Terâvîh namazı

Terâvîh, oturmak, istirahat etmek anlamındaki “terviha”nın çoğuludur. Her dört rek’atinin sonunda biraz oturulup dinlenildiği için bu namaza “terâvîh” adı verilmiştir. Terâvîh, orucun değil, vaktin sünnetidir. Bir özür dolayısıyla oruç tutamayan kimse de terâvîh kılar.

Hz. Ayşe, Peygamber’in, sabahın iki rek’at sünneti dışında kâh yedi, kâh dokuz, kâh onbir rek’at; vitr namazı ile sabahın iki rek’ati de dâhil, on üç rek’at kıldığını söylemiştir. Abdullah ibn Abbâs da Peygamber’in, geceleyin onüç rek’at nafile kıldığını belirtmiştir. (Buhârî, Teheccüd, Keyfe kâne salâtu’n-nebiyyi (s.a.v.)) .

Hz. Ayşe, Peygamber’in, Ramazanda ne kadar namaz kıldığı sorusuna: “Allah’ın Elçisi, ne Ramazanda, ne de Ramazan dışında onbir rek’attan fazla namaz kılmamıştır: Dört rek’at namaz kılardı, ama öyle kılardı ki onların güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra yine dört rek’at kılardı ki onların da güzelliğini ve uzunluğunu sorma! Sonra üç rek’at kılardı. Kendisine: ‘Ey Allah’ın Elçisi, vitri kılmazdan önce mi uyuyorsun?’ dedim. ‘Benim gözlerim uyur, kalbim uyumaz’ dedi.” (Buhârî, Savm: 68)

Haberin Devamı

Bu rivayetlere göre Peygamber (s.a.v.) bazen altı rek’at teheccüd, bir rek’at vitr, bazen sekiz rek’at teheccüd, bir rek’at vitr; ayrıca iki rek’at de sabah namazının sünnetini kılmıştır ki toplam onbir rek’at eder. Bazen de yatsının ve sabahın ikişer rek’at sünneti ve bir rek’at vitir dâhil, toplam on üç rek’at nafile kılmıştır. Hz. Ayşe’nin ifadesine göre Peygamber (s.a.v.), gecenin evvelinde uyur, sonunda kalkıp namaz kılar, tekrar yatağına gelirdi. Müezzin ezân okuyunca sıçrar, gerekli ise yıkanır, değilse abdest alıp namaza çıkardı. (Buhârî, Teheccüd, bâbu men nâme evvele’l-leyli ve ahyâ âhirehû).

Aslında sağlam rivayetlerden anladığımıza göre Peygamber (s. a. v.)in Ramazanda kıldığı teheccüd namazına, terâvîh denmiştir. Yoksa Hz. Peygamber, her zaman kıldığı bu nafile namazlardan ayrı olarak terâvîh adiyle bir namaz kılmamıştır.

Hz. Ayşe’den gelen rivayete göre, “Peygamber (s.a.v.), gece yarısında (teheccüdünü kılmak üzere) odasından çıkıp mescide geldi ve namaz kıldı. Başka kimseler de gelip onun namazına katıldılar (onun arkasında durup namaz kıldılar). Sabahleyin halk arasında bu olay konuşuldu. Ertesi gece daha çok kimse gelip Allah’ın Elçisi ile beraber namaz kıldı. Sabahleyin bu olay halk arasında anlatılınca üçüncü gece gelenler daha da arttı. Allah’ın Elçisi, odasından çıkıp namazını kıldı (ötekiler de gelip onun arkasında namaza durdu lar). Dördüncü gece Mescid cemaati almaz oldu. Peygamber (s.a.v.), sabah namazından sonra halka dönüp şehâdet getirdi ve buyurdu ki: “Sizin durumunuzu biliyorum. Ama bu namazın farz olacağından korkuyorum ki bu takdirde yapamazsınız.” (Buhârî, Terâvîh: 1)

Haberin Devamı

Bundan sonra artık gece nafile (terâvîh) kılmak için Mescide gelmedi. Tâ Ömer döneminin ilk yıllarına kadar Mescidde terâvîh kılınmazdı. (Buhârî, Fethu’l-Bârî: 4/252) .

Hz. Peygamber, farz olur endişesiyle ashabına cemaatle terâvîh namazı kıldırmamıştır. Zaten kendisi, farz namazlar dışındaki namazların, evlerde kılınmasını öğütlemiş: “Farzlar hariç, en üstün namaz, kişinin evinde kıldığı namazdır” buyurmuştur. (Müslim, Siyam: 203; Buhârî, Ezân: 81, İ’tisam: 3; Tirmizî, Salât: 203). Fakat artık bu korkunun söz konusu olmadığını gören Hz. Ömer, Übeyy ibn Ka’b’ı, halka terâvîh imamı atamıştır. Übeyy erkeklere, Temîm ed-Dârî de kadınlara (terâvîh) namazı kıldırırdı. (Fethu’l-Bârî: 4/253).

Haberin Devamı

Terâvih, yatsı namazından sonra kılınır. Vitri teravihten önce de, sonra da kılmak sahîhtir. Ama sonra kılmak daha efdaldir.

Terâvîhi gecenin üçte birine, hattâ yarısına kadar tehir etmek müstehabdır.

Camide teravihin ortasında gelip namaza yetişen kimse önce yatsıyı kılar, sonra teravihe uyar. İmamla beraber vitri de kılar, geri kalanını sonra tamamlar.

Terâvîh’in cemaatle kılınması Hz. Öler devrinde başlayan bir uygulamadır. Yirmi rek’at olarak kılınması te’âmül haline gelmiş olan terâvîh, on selâm ile kıl ın agelmiştir.

İki rek’atta bir selâm verilir. Her çift başında oturmak şartıyla dört rek’atta bir selâm vermek, kas t en olursa mekruhtur. Sekiz, on rek’atta bir selâm vermek de caizdir. İki rek’atta oturmak şar’tıyle 20 rek’ati bir selâm ile kılmak da caiz, fakat mekruhtur.

Haberin Devamı

Hocam nasıl davranmalıyım?
Ben Ankara’da okuyan psikoloji öğrencisiyim. Namazını kılan, düzenli orucunu tutabilen biri değilim. Ama elimden geldiğince vazifelerimi yapmaya çalışıyorum. Çünkü şükür ki hala vicdanım benimle beraber. Ama ne yazık ki zaman zaman bu dünyanın anlamsız olduğunu düşünüyor ve haşa Allah’ın varlığından şüphe duyuyorum. Ama kalbim huzuru hep ibadetle buluyor. Güzel ahlakı araştırıp hayatıma koymaya çalışıyorum. Hocam benim bir erkek arkadaşım vardı. Ama ne yazık ki inancı çok zayıf ve aile yapılarımız çok farklı. Ondan hep uzaklaşmaya çalışıyorum, çünkü mantıkla baktığımda böyle olması gerekiyor. Bana olan sevgisinden bile tam emin olamıyorum. Ama bu ikilemler beni çok yıprattı ve çok üzdü hocam. Artık hayatıma doğru düzgün birinin girmesini, onunla beraber Allah’ı bulup dinimi daha güzel yaşamak istiyorum. Lütfen hocam bana nasıl davranmam gerektiğini söyleyin. Ben dua ederken mi hata yapıyorum? Allah’ın sevgisi sizlerle olsun. Z.E.
Cevap: Kızım, Allah’ın varlığına kesin inanmadıktan sonra ibadetin değeri olmaz. İbadet ve her türlü güzel eylemler İmana dayalı olursa değer kazanır. İnançsız insan huzursuzluk içinde bocalayıp durur. Şüphe sana hiçbir şey kazandırmaz, huzursuzluğunu artırmaktan başka. Büyük filozofları düşün. Mevlana’yı, Yunus’u, Fuzuli’yi, Gazali’yi düşün. Bunlar Allah’a imanları ve O’na aşk ile bağlanmaları sayesinde ölümsüzlüğe ulaştılar. Sen bunların izinde gidersen, huzura erersin. Seninle gönül eğlendirmek isteyenlerin adi hislerine alet olma. Allah’tan hayırlısını iste. Allah önüne inançlı, düzgün birini çıkarırsa onunla evlenirsin. Ama yabancı bir erkekle gezip tozmak, “aşk hayatı” yaşamak mü’min bir insanın yapacağı iş değildir. Namazını muntazam kılmaya çalış. En büyük ve daimi sevgi Allah aşkıdır. Bütün güzelliklerin kaynağı Allah’tır. Her güzelden görünen O’dur. Öyle ise sevilmeye en lâyık olan O’dur. Yunus’un Allah’a yakarışını hatırla. Bak ne diyor Yunus:
Aşkın aldı benden beni bana seni gerek seni
Ben yanaram dün-ü güni bana seni gerek seni
Ne varlığa sevinürem ne yokluğa yirinürem
Aşkın ile avınuram bana seni gerek seni
Yûnus’durur benüm adum gün geldükçe artar odum
İki cihanda maksûdum bana seni gerek seni

DİĞER YENİ YAZILAR