Son dakika! Tarihi zirve sona erdi! Erdoğan dünyaya ilan etti...

07 Eylül 2018 Cuma - 12:05 | Son Güncelleme : 08 09 2018 - 1:05

İdlib'den son dakika haberleri peş peşe gelirken cumhurbaşkanları düzeyinde ilk kez Kasım 2017'de bir araya gelen garantör ülkeler bugün 3. kez Tahran'da buluştular ve Astana Süreci'nin belki de en önemli toplantısını gerçekleştirdiler. Zirve öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ve Rusya Devlet Başkanı Putin ile baş başa görüşmeler yaptı.

Daha sonra Erdoğan, Ruhani ve Putin "Suriye" meselesi için gerçekleştirdikleri Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi'nde bir araya geldi.Zirvenin başında 3 lider açıklama yaptı. Suriye'nin toprak bütünlüğü ve milli güvenliğe vurgu yapılırken ABD'nin bölgedeki varlığından rahatsızlık dile getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveye ilişkin bildirinin onaylanmasından önce ateşkes çağrısı yapılması gerektiğini vurguladı. Liderlerin ortak toplantısında konuşan Rusya Devlet Başkanı Putin, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın teklifiyle bütün taraflara silahları bırakma çağrısında bulunduk" ifadesini kullandı.

Türkiye-İran-Rusya Üçlü Zirvesi'nin ardından ortak bildiri yayımlandı. Bildiriye göre, bir sonraki zirvenin Rusya'da yapılması kararlaştırıldı.


Dünya nefesini tutmuş  Tahran'da yapılan Türkiye, Rusya ve İran zirvesinden çıkacak kararı bekliyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ve Rusya lideri Vladimir Putini "Üçlü Zirve" de bir araya geldi. Toplantının tamamı televizyonlardan canlı yayınlandı. Zirveye Cumhurbaşkanı Erdoğan ateşkes çağrısı, zirve sonrası düzenlenen basın toplantısına ise Rusya Devlet Başkanı Putin, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın teklifiyle bütün  taraflara silahları bırakma çağrısında bulunduk" sözleri damga vurdu. Zirve sonrası 12 maddelik bildiri yayımlandı.   
 
 
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ATEŞKES ÇAĞRISI 
 İran Liderler Konferans Salonu'nda Başkan Erdoğan, Rusya Federasyonu  Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, "Suriye" konulu  "Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi" başında açılış konuşması yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İdlib'e düzenlenecek operasyonun yaratacağı insani dırama değindi ve ateşkes çağrısı yaptı. Erdoğan şunları söyledi: 
   Zirveden çıkacak sonuçların tüm dünya tarafından sabırsızlıkla  beklendiğini belirten Erdoğan, "Alacağımız kararlar ile bu beklentileri boşa  çıkarmayacağımıza inanıyorum. Konuşmamın başında kısaca bir durum muhasebesi  yapmak istiyorum." ifadesini kullandı.
 Erdoğan, Astana ruhunun özünde bu asgari müştereklerin Suriye'nin  siyasi birliğinin sağlanması, toprak bütünlüğünün korunması ve ihtilafa barışçıl  bir siyasi çözüm bulunması olduğunu anımsattı. Bu amaçla baştan beri sahada şiddetin durdurulmasını, insani durumun  iyileştirilmesini ve siyasi sürecin önünün açılmasını hedeflediklerini belirten  Erdoğan, "Aynı anlayışla Cerablus, El Bab ve Afrin gibi yerlerde sahaya inerek,  kendi askerimizin canı ve kanı pahasına terörist unsurları bölgeden temizledik.  Böylece Suriye topraklarını güvenli hale getirerek, huzur ve istikrarı temin  ederek, mültecilerin evlerine dönebileceği şartları hazırlamaya çalıştık."  ifadesini kullandı. Erdoğan, diğer taraftan Astana kapsamında hayata geçirdikleri en  kritik adımın gerginliği azaltma bölgelerinin tesisi olduğunu vurgulayarak, şöyle  devam etti: "Ancak zamanla bunlar farklı bahanelerle tek tek tasfiye edildi. Bugün  gerginliği azaltma bölgelerinden geriye sadece İdlib kaldı. Burada muhalefet,  bölgelerin tesisinin ardından yaşanan gelişmeler sebebiyle 'kendileri bu konuda  aldatıldıklarını' düşünüyorlar.
 
Türkiye olarak, şehitler verdiğimiz ve ciddi özveride bulunduğumuzu bu  sürecin şu an itibarıyla çok riskli bir yere geldiğini görüyoruz. Şunu bir kere  daha vurgulamak istiyorum; İdlib, sadece Suriye'nin siyasi geleceği için değil,  bizim milli güvenliğimiz ile bölgenin barış ve istikrarı bakımından da hayati  öneme sahiptir. Bölgede kurduğumuz 12 gözlem noktasının sahadaki anlamlarından  biri de Türkiye'nin İdlib halkına ve buraya sığınanlara can güvenlikleri  konusunda güvence vermiş olmasıdır."
"Rus ve İranlı dostlarımızın güvenlik endişelerini anlıyoruz"
 Bu bölgenin ve Türkiye'nin sağladığı örtülü güvencenin kendi halkına  yönelik katliamlarının hala hafızalarda olan Esed rejiminin insafına  bırakılmasına rıza gösteremeyeceklerine işaret eden Erdoğan, her ne gerekçeyle  olursa olsun İdlib'e yapılan veya yapılacak bir saldırının katliamla ve çok büyük  bir insani dramla sonuçlanacağına dikkati çekti.
Erdoğan, bölgedeki 3,5 milyonu aşkın sivilin tamamının bundan  etkileneceğini belirterek, on binlerce sivilin bombardımanlarda can verirken,  gidecek başka yerleri kalmadığı için milyonlarcasının Türkiye sınırına  dayanacağını dile getirdi. Çoğunluğu Suriyeli 4,5 milyon sığınmacıyı topraklarında hala  barındıran Türkiye'nin, mülteci ağırlama kapasitesini zaten doldurduğunu belirten  Erdoğan, şunları söyledi: "Rus ve İranlı dostlarımızın İdlib'deki bazı terörist oluşumlardan  kaynaklanan güvenlik endişelerini elbette anlıyoruz. Bölgeye doğrudan komşu  olmamız sebebiyle benzer kaygıları en az sizler kadar bizler de duyuyoruz. Ancak  İdlib gibi her şeyin iç içe olduğu bir yerde, teröristlere karşı etkili  mücadelede zaman ve sabır gerektiren farklı yöntemlere ihtiyaç var. Türkiye olarak, biz bu konuda gereken çabayı gösterdik, daha fazlasını  da göstermeye de hazırız. İdlib'in kan gölüne dönmesini asla istemiyoruz. Siz  dostlarımızdan da bu çabalarımızda bize destek olmanızı bekliyoruz. İdlib'de  ortak kaygılarımızı dikkate alan makul bir çıkış yolu bulmalıyız. Gerek Halep'in  gerekse Hmeymim Hava Üssü'nün güvenliğine yönelik tehditlerin bertaraf  edilebilmesine yönelik her türlü çabayı göstereceğiz."
 
"Türkiye'nin hassasiyetinin doğru anlaşılmasını özellikle rica  ediyorum"
 
Başkan Erdoğan, "Bu çerçevede, Rus dostlarımızın rahatsızlık duyduğu  unsurları, Halep ve Hmeymim bölgesine yönelik saldırılara girişemeyecekleri  yerlere çekmeyi deneyebiliriz. Böylece İdlib bölgesinde kritik yerlerin kontrolü  sadece ılımlı muhalifler tarafından sağlanır hale gelecektir." dedi.Meselenin Astana ruhuna uygun şekilde ve suhuletle çözmenin  hedeflenmesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti: "Zira bu konuda Astana'nın itibar ve güvenliğinin sınanacağı son  fırsattır. İdlib'in akıbeti konusunda varacağımız anlayış, Suriye bağlamındaki iş  birliğimizin geleceğini de şekillendirecektir. Türkiye'nin bu konudaki  hassasiyetinin ve kararlılığının doğru anlaşılmasını sizlerden özellikle rica  ediyorum.
 Ülkemizin ve kardeşimiz olarak gördüğümüz Suriye halkının geleceğini  bu derece yakından ilgilendiren bir konuda Türkiye'nin tavrı bellidir. Astana  garantörlerinin Suriye'de yeni bir şiddet dalgası ve insani kriz yaşanmasına izin  vermeyeceği mesajı, bu zirveden uluslar arası kamuoyuna verilmelidir."Erdoğan, "Bizler İdlib'e odaklanırken ve dünya gözlerini buraya  çevirmişken, Fırat'ın doğusunda arzu etmediğimiz gelişmeler yaşanıyor." diyerek,  birtakım yabancı güçlerin bölgede DEAŞ ile mücadele bahanesiyle attığı adımların,  bambaşka bir istikamete yöneldiğinin gizlenemez bir gerçek olduğunu belirtti.
 
 DEAŞ tehdidi ve tehlikesi kalmamış olmasına rağmen Amerika'nın bölgede  bir diğer terör örgütünü güçlendirmeye devam etmesinden fevkalade rahatsız  olduklarını vurgulayan Erdoğan, "Amerika'nın 20 bine yakın tırı silah ve  mühimmatıyla bölgeye göndermesi, 3 bine yakın kargo uçağını aynı şekilde bölgeye  göndermesi bu terör örgütünün ne denli güçlendiğinin çok açık ifadesidir. Suriye  rejiminin de göz yummasıyla, Fırat'ın doğusunda güçlenen terör örgütü sahadaki  varlığını, yabancı güçlerin desteğiyle kalıcı hale getirmeye çalışıyor." diye  konuştu. Erdoğan, bu durumun sadece Türkiye'nin milli güvenliğini  ilgilendirmekle kalmadığını aynı zamanda Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve  geleceğine de tehdit oluşturduğunu kaydetti.
  
 PYD-YPG dahil Suriye'den kaynaklanan terörün her türlüsüne ve  Suriye'nin siyasi birliğiyle toprak bütünlüğüne kast eden bütün girişimlere ayrım  yapmadan ortak tavır alınması gerektiğine işaret eden Başkan Erdoğan, şöyle devam  etti:  "Ülkenin bir bölümünde sergilenen hassasiyetlerin diğer bölümünde  gösterilmiyor olması hem Suriye halkının hem de uluslararası toplumun burada  verilen mücadeleye bakışını olumsuz etkiliyor. Türkiye, özellikle Suriye'nin  siyasi, coğrafi ve sosyal bütünlüğü gerçek anlamda sağlanana kadar bölgedeki  varlığını korumakta kararlıdır. Ülkemizin bekasına tehdit oluşturan yapıların,  hudutlarımızın hemen ötesinde cirit atmasına müsaade edemeyiz. Tehdidin kaynağına  ve boyutuna göre gereken adımları atmayı sürdüreceğiz. Biz Suriye'de, Birleşmiş  Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararına uygun kalıcı bir çözüm  bulunmasından yanayız. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisiyle  iş birliği halinde Anayasa Komitesi'nin oluşumunun tamamlanmasına, serbest adil  seçimler yapılması için şartların bir an önce hazırlanmasına önem veriyoruz."
 
"Birinci derecede Rusya Federasyonu'na büyük görev düşmektedir"
 
Erdoğan, Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşünün ve ülkenin  yeniden inşasının ancak bu gelişmelerin ardından daha anlamlı bir şekilde ele  alınmaya başlanabileceğine değindi.  Geri dönüş sürecinin gönüllülük esasına göre, uluslararası hukuka  aykırı olarak ve Birleşmiş Milletlerle iş birliği halinde yürütülmesinin esas  olması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Burada özellikle bir konuyu da gündeme  getirmem gerekiyor. O da şudur; kimyasal silahların yasaklanması sözleşmesi  1915'te imzalanmış, 1997 kimyasal silahların yasaklanması örgütünün kurulması.  Kimyasal silahlarla ilgili tavırlar koyuyoruz, doğrudur ve yerindedir. Fakat  kimyasal silahlarla ölenlerin, öldürülenlerin sayısına baktığımız zaman orada  bin, iki bin, üç bin, beş bin kişiyi görüyoruz. Ancak konvansiyonel silahlarla  öldürülenlere baktığımız zaman orada on binler, yüz binler görüyoruz."  değerlendirmesinde bulundu. Erdoğan, konvansiyonel silahlarla öldürülenlere karşı tavır almakta  gecikildiğini ama kimyasal silahlara karşı tavır konulduğunu belirterek, şu  ifadeleri kullandı:
  "Neticesi ölüm olduktan sonra kullanılan kimyasal olsa ne fark eder,  konvansiyonel olsa ne fark eder. Buna karşı bizim bu yıl Birleşmiş Milletler  Genel Kurulu'nda da bu işi gündeme getirmek suretiyle yeniden bunu güncellemenin,  ortaya koymanın kimyasal, konvansiyonel buna karşı bir ortak tavır takınmanın ki  burada birinci derecede Rusya Federasyonu'na büyük görev düşmektedir, zira  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde de Rusya Federasyonu'nun yer alması  böyle bir kararın alınmasının da bana göre neticesini çok daha açık ve net hale  getirecektir. Bu zirveden çıkacak sonuçların, Suriyeli kardeşlerimiz için  hayırlara vesile olmasını ve Suriye'de barış ortamının tesisine katkıda  bulunmasını temenni ediyorum. 12 maddelik bir sonuç bildirgesi var, bu  bildirgeyle inanıyorum ki şu anda dünyanın da bugün Tahran bildirisi diyeceğiz.  Tahran bildirisini herkes şu anda bekliyor ve bunun tesirini de inanıyorum ki  göreceğiz." Ruhani'ye gösterdiği misafirperverlikten dolayı şükranlarını sunan  Başkan Erdoğan, "Bundan sonraki toplantıyı Rusya'da yapacağız. Rusya  Federasyonu'ndaki yapılacak toplantıya da çok daha olumlu gelişmelerle gitmeyi  temenni ediyorum." dedi.
"Zirveden çıkacak sonuçlar tüm dünya tarafından şu anda sabırsızlıkla bekleniyor. Alacağımız kararlarda bu beklentileri boşa çıkarmayacağıma inanıyorum. Asgari müşterekler suriye'nin siyasi birliğinin sağlanması, toprak bütünlüğünün korunması ve ithilafa barışçıl bir siyasi çözüm bulunmasıdır. Bu amaçla baştan beri sahada şiddetin durdurulmasını, insani durumun iyileştirilmesini ve siyasi sürecin önünün açılmasını hedefledik. Aynı anlayışla Cerablus, El Bab ve Afrin gib iyerlerde sahaya inerek terörist unsurları bölgeden temizledik. Böylece Suriye topraklarını güvenli hale getirerek huzur ve istikrarı temin ederek, mültecilerin evlerine dönebileceği şartları hazırlamaya çalıştık. Diğer taraftan yine Astana kapsamında hayata geçirdiğimiz en kritik adım gerginliği azaltma bölgelerinin tesisidir. Ancak zamanla bunlar farklı bahanelerle tek tek tasfiye edildi. Bugün sadece İdlib kaldı."
 
 
ESED'İN İNSAFINA BIRAKAMAYIZ
Liderlerin konuşmaları sonrasında zirvenin müzakere bölümüne geçildi  ve liderler söz aldı. Burada Suriye'deki duruma ilişkin konuşan Erdoğan, sözlerine, "Benim  şu anda üzerinde durmak istediğim İdlib'deki bombardımanların artık bir ateşkese  şu anda adım atılmasında büyük fayda var." diyerek başladı.Recep Tayyip Erdoğan, şu anda İdlib halkının ciddi manada bir korku  içinde olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:  "Sivil halkı kastediyorum. Burada böyle bir göç, iltica başladı.  Bunların da tabii gidebildikleri yer sürekli olarak bizim sınırlara doğru şu anda  geliyorlar. (İdlib) Burada bir ateşkesin sağlanması ve terör gruplarına karşı da  alınabilecek tedbirleri, yine birlikte ilgili arkadaşlarımızın yapacakları  çalışmalarla bunu yapalım.Burada istihbarat örgütlerimizin müşterek çalışması önem arz ediyor.  Savunmayla ilgili arkadaşlarımızın yapacakları çalışmalar önem arz ediyor. Bu  konuda süratle bir adım atıp ateşkesin sağlanması çok önem arz ediyor."
 
   "Şu anda 45 kişilik bir liste belli"
  Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Özellikle bugün burada bir ateşkes ilanı  yapabilirsek inanıyorum ki bu zirvenin en önemli adımlarından birisi bu olacak ve  sivilleri bu ciddi manada huzurlu kılacaktır, rahatlatacaktır." diye konuştu. Erdoğan, "Bu konuyla ilgili bir adımın atılması ve böyle bir ilanın  yapılması bu zirvenin de zaferi olacaktır diye düşünüyorum." ifadesini  kullanarak, "Sayın Putin'in anayasa ile ilgili zaten bu adımlar atıldı, şu anda  45 kişilik bir liste belli. Bu anayasa ile ilgili çalışmalar da hız kazandığı  takdirde Suriye'de artık halk genel itibarıyla beklentilerine doğru gidildiğini  görmüş olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
 
 "3'üncü maddeye 'ateşkes maddesi' konulsun"
 Bildirinin 3'üncü maddesine vurgu yapan Erdoğan, diplomatik olarak bu  maddenin güzel olduğunu ancak burada "ateşkes" ifadesinin yer almasını istedi. Recep Tayyip Erdoğan, "Burada 'ateşkes' ifadesi eğer yer alacak olursa  bu yapılacak açıklamada çok daha isabetli olacaktır diye düşünüyorum. Yani 3'üncü  maddeyi bu güçlendirir diye düşünüyorum. 3'üncü madde çok diplomatik ama buraya  bir de 'ateşkes' ifadesi koyarsak bu işi çok daha güçlendirecektir,  rahatlatacaktır." şeklinde konuştu.
    Putin'in açıklamalarının ardından yeniden söz alan Başkan Erdoğan,  İdlib'de tüm tarafların silahı bırakması gerektiğini tekrarlayarak, "Silahı  bırakın ki buraya sulh gelsin. Bu çağrıyı zirveden yapmış olalım." diyerek  konuşmasını tamamladı.
 
 
 
RUSYA DEVLET BAŞKANI PUTİN'DEN SİYASİ ÇÖZÜM MESAJI
 
Suriye'de siyasi çözüm mesajı veren Rusya Devlet Başkanı Putin ise şunları dile getirdi:
 
"Öncelikle sayın Ruhani'ye teşekkür etmek istiyorum tarafımıza gönderdiği davetiye için.
Kalan teröristler şu an İdlib'de bulunuyor. Ateşkesi ihmal etmeye çalışıyor. Çeşitli provakasyon hazırlamaya çalışıyorlar. 
Suriyeliler arasında barış başlatılması adına somut adımlar atılabildi.
BM nezdinde bir Anayasa Komitesi hazırlanacak. Suriye'ye insani yardım yapılması lazım"
İnsanlar yavaş yavaş barışa doğru adım atıyor. Dolayısıyla Rusya bu adımda somut bir adım attı.
Ortak mutabakatlarımızın başarılı şekilde  hayat geçirilmesi siyasi çözüm sürecini ilerletebildi"
 
 
RUHANİ'DEN AÇIKLAMA:KALICI BARIŞ İÇİN TERÖRİZMLE MÜCADELE ETMEK GEREKİR
 
"Suriye'de terörizmle mücadele için bu buluşma ne geçmişte ne gelecekte kendi kararımızı kabul ettirmek üzerine olmamıştır. Suriye halkı dostumuzdur. Bölgedeki bazı ülkelerin terörizmle ilgili endişelerini anlıyoruz, ama bu endişeler için en iyi yönetmin Suriye hükümetiyle organize olmadan doğrudan müdahelenin krize neden olacağını biliyoruz.
 
Rejim örgütlerinin savaş için savaş yönteminin yanlış olduğunu düşünüyoruz. Kalıcı barış için terörizmle mücadele etmek gerekir. ABD ve siyonist rejiminin terörizm destekleyicileri, hengame yaratarak suçu değiştiremezler. İşgalci bir rejim olan ırk ve rejim olan işgalci rejimin, Suriye'nin işgal ettikleri topraklarını derhal terk etmesini gerekir. Kanunsuzca Suriye'de bulunan ve tecavüze gerçekleştiren ABD hükümetinden olumlu ve yapıcı bir adım beklenemez. Suriye'de kalıcı barışla ulaşması için ciddi sorunlar yaratmaktadır. Yüz binlerce Suriyeli'nin komşu ülkelerde bulunması olumsuz hava yaratır, derhal topraklarına dönmeleri için yardım edilmelidir. Suriye'nin geleceği için her türlü rol Suriye'ye aittir.
 
İdlib'de teröristlere karşı mücadele sivillere zarar vermemelidir ve yakıp, yıkıcı olmamalıdır. Yabancı askeri güçlerin topraklardan çıkması Suriye'nin geleceği açısından önemlidir. Libya'da dış güçlerin müdahalesi, geçmiş tecrübeler Suriye'nin geleceği açısından da önemlidir. Dünya özellikle bizim bölge dış müdahale, bazı hükümetlerin maceraperetliği yüzünden çok fazla insani kayba neden olmuştur. Yemen krizi ve dünyadaki benzer krizleri çizecektir. Bölgede ve dünyadaki kriz yaşayan ülkelerin geleceği ve barış sürecini belirleyemez."
 
Yüz binlerce Suriyeli'nin komşu ülkelerde bulunması olumsuz hava yaratır, derhal topraklarına dönmeleri için yardım edilmelidir. Suriye'nin geleceği için her türlü rol Suriye'ye aittir.
 
SURİYE'DE GÜVENSİZLİĞİN SON BULMASI İÇİN ABD'NİN VARLIĞI SON BULMALI'
 
Suriye'de barışın gelmesi için, her müzakerede Suriye'de toprak bütünlüğüne saygı duyulmalıdır. Terörizm son bulana kadar özellikle İdlib'De terörle mücadele bulunmalıdır. Suriye'de güvensizliğin son bulması için ABD'nin varlığı son bulmalıdır. Suriye krizinin çözülmesi için Suriye'de barış için üç ülkenin iş birliğine saygı duyulmalıdır."
 
RUHANİ: ABD'Yİ FIRAT'IN DOĞUSUNDAN ÇIKMAYA ZORLAYALIM
 

Erdoğan'ın ardından bir kez daha söz alan Ruhani "ABD'yi Fırat'ın doğusundan çıkmaya zorlayalım, çünkü krizin devam etmesindeki en büyük etken ABD'dir" dedi.

ÜÇLÜ ZİRVE SONRASI LİDERLER ORTAK BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ 

 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran  Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, "Suriye" meselesi için gerçekleştirdikleri  Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi'nin ardından ortak basın toplantısı  düzenledi.
 İranlı şair Sadi Şirazi'nin "Eğer sen başka insanların mihnetinden,  ızdırabından gamlanıp kederlenmiyorsan sana Ademoğlu demek yakışmaz." sözlerine  atıfta bulunan Erdoğan, "Bizim de bugün burada bulunma sebebimiz Suriyeli  kardeşlerimizle hemdert olmak, yaşanan insani drama son vermenin yollarını  aramaktır." diye konuştu.
 
Soçi formatında bugün üçüncüsünü gerçekleştirdikleri üçlü zirvelerin  Suriye'de istikrar ortamının tesisi yönünde belli bir mesafe alınmasına katkı  sağladığını belirten Erdoğan, "Bu zirveler, Suriye'de gelinen noktanın  muhasebesini yapmak ve ileriye dönük adımların tespiti bakımından da önemli  fırsatlar sunmaktadır." ifadelerini kullandı. Yaklaşık 8 yıldır devam eden ihtilafın bir günde çözülmesini  beklemenin mümkün olmadığını dile getiren Erdoğan, "Ancak biz başkaları gibi  geriye yaslanıp yangını seyretmek yerine onu söndürmenin yollarını arıyor, bunun  için elimizi taşın altına koyuyoruz." dedi.  Aralarındaki farklara değil asgari müştereklere odaklandıklarına  dikkati çeken Erdoğan, bu sayede Soçi ve Astana'nın, Cenevre'de siyasi çözüm için  yürütülen çabaların katalizörü olduğunu söyledi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, içinde bulunulan kritik günlerde büyük bir  emeğin ve özverinin sonucu olan bu kazanımların muhafazasının büyük önem  taşıdığını, nitekim bu amaçla iş birliğini sürdürme kararlılıklarını bugün teyit  ettiklerini bildirdi.
Nisan ayında Ankara'da gerçekleştirilen ikinci zirveden bu yana sahada  ve uluslararası ortamda birçok gelişme cereyan ettiğini belirten Erdoğan, bunları  etraflıca ele aldıklarını, Türkiye olarak Suriye'de rejimin dizginlenmemesinin  yol açacağı tehlikeleri de dile getirdiklerini aktardı.
 
 "Önemli bir sorumluluk üstlendik"
 
 İdlib bölgesine yönelik saldırıların, sahadaki durumu daha da  kötüleştireceğini ve siyasi süreci çökme noktasına getireceğini ifade ettiklerini  ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin İdlib'de 12 gözlem noktasının bulunduğunu, bu  şekilde sahadaki sükunetin idamesi için önemli bir sorumluluk üstlendiklerini  söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bu bölgedeki sivil halkın korunması, terörist unsurların  ayrıştırılması ve İdlib'in mevcut statüsünün muhafazası hayati önem taşıyor.  İdlib tüm Suriye'nin küçük bir modeli konumundadır. Burada atılacak yanlış  adımların menfi yankıları her tarafta hissedilecektir. Suriyeli sivillerin can  güvenliğini hiçe sayan yöntemler teröristlerin ekmeğine yağ sürmekten başka  hiçbir fayda sağlamayacaktır. Türkiye olarak baştan beri Suriye'de akan kanın  durması için mücadele ettik. Hiçbir ayrım gözetmeden Suriyeli kardeşlerimize  sahip çıktık. Dün olduğu gibi bugün de tek bir Suriyeli kardeşimizin dahi  burnunun kanamasını istemiyoruz. Özellikle büyük çileler çekmiş İdlib halkının  yeni felaketlere maruz kalmasını asla arzu etmiyoruz. Zirveye atfettiğimiz önem  de işte bu hassasiyetimizden kaynaklanıyor. İdlib meselesi yeni acılara, yeni  gerginliklere, yeni sıkıntılara mahal vermeden Astana ruhuna sadık kalınarak  çözülmelidir. Astana'da mutabakata vardığımız ilkelerin muhafazası, Suriye  krizine sürdürülebilir siyasi çözüm bulunması bakımından da mühimdir."
 
 "Sürece yeni bir dinamizm kazandıracak"
 
 Ruhani ve Putin ile yaptıkları fikir teatisinde bu görüşleri  paylaştığını anlatan Erdoğan, Ankara Zirvesi'nde mutabık kalınan terörle mücadele  kisvesi altında sahada oldu bittilere gidilmemesi gerektiğini vurguladığını bildirdi.uriye'nin toprak bütünlüğüyle komşu ülkelerin milli güvenliğini  zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durmanın gerekliliğini  özellikle ifade ettiğini belirten Erdoğan, şunları söyledi: "Önümüzdeki günlerde 3 garantör ülkenin temsilcileri Birleşmiş  Milletler Genel Sekreteri'nin Suriye Özel Temsilcisi ile Cenevre'de yeniden bir  araya gelecekler. Anayasa komitesinin kuruluş süresine dair hazırlıklar ele  alınacak ve son aşamaya gelindi diyebiliriz. Astana süreci sayesinde gündeme  gelen bu komitenin bir an evvel kurulması ve işlevsel hale gelmesi siyasi sürece  yeni bir dinamizm kazandıracaktır."
Zirvede Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşü konusunu da ele  aldıklarını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
 "3,5 milyonu aşkın Suriyeliye ev sahipliği yapan bir ülke olarak  mültecilerin gönüllü ve güvenli biçimde geri dönüşlerine ilke olarak olumlu  yaklaşıyoruz. Elbette bunun için Birleşmiş Milletler ile eşgüdüm sağlanması  sahada ve siyasi süreçte elverişli şartların oluşturulması şarttır. Arzumuz  Suriye ihtilafının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararıyla  ortaya konan parametreler temelinde kalıcı ve muteber bir çözüme  kavuşturulmasıdır. Şüphesiz bu sorumluluk sadece 3 garantör ülkenin değil tüm  uluslararası toplumundur. Suriye ihtilafına çözüm bulunması için ilgili tüm  paydaşların ortak bir zeminde buluşması gereklidir. Türkiye olarak bu hedef  doğrultusundaki çabalarımızı sürdürmekte kararlıyız."
 
  İDLİB'DEN GÖÇ
  
Başkan Erdoğan, ortak basın toplantısında bir basın mensubunun  İdlib'de askeri bir operasyonun ardından ciddi bir göç dalgasının başlayabileceği ihtimalinin zirvede ele alınıp alınmadığına, garantör ülkelerin buna karşı  tutumunun ne olacağına yönelik sorusunu yanıtladı. Astana sürecinin üç garantör ülkesi olarak bir gayret ve çalışmanın  içerisinde olduklarına işaret eden Erdoğan, bu kapsamda Soçi'de başlayan sürecin  Ankara ve bugün de Tahran ile devam ettiğini söyledi.Erdoğan, şu anda terör nedeniyle İdlib'den Türkiye'ye doğru bir  yönelişin söz konusu olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı: "Genel itibarıyla baktığımızda malum Suriye'de en uzun sınıra biz  sahibiz. Bu sınırda İdlib halkının kaçacağı yer neresi, Türkiye. Biz şu anda  zaten 3,5 milyona ev sahipliği yapıyoruz. İdlib'in şu anda nüfusu 3,5 milyon.  Böyle bir 3,5 milyona daha ev sahipliği yapmaya gücümüz de imkanlarımız da  yetmez. Şu anda atacağımız adım, birlikte buradan olabilecek göçü engellemektir.  Bunun için de terörle mücadelede başarılı olmamız lazım. Onun için bu toplantının  özellikle silahların bırakılmasını sağlamaya yönelik buradan çıkan mesaj, artık  terör gruplarına da çok kararlı bir duruşun ifadesidir. Bunu bizim başarmamız  gerekiyor."
 
  "Zirvede de konuşulan bir konu oldu"
 
Söz konusu göç dalgasının durdurulmasının, Türkiye açısından önemini  vurgulayan Erdoğan, Rakka olayını anımsattı. Ardından yaşanan Dara olayında da  binlerce insanın öldüğünü aktaran Erdoğan, Türkiye'nin bu süreçte yüzlerce insanı  alarak ihtiyaçlarını karşıladığını anımsattı. Erdoğan, İdlib'de benzer bir durumla karşı karşıya kalınabileceğine  dikkati çekerek şunları kaydetti: "Bunu da aramızda ikili görüşmelerde ele aldığımız gibi zirvede de  konuşulan bir konu oldu. Zaten açıklanacak olan 12 maddelik sonuç bildirgesinde  de bunlar etraflıca ele alınmış durumda. Temennim odur ki bu süreci artık sona  erdirmenin yollarını bulalım. Çünkü Suriye halkı bir an önce kendi anayasasını ve  adil bir seçimi bekliyor ve bunu hep birlikte başarmamız lazım."
 
'TÜM TARAFLARA SİLAH BIRAKMA ÇAĞRISI YAPIYORUZ'
 
Rusya Devlet Başkanı Putin, "Suriye'de çözüm için Astana yöntemini kullanacağız. Önceliğimiz Suriye'den terörizmi tamemen temizlemektir. Tüm taraflara silahları bırakma çağrısı yaptık" dedi.  Suriye’de çözüme ulaşmak için Astana formatının  imkanlarını kullanacaklarını söyleyerek bunun bölgede yaşamın normalleşmesi  bakımından yapıcı ve verimli bir çerçeve olduğunu ifade eden Putin, "Tarafların, garantör ülkelerin ve BM’nin de katılımıyla uzman  düzeyinde uluslararası toplantılar yapacağını kaydeden Putin, bugüne kadar  uluslararası düzeyde 10 toplantı düzenlendiğini anımsattı.  Rusya hava kuvvetlerinin Suriye’nin güney ve batısını teröristlerden  temizlediğini savunan Putin, “İdlib’de kademeli olarak durumun istikrara  kavuşmasını görüştük. Bizim önceliğimiz Suriye'yi teröristlerden tamamen  temizlemektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın teklifiyle bütün taraflara silahları  bırakma çağrısında bulunduk. Sivilleri korumak bahanesiyle teröristleri korumak  ve Suriye hükümetine zarar vermek kabul edilemez.” diye konuştu.Putin, Suriye’de kimyasal saldırı provokasyonu yapılması hususunda  ellerinde net ve açık kayıtlar bulunduğunu iddia ederek muhaliflerin, silahlı  grupların bu tür provokasyonu sahneleme çabasında olduğunu savundu.
 Suriye’deki terörle mücadeleye muhalif grupların da katıldığını  söyleyen Putin, bu yaklaşımın Suriye’de taraflar arasında güveni artırdığını ve  siyasi çözüme katkıda bulunduğunu dile getirdi.  Putin, BM’nin Anayasa Komitesi kurulması sürecine yardım etme  noktasında mutabakata ulaştıklarını bildirdi.
 Rusya Devlet Başkanı, Anayasa Komitesinin Suriye’nin gelecek  yıllardaki siyasi yapılanmasını belirleyeceğine ve bir an önce kurulması  gerektiğine işaret etti.
 
 Putin bir soru üzerine şunları söyledi: "Bizim barış çağrımız İdlib’de de duyulacaktır. Bizim sağlanan tüm  mutabakatlarımız şunu esas aldı: Çatışan tüm tarafları barıştırmaya çalışıyoruz.  Terör unsurları ise bu sürece dahil olmamalıdır. Parantez dışında kalmalılar.  Umarım teröristler de sağduyu gösterip silahlarını bırakacaklar."  
 
İDLİB'DE ATEŞKES
 Putin, basın toplantısından önce üç liderin zirve kapsamındaki  müzakeresinde, Erdoğan'ın İdlib'de ateşkes çağrısı yapması üzerine de bu teklifi  önemsediğini belirterek şunları kaydetti: "İdlib’de yeterince sivil var. Elbette yıkıcı olan unsurlar, terör  unsurları bölgede provokasyona devam ediyor. İnsansız hava araçları ile  saldırıyorlar. Bunu görmezden gelemeyiz. Bu problemleri bütün yönleriyle  düşünmeliyiz." değerlendirmesini yaptı.
 
SURİYE'YE ASKERİ MÜDAHALE SORUNLARI ARTIR 
 
 İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, "İdlib'de sivillerin  zarar görmemesi için tedbir almalıyız. Toplantıdaki konuşmalarımızda bu konuda  anlaştık." dedi. ABD'nin zirve yapılırken rejime yönelik suçlamalarını  sürdürdüğünü kaydeden Ruhani, Zirvede ABD'nin müdahalesine ve dış müdahaleye karşı çıktığını  hatırlatan Ruhani, bunun sorunları daha karmaşıklaştıracağını söyledi. Ruhani, İdlib'deki durumun hassasiyetini vurgulayarak bölgede Nusra ve  DEAŞ gibi terör örgütü mensupları bulunduğunu ifade etti. Terör eylemlerinin  halka zarar verdiğini belirten Ruhani, "Bölgede teröristleri yok etmeliyiz.  İdlib'de sivillerin zarar görmemesi için tedbir almalıyız. Toplantıdaki  konuşmalarımızda bu konuda anlaştık. Teröristleri silahlarını bırakmaları ve  eylemlerini sona erdirmeleri için teşvik etmeliyiz." diye konuştu.
 Suriye sorununun çözümü için siyasi sürecin ve yeni anayasanın  yazılmasının önemine işaret eden Ruhani, ülkeden kaçan Suriyelilerin dönmesi,  tutukluların takası ve Suriye'nin yeniden inşasına vurgu yaptıklarını söyledi. Ruhani, 7 yılda Suriye halkının çok zarar gördüğünü, yakın gelecekte  ülkede barışın sağlanacağına inandığını dile getirdi.Üç ülke arasındaki iş birliğinin devam etmesi gerektiğini vurgulayan  Ruhani, şöyle devam etti:  "Bu süreç yolun sonuna kadar, yani Suriye'de demokrasinin sağlanacağı  zamana kadar, mültecilerin döneceği ve barış ile istikrarın tam olarak  sağlanmasına kadar devam ettirilmelidir. Gelecek zirve, Rusya'da yapılacak. Üç  ülkenin onayladığı bildiri, açık şekilde bizim yolumuzu belirliyor. Suriye'de  barış ve istikrarın sağlanması için çalışmaya devam edeceğiz."
 
Ruhani, gazetecilerin sorularını yanıtlarken de bölgedeki  teröristlerin sivilleri kalkan olarak kullandığını iddia etti.  Ruhani, Fırat'ın doğusu konusunda sorun bulunduğunu belirterek  "ABD'nin Suriye'yi derhal terk etmesi gerekli." ifadesini kullandı. İran Cumhurbaşkanı Ruhani, basın toplantısının sonunda "Umarım  Suriye'de barış ve istikrar sağlanır, böylece Suriyeliler evlerine dönebilir."  dedi.
 
 
İŞTE LİDERLER TARAFINDAN AÇIKLANAN TAHRAN BİLDİRİSİ 
 
Tahran’daki üçlü zirvede karara bağlanan bildiride şu maddelere yer verildi. 
  
İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Eylül 2018 tarihinde Tahran’da üçlü bir Zirve'de bir araya gelmişlerdir. 
  
Devlet Başkanları; 
  
1. Astana formatının Ocak 2017’den bu yana sağladığı başarılardan, özellikle de Suriye Arap Cumhuriyeti genelindeki şiddetin azaltılmasında katedilen ilerlemeden ve ülkede barış, güvenlik ile istikrara yapılan katkıdan duydukları memnuniyeti ifade etmişlerdir. 
  
2. Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli ve devam eden taahhütlerini vurgulamış ve bunlara herkes tarafından saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizmişlerdir. Kim tarafından gerçekleştirildiğine bakılmaksızın, hiçbir eylemin bu ilkelere halel getirmemesi gerektiğini yinelemişlerdir. Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmiş, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir. 
  
3. Sahadaki güncel durumu ele almışlar, 4 Nisan 2018 tarihinde Ankara’da yapılan son toplantılarının ardından Suriye Arap Cumhuriyeti’yle ilgili meydana gelen gelişmeleri değerlendirmişler ve aralarındaki mutabakat uyarınca üçlü eşgüdümü sürdürmek hususunda hemfikir kalmışlardır. Bu çerçevede, İdlip gerginliği azaltma bölgesindeki durumu görüşmüşler ve bu konuyu yukarıda belirtilen ilkelere ve Astana formatını tanımlayan işbirliği ruhuna uygun olarak ele almayı kararlaştırmışlardır. 
 
4. BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan DEAŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide veya DEAŞ’la bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit etmişlerdir. Terörle mücadelede, yukarıda belirtilen terörist grupların ateşkes rejimine katılmış veya katılacak olan silahlı muhalif gruplardan ayrıştırılmasının sivil zayiatın önlenmesi bakımından da dahil olmak üzere büyük önem arzettiğinin altını çizmişlerdir. 
  
5. Suriye ihtilafına askeri çözüm getirilemeyeceğine ve ihtilafın yalnızca müzakere edilmiş bir siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceğine dair inançlarını yinelemişlerdir.  Siyasi sürecin Soçi’de düzenlenen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin kararları ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararıyla uyumlu olarak ilerletilmesi amacıyla aralarındaki aktif işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit etmişlerdir. 
  
6. Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde bir siyasi çözüme ulaşma sürecini ilerletme amaçlı ortak çabaları sürdürme konusundaki kararlılıklarını yinelemişler ve Anayasa Komitesi’nin kurulması ile çalışmalarının başlatılmasına yardımcı olmaya yönelik taahhütlerini vurgulamışlardır. Kıdemli memurları ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Suriye Özel Temsilcisi arasındaki yararlı istişarelerden duydukları memnuniyeti vurgulamışlardır. 
 
7. Bütün Suriyelilerin normal ve huzurlu bir hayata yeniden kavuşmalarına ve acılarının hafifletilmesine yönelik tüm çabalara destek olma ihtiyacını vurgulamışlardır. Bu bağlamda, ilave insani yardım göndermek, insani mayın temizliği faaliyetlerini kolaylaştırmak, sosyal ve ekonomik tesisler de dahil olmak üzere temel altyapı unsurlarını eski haline getirmek ve tarihi mirası korumak suretiyle Suriye'ye yapılan yardımı artırmaları için başta Birleşmiş Milletler ve insani ajansları olmak üzere uluslararası topluma çağrıda bulunmuşlardır.
 
8. İhtiyaç duyan tüm Suriyelilere hızlı, güvenli ve kesintisiz insani erişim sağlanmasını kolaylaştırma yoluyla, sivillerin korunması ve insani durumun iyileştirilmesini hedefleyen ortak çabaları sürdürmedeki kararlılıklarını yinelemişlerdir.
 
9. Sığınmacıların ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişilerin Suriye'de ikamet ettikleri asıl yerlere güvenli ve gönüllü olarak geri dönüşleri için gerekli şartların oluşturulması ihtiyacının altını çizmişlerdir. Bu amaçla, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve diğer uluslararası uzmanlık kuruluşları da dahil olmak üzere, ilgili tüm taraflar arasındaki eşgüdüm ihtiyacını vurgulamışlardır. [Suriyeli mülteciler ve ülke içinde yerlerinden edilmiş kişiler hakkında uluslararası bir konferansın toplanması fikrini değerlendirmek hususunda mutabık kalmışlardır.]
 
10. BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) uzmanlarının katılımıyla yürütülen, alıkonulanlar/kaçırılanların serbest bırakılması, cenazelerin teslimi ve kayıp şahısların tespiti Çalışma Grubu’nun faaliyetlerindeki ilerlemeyi memnuniyetle karşılamışlardır.
 
11. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin’in daveti üzerine, bir sonraki toplantılarını Rusya Federasyonu’nda yapmayı kararlaştırmışlardır.
 
12. Rusya Federasyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanları, Tahran’daki Üçlü Zirve’ye evsahipliği yapmalarından ötürü İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Hasan Ruhani’ye içten teşekkürlerini sunmuşlardır.
 
ZİRVE ÖNCESİ GÖRÜŞMELER
Zirve öncesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem Ruhani hem de Putin ile baş başa görüşmeler gerçekleştirdi. 
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya  Devlet Başkanı Vladimir Putin, "Suriye" meselesi için yapılacak Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi öncesi görüştü.İran Liderler Konferans Salonu'nda, İran Cumhurbaşkanı Hasan  Ruhani'nin ev sahipliğinde Suriye meselesi için yapılacak Türkiye-Rusya-İran Üçlü  Zirvesi'ne iştirak eden Başkan Erdoğan ile  Rusya Devlet Başkanı Vladimir  Putin'in zirve öncesi ikili görüşmesi basına kapalı gerçekleşti.
 
 
Görüşmede Türk heyetinde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri  Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, MİT Başkanı  Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da hazır bulundu.
 
Rus heyetinde de Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Enerji Bakanı  Aleksandr Novak, Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ile  Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov yer aldı.
 
 
Tokalaşarak poz verdiler
 
Erdoğan ve Putin, ikili görüşmeleri öncesi basın mensuplarına  tokalaşarak poz verdi. Görüşmenin başında Erdoğan ve Putin'in samimi sohbeti ve  gülüşmeleri dikkati çekti.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, görüşmenin  yapıldığı salonda Rusya Devlet Başkanı Putin'i beklerken, Kremlin Dış Politika  Danışmanı Uşakov ile sohbet etti. Aynı anda Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nın da Rus  meslektaşı Lavrov 'la sohbet ettiği gözlendi.
  
 
İLK GÖRÜŞME RUHANİ İLE 
 
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Suriye konulu üçlü  zirve kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ağırlamaktan memnuniyet  duyduğunu, toplantıların ikili ilişkileri görüşmek için de bir fırsat olduğunu  söyledi. 
 
Ruhani, ev sahipliği yapacağı Suriye konulu üçlü zirve öncesinde  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la bir araya geldi.
 
Velencek Toplantı Salonu'nda Erdoğan'ı karşılayan Ruhani, kendisini  Tahran'da görmekten mutluluk duyduğunu ifade etti.
 
Ruhani, "Bugün 3 ülke olarak bölgesel sorunları çözmek üzere üçüncü  zirve toplantımızı yapıyoruz. Bu görüşme, iki ülke meselelerini konuşmak ve  müzakere etmek için de bir fırsattır. Tahran'a tekrar hoş geldiniz. Bu  yolculuğunuzun iki ülke ve iki millet için hayırlı ve bereketli olmasını temenni  ediyorum." diye konuştu.
 
Daha sonra toplantı, basına kapalı devam etti. Cumhurbaşkanı  Erdoğan'a İran ziyaretindeMilli Savunma Bakanı Hulusi Akar,  Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, MİT  Başkanı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun,  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın da bulunduğu heyet eşlik etti.