederek soykırım gibi uluslararası hukukta açıkça tanımlanmış  spesifik bir suç hakkında hüküm vermeye kalkmış, tarihi ve hukuku istismar  etmiştir. İtalya'ya 2. Dünya Savaşındaki rolünü hatırlatmak isteriz."
 
 Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un kararı
 
 Şentop, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 24 Nisan'ı "anma" günü  ilan etmesine de tepki gösterdi. Kararı şiddetle kınadıklarını vurgulayan Şentop, "Siyasi kaygılarla  gündeme getirildiği aşikar olan, devlet ciddiyetinden uzak bu girişim asılsız ve  hukuki dayanağı olmayan bir iddia aracılığıyla tarihin siyasallaştırılmasından  başka bir amaca hizmet etmemektedir." ifadesini kullandı.
 "Fransa Cumhurbaşkanı'nın bu dayatmacı kararı aynı zamanda, Avrupa  İnsan Hakları Mahkemesi ile Fransız Anayasa Mahkemesi içtihatlarını yok sayarak  kendi vatandaşlarının da ifade özgürlüğünü kısıtlamaktadır." diyen Şentop, şöyle  devam etti:  "Fransız dostlarımıza da bir tavsiyem var. Sömürgecilik dönemini,  Cezayir'de yaşananları, 100 günde 800 bin insanın yok edildiği Rwanda Soykırımı  konusunda Fransa'nın kamuoyuna ikna edici bir açıklama yapması hususunda  inisiyatif alınız ve bunu yapmadan da başka memleketlerin tarihini politik  gerekçelerle manipüle etmeyiniz. Türkçe'ye 'Sorgu' adıyla çevrilen, Henri  Alleg'in (Anri Alleg) La Question (La Kestiyon) adlı kitabına Jean Paul Sartre’ın  yazdığı önsözü bir kez daha okuyunuz."   Şentop, Ziya Paşa'nın "Onlar ki verir laf ile dünyaya nizamat, bin  türlü teseyyüp bulunur hanelerinde." beytini de dile getirdi. 
 
 
Türkiye olarak NATO PA'nın çalışmalarına büyük bir önem verdiklerini  dile getiren Şentop, Delegasyon Başkanı Osman Aşkın Bak'ın Kanada Halifax'daki  Genel Kurulda NATO PA Başkan Yardımcısı olarak seçilmesinin kendilerine mutluluk  verdiğini ifade etti. NATO'nun 70. yıl dönümünü kutlayan Şentop, kuruluşundan bu yana  Avrupa-Atlantik bölgesinin, güvenliğinin ve istikrarının korunması bakımından  önemli bir aktör olduğunu kaydetti. NATO'nun, 2. Dünya Savaşı'nın doğurduğu  şartlara bir cevap olmak üzere tasarlanan örgüt olduğunu vurgulayan Şentop,  şunları söyledi:
 
 "Bu örgüt, soğuk savaşın sona erdiği 1990'ların başına kadar sadece  askeri bir savunma paktı olarak değil, liberal ve özgürlükçü değerleri,  demokrasiyi savunan bir ittifak olarak da öne çıkmıştır. Soğuk savaşın sona  ermesi, birçok kimseyi umutlu bir iyimserliğe sevk etmişti. Ne yazık ki beklenen  olmadı ve 1990'lar kanlı çatışmalara, etnik boğuşmalara sahne oldu. 2000'li  yıllar da kanlı çatışmalar bakımından 1990'ları aratmayacak bir tablo olarak  karşımıza çıktı. Şimdi yeni bir yüz yılın, hatta daha geniş bir perspektifle yeni  bir bin yılın ve yeni bir dünyanın, yeni arayışların, yeni paradigmalar inşa  etmenin eşiğindeyiz."
 
 
   Türkiye'nin her zaman ittifaklarına sadık, dostlarına karşı güvenilir  bir ülke olduğunun altını çizen Şentop, soğuk savaş boyunca Sovyetler Birliği'ne  sınırı olan tek NATO ülkesi Türkiye'nin, ittifak üyesi olarak üzerine düşen her  sorumluluğu yerine getirdiğini belirtti.
  
"Türkiye, terörizmle mücadelesinde hak ettiği desteği göremedi"
 
Türkçe'de "Dost acı söyler" diye bir ifade olduğuna ve kendisinin de  dostlarla bir aradayken bazı açı gerçekleri dile getireceğine değinen Şentop, şu  değerlendirmede bulundu: "2000'li yıllar büyük bir trajediyle başladı. 11 Eylül 2001'de New  York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne yönelik saldırı, yeni çağın tehdidini işaret  ediyordu. Bu yeni tehdit küresel terördü. Bugün, kuruluşunun 70'inci yıl  dönümünde NATO'nun temsil ettiği dayanışma ruhu ve kolektif güvenlik olgusu çok  daha büyük bir önem taşır hale gelmiştir. İnsanlık, tarihte benzeri görülmemiş  sınamalarla karşı karşıyadır. Terör, şiddet, bölgesel istikrarsızlıklar, savaş,  düzensiz göç, gelir adaletsizliği, yoksulluk, bulaşıcı hastalıklar ve daha nice  başka tehditler artık üstesinden gelmek zorunda olduğumuz meydan okumalar olarak  karşımızda durmaktadır. Türkiye olarak, bilhassa terörizmin, ittifakın güvenliği  için en ciddi tehditlerden birini teşkil ettiğini düşünüyoruz. 11 Eylül saldırısı  karşısında NATO üyelerinin verdiği tepki, ittifak hukukuna uygun örnek bir  davranıştır. NATO üyeleri, ABD'ye yönelik saldırıyı ittifakın bütününe yapılmış  saymıştır. Üstelik saldırıların sorumlusu konvansiyonel bir düşman olmamasına  rağmen... 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirdiği terör saldırılarında ABD'nin  ve genel anlamda Avrupa-Atlantik ittifakının ve değerlerinin yanında durarak  dayanışma sergileyen Türkiye, bu tarihten itibaren terörizmle uluslararası  mücadeleye yoğun ve güçlü destek vermiştir. Ancak, Türkiye, terörizmle  mücadelesinde ittifak üyesi ülkelerden hak ettiği destek ve dayanışmayı çoğu  zaman görememiştir."
 
Şentop, Türkiye'nin DAEŞ de dahil olmak üzere terörizmin tüm şekil ve  yapılarıyla mücadeleyi en aktif bir şekilde sürdürdüğünü söyledi. Şentop,  Türkiye'nin mücadele ettiği tek terör örgütünün de DAEŞ olmadığını kaydetti.  Türkiye'nin yaklaşık 40 yıldır PKK terör örgütüyle, Suriye'deki adı olan PYD/YPG  terör örgütüyle ve 15 Temmuz 2016'da bir askeri darbe gerçekleştirmeye teşebbüs  eden FETÖ ile de mücadele ettiğini anlatan Şentop, şöyle konuştu:
 
"Bu örgütler tarafından Türkiye halen fiili saldırılara maruz kalmaya  devam etmektedir. Biz Türkiye olarak müttefiklerimizin değerlendirmelerine ve  tanımlarına itibar ederken, onlara karşı girişilen saldırılarda müttefiklik  hukukunun gereği olarak dayanışma sergilerken, aynı sorumlu tavrı onlardan  görmemekteyiz. Türkiye'ye karşı terör faaliyetlerini halen sürdüren, PKK terör  örgütünün Suriye uzantısı PYD/YPG'nin müttefikimiz ABD tarafından açıkça  desteklenmesi, bu kanlı terör örgütüne binlerce tır silah verilmesi müttefik  hukukuyla bağdaştırılabilir mi? Bu tavrın, 11 Eylül olayları sonrası bir NATO  üyesi ülkenin El Kaide terör örgütüne silah yardımı yapmasından ne farkı  vardır? NATO içindeki Müttefiklerimizin terör örgütleri ile mücadelesinde  samimiyetle Türkiye'nin yanında olmalarını ve gerekli desteği sağlamalarını  beklemek, müttefiklik ruhu ve kolektif savunma anlayışı çerçevesinde en tabii  hakkımızdır. Öte yandan NATO PA’nın, raportör milletvekilleri aracılığıyla,  savunma ve güvenlik açısından faydalı öneriler içeren, yeni perspektifler sunmaya  gayret eden raporlar hazırladığını biliyoruz. Geçen yıl yayınlanan bazı  raporlarda özellikle ülkemizin FETÖ ve PKK başta olmak üzere terörizmle  mücadelesi konusunda gerçeği yansıtmayan ifadelere rastladık. Raportörlerin  karşılıklı anlayış ve empati temelinde, müttefiklik ruhuyla ve ittifakın temel  değerleriyle uyumlu raporlar kaleme almalarını bekliyoruz. 'Bana karşı olan terör  örgütü kötüdür; müttefikime saldıran terör örgütünden bana ne' anlayışı NATO  ittifak ruhuyla bağdaşmaz; sadece birbirimizi aldatmış oluruz."
 
İslami kavramlar ile terörü ilişkilendiren yanlış tanımlama ve  ifadelerin NATO PA raporlarında yer almaması konusunda gerekli hassasiyetin  gösterileceğini ümit eden Şentop, "Kendini Müslüman olarak tanımlayan bir kişi  terör eylemi yaptığında İslam ile terör bağlantısı kurmaya kalkarsanız, Yeni  Zelanda'da kendini Hristiyan olarak tanımlayan bir kişi terör eylemi yaptığında  ne yapacaksınız? Biz her zaman, terörün dini, ırkı olmaz; terör terördür, diyen  bir yaklaşımı savunduk, savunmaya devam edeceğiz." dedi.
 
 "S-400 sistemi, NATO sistemleriyle bütünleşmeyecek veya  çatışmayacak"
 
 Yıllardır Türkiye'nin hava ve füze savunma yetenekleri konusunda ciddi  bir boşluğu bulunduğunu ancak on yıldan fazla bir süredir farklı seçenekler  üzerinde çalıştıklarını belirten Şentop, bu süreçte öncelikle ABD başta olmak  üzere müttefiklerle görüştüklerini kaydetti. Ancak samimi ve ciddi girişimlerin  müttefiklerin politik ve ticari düşünceleri nedeniyle yetersiz kaldığını belirten  Şentop, şu ifadeleri kullandı:  "Rusya bize çok iyi bir teklif sunmuştu. Bu teklif, teknik  kabiliyetler, teslimat ve zaman çizelgesi ve fiyat açısından beklentilerimizi  karşılayan bir mahiyetteydi. Sonunda, acil ihtiyaçlarımızı karşılamak için S-400  sistemini satın almaya karar verdik. S-400 sistemi, NATO sistemleriyle  bütünleşmeyecek veya çatışmayacaktır. Daha önce S-300 sistemi satın alan ve  konuşlandıran diğer bazı NATO ülkeleri olmuştur. Onlara karşı herhangi bir NATO  üyesinden ciddi bir itiraz gelmemiştir. Şimdi, bizim bu sistemi satın almamıza  gösterilen bu tepki, Türkiye için, diğer NATO üyelerine uygulanandan farklı  ikinci bir standart mı, sorusunu aklımıza getiriyor. 'Bazı NATO üyelerinin  Rusya'dan S-300 almasında sorun yok ama Türkiye'nin Rusya'dan S-400 almasında  sorun var' diyen bir mantık samimi ve dürüst kabul edilemez. Şu noktayı da üstüne  basarak vurgulamak istiyorum ki, S-400 sistemini satın alma kararımız,  Türkiye'nin NATO'ya bağlılığından sapma olarak asla  görülemez."