Son dakika... Enis Berberoğlu yeniden yargılanacak

AA |  09 Ekim 2017 Pazartesi - 14:53 | Son Güncelleme : 09 10 2017 - 19:02

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, yerel mahkeme tarafından CHP Milletvekili Enis Berberoğılu'na verilen 25 yıl hapis cezasını bozdu.


İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, CHP İstanbul  Milletvekili ve eski Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu'nun,  MİT tırlarının durdurulması olayına ilişkin "devletin güvenliği veya iç veya dış  siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri  siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak" suçundan 25 yıl hapis cezasına  çarptırıldığı davaya ilişkin, Berberoğlu'nun avukatlarınca yapılan istinaf  başvurusunun incelemesini tamamladı.
 
Daire, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Berberoğlu'na  verilen "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından  niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk  maksadıyla açıklamak" suçundan 25 yıl hapis cezasına ilişkin hükmün bozulmasına  karar verdi.
 
Dava dosyasının yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere İstanbul  14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderen daire, kaçma şüphesinin bulunması, mevcut  delil durumu ve adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı gerekçeleriyle  Berberoğlu'nun tutukluluk halinin devamını kararlaştırdı.
 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin  yerel mahkeme tarafından CHP Milletvekili Enis Berberoğlu'na verilen 25 yıl hapis  cezasını bozma kararında, ''Suça konu bilgi ya da belgelerin, 'sırrın', daha  önceden açıklanmamış ve kamuoyunun bilgisine sunulmamış olması gerekmektedir. Bu  hususun değerlendirilmesinde konu ile ilgili daha önceden yapılan dayanağı  gösterilmeyen yorumlar, rivayetler elbetteki sırrın ifşası olarak  değerlendirilmez ancak bu kapsamda bulunmayan konu ile ilgili daha önceden  yayınlanmış haberler sonucunda kamuoyu durumdan bilgi sahibi olmuş ise artık  ortada herhangi bir sırdan bahsedilemeyeceği açıktır.'' denildi. 
 
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi bozma kararında, sanık  Enis Berberoğlu, katılanlar T.C. Başbakanlık Milli İstihbarat Teşkilatı  Müsteşarlığı ve Recep Tayyip Erdoğan olarak yer alırken, istinaf başvurusunun  reddi nedenleri bulunmadığı ve vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan  tutanaklar, toplanan deliller, gerekçe içeriği ve tüm dosya kapsamına göre  inceleme yapıldığı belirtildi.
 
Dairenin kararında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 23 Ekim 2015  tarihli iddianamesinde soruşturma kapsamında haklarında kamu davası açılan  sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütü içerisinde yer alarak ‘’Selam Tevhid’’  olarak bilinen sözde Kudüs Ordusu terör örgütü soruşturması kapsamında uydurma  delillerle Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırma veya görevini yapamaz  hale getirmeye yönelik faaliyette bulundukları, bu amaçla üst düzey devlet  yetkilisi ve kamuoyunda bilinen kişilerin görüşmelerini kayıt altına alarak, bu  görüşmelerin bir bölümünü tespit tutanağı haline getirip, sözde Kudüs Ordusu  terör örgütü ile irtibatlı göstermeye çalıştıkları hatırlatıldı.
 
Kararda, "1 Ocak 2014  ile 19 Ocak 2014 tarihlerinde MİT'e ait yardım  tırlarının durdurulması eylemlerinin de yine farklı bir soruşturma kapsamında  FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün sözde lideri Fetullah Gülen'in talimatıyla  gerçekleştirildiği ve bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör örgütlerine  silah yardımında bulunduğuna yönelik asılsız şekilde kamuoyunda algı oluşmasını  sağlamak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti devletini terörü destekleyen ülke  konumunda göstermeye çalışarak, böylelikle gerek örgüt yöneticisi Fetullah Gülen  gerekse MİT tırlarının durdurulmasında görev alan kamu görevlilerinin de  aralarında bulunduğu sanıklar hakkında 'silahlı terör örgütü kurma, yönetme, üye  olma', 'devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk  maksadıyla temin etme ve açıklama', 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan  kaldırma veya görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs'  suçlarını işledikleri iddiasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası  açılmıştır." denildi.
 
Bu dosya sanıklarından MİT tırlarının durdurulması hususunda görev  alan sanıklara ilişkin tefrik kararı verildiği kaydedilen kararda, aynı olaya  ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesinde görülen dosya ile birleştirilmesine karar  verildiği, bu kapsamda Can Dündar ile ilgili olarak 29 Mayıs 2015’te yayınlanan  görüntü ve haberlere ilişkin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davanın  görüldüğü kaydedildi.
 
Sanık Can Dündar’ın "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti  Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen  engellemeye teşebbüs etmek", "Silahlı terör örgütüne yardım", "Devletin gizli  kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme",  "Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla  açıklama" suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı ifade  edilen kararda, davada sanık Can Dündar'ın 6 Mayıs 2016’da "silahlı terör  örgütüne yardım" suçundan açılan davanın ayrılmasına karar verildiği  bildirildi.
 
Dündar'ın mahkumiyet kararı Yargıtay incelemesinde
 
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde, sanık Can Dündar’ın yargılandığı  davada, "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan  kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs  etmek" suçundan beraatine karar verildiği aktarılan kararda, Dündar’ın "casusluk  kastı ile başka bir devletle veya terör örgütü ile anlaşma olgusunun"  ispatlanamadığından bahisle mahkumiyetine karar verildiği ve kararın halen  Yargıtay 16. Ceza Dairesinde temyiz incelemesinde bulunduğu bildirildi.
 
Bozma kararında, şunlar kaydedildi:
 
‘’Can Dündar'ın 'Tutuklandık' isimli kitabındaki '…Nihayet 27 Mayıs  çarşamba günü öğleden sonra solcu bir milletvekili dostum getirdi görüntüleri...'  şeklindeki ifadesi, yapılan soruşturma sonucunda sanık Can Dündar'ın kullandığı  telefona ait HTS verilerinin ve görüşme yapılan karşı telefon numaralarının baz  bilgilerine göre sanık Kadri Enis Berberoğlu tarafından kullanılan telefondan 27  Mayıs 2015 günü saat 14:32:20’de Can Dündar'ı araması üzerine 21 saniye  görüştükleri, sanığın kullandığı telefonla görüşme yapıldığı sırada 'Şişli  Büyükdere Cad. No 22/A Istanbul' adresi civarındaki baz istasyonundan sinyal  verisi alındığının tespit edilmesine göre; dosyamız sanığının da söz konusu  görüntüleri Can Dündar'a vererek, silahlı terör örgütü olan FETÖ/PDY silahlı  terör örgütünün yukarıda yazılı amaçları doğrultusunda suça konu görüntüleri  temin ederek ifşasını sağlamak suretiyle casusluk suçunu işlediğinin iddia  olunduğu olayda; sanığın milletvekili oluşuna göre 6718 sayılı yasa ile eklenen  Anayasanın geçici 20. maddesi kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı  tarafından TBMM Başkanlığına sunulmak üzere hazırlanmış olan fezlekedeki suç  nitelendirmesiyle CMK 225/2 maddesi gereğince mahkemenin bağlı olmayışı  karşısında bu yöndeki sanık müdafiilerinin istinaf talepleri yerinde  görülmemiştir.’’
 
Suça konu yasal düzenlemelerin değerlendirilmesine yer verilen  kararda, TCK’daki 'casusluk' suçunun konusunun "Devletin güvenliği veya iç veya  dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken  bilgilerdir" ibaresine yer verilerek, suçun oluşabilmesi için temin edilen  bilgilerin devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli  kalması gereken sır niteliğindeki bilgilerden olması ve suçun konusunu oluşturan  bilgilerin nitelikleri itibariyle gizli kalması gereken bilgiler olması gerektiği  kaydedildi.
 
Kararda, "Casusluk suçunu TCK’nın 327. maddesi olan 'Devletin  güvenlig?ine ilis?kin bilgileri temin etme' ve 329. maddesi olan 'Devletin  güvenlig?ine ve siyasal yararlarına ilis?kin bilgileri açıklama' suçlarından  ayıran temel unsur eylemin casusluk kastıyla gerçekleştirilmesi hususudur, bu  manevi unsurun oluşabilmesi için failin genel kastının yanında sözü edilen özel  maksadının da bulunması gerekir. 5237 sayılı TCK'nın 328. maddesi gerekçesinde  askeri ve siyasi casusluk tanımına yer verilmiştir. Buna göre siyasal casusluktan  maksat yabancı bir devlet yararına Türkiye Cumhuriyeti devletinin veya  vatandaşlarının veya Türkiye'de oturmakta olan ikamet etmekte olanların zararına  olarak bilgilerin toplanması demektir. Suçun maddi unsuru, suça konu bilgileri  siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmektir.’’ değerlendirilmelerine  yer verildi.
 
"Bilginin temini için kullanılan vasıtanın önemi olmadığı gibi,  bilgiyi içeren belgenin de elde edilmiş olması ve temin edilen bu bilginin  başkasına verilmiş olması şart değildir. Suç, sır olan bilginin elde edilmesi ile  tamamlanmış olur. Suçun tamamlanması için bilginin başkasına aktarılması şart  değildir." ifadelerine yer verilen kararda, TCK'nın 328. maddesi olan ‘’siyasal  ve askeri casusluk’’ ve 330. maddesi olan ‘’gizli kalması gereken belgeleri  açıklama’’ suçlarının oluşabilmesi için; diğer unsurların yanında eylemin yabancı  bir devlet ya da örgüt yararına gerçekleştirilmesi ve bu şekilde devletin  güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından milli güvenliğin  tehlikeye düşürülmesinin gerekli olduğu, aksi halde yani casusluk kastının  belirtilen şekilde bulunmaması durumunda eylemin TCK'nın 327 ve 329. maddelerinde  düzenlenen suçlara vücut vereceği bildirildi.
 
‘’Sırrın daha önceden açıklanmamış olması gerekir’’
 
Kararda casusluk suçuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulunuldu:
 
‘’Suça konu bilgi ya da belgelerin, 'sırrın', daha önceden  açıklanmamış ve kamuoyunun bilgisine sunulmamış olması gerekmektedir. Bu hususun  değerlendirilmesinde konu ile ilgili daha önceden yapılan dayanağı gösterilmeyen  yorumlar, rivayetler elbetteki sırrın ifşası olarak değerlendirilmez ancak bu  kapsamda bulunmayan konu ile ilgili daha önceden yayınlanmış haberler sonucunda  kamuoyu durumdan bilgi sahibi olmuş ise artık ortada herhangi bir sırdan  bahsedilemeyeceği açıktır. Bu kapsamda milli güvenlik için tehdit oluşturan  herhangi bir sır, kamuoyunun bilgisine sunulduktan sonra aynı konuyu içerir  yapılan yayınların daha etraflı da olsa sonradan yayınlanmasının milli güvenlik  açısından oluşan sakıncası devam edip etmediği hususunun suçun oluşumu için  belirlenmesi gereklidir."
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuyla ilgili temel görüşünün  gizli olarak addedilen bilgilerin basın organlarınca yayınlanmadan daha önce  kamuoyunun bilgisi dahilinde olup olmadığına dikkat çekilen kararda, "Avrupa  İnsan Hakları Mahkemesi, 26 Kasım 1991 tarihli Sunday Times/İNGİLTERE kararı bu  duruma ışık tutacak niteliktedir. Divana göre, Amerika'da yayınlandıktan sonra  kitabın gizliliği kalmadığından, milli güvenliği koruma gerekçesi ortadan  kalkmıştır. İstihbarat teşkilatının etkinlik ve itibarının korunması ise yayın  yasağı konulması için tek başına yeterli bir gerekçe olarak görülmemiştir.’’  bilgileri aktarıldı.
 
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin "Kanunun amaç, kapsam ve gerekçesi ile  yukarıda değinilen, dairemizce benimsenen doktrindeki görüşler ve yargısal  kararlar birlikte değerlendirildiğinde; Başbakanın resmi konutlarında bulunan  kriptolu telefonla yapmış olduğu tüm görüşmelerin uzun bir süre zarfında dijital  ses ve görüntü kaydı yapan elektronik cihazla dinlenilip kayıt altına alınmasında  siyasi casusluk kastının varlığı açılan örgüt davası ile birlikte  değerlendirilmelidir." içeriğindeki içtihadına vurgu yapılan kararda, sanığa  atılı iddianın "FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amacına yardım doğrultusunda  örgüt tarafından sağlanan ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal  yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri temin  etmek" ve iddianamede sevk maddesi olarak gösterilmese de yüklenen eylem  itibariyle "ifşa etmek" suretiyle "siyasi casusluk suçu" olduğu belirtildi.
 
Kararda, "Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin yazılı ilamında da  belirtildiği üzere, somut olayda öncelikle sanığın iddiaya konu kastının varlığı  ve sonucuna göre suçun hukuki niteliğinin tespiti bakımından sanığa atılı bu  eylemin ayırma kararı verilen 'silahlı terör örgütüne yardım' suçuyla bir arada  görülerek değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, sanık hakkında silahlı  terör örgütüne yardım suçundan açılan kamu davasının tefrikine karar verilmek  suretiyle 'siyasi casusluk kastının' tespiti açısından bu hususun gerekçede  tartışmasız bırakılması" ifadelerine yer verildi.
 
Yerel mahkemenin gerekçeli kararında diğer sanık Can Dündar ile sanık  Kadri Enis Berberoğlu'nun atılı suçu "iştirak iradesi ile birlikte hareket etmek  suretiyle işlediklerinin kabul edildiği" vurgulanan kararda, şunlar  kaydedildi:
 
"Sanık Can Dündar hakkında istinaf incelemesine konu bu dosyada suça  konu olan görüntüleri yayınladığı iddiasına ilişkin olarak aynı suça konu  görüntüler nedeniyle açılan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasında, suça  konu aynı görüntülerin yayın tarihi itibariyle 'ifşa olunmadığı ve devletin  güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgi  niteliğinde olduğu' ancak, 'casusluk suçunun unsurlarının oluşmadığı'  gerekçesiyle suçun vasıf değiştirdiğinin kabul edilerek TCK'nın 329/1. maddesi  uyarınca mahkumiyetine karar verilmiş olması ve anılan dosyanın Yargıtay 16. Ceza  Dairesi'nde temyiz inceleme aşamasında bulunması karşısında, her iki davada  yayınlanmaları suça konu edilen belgelerin aynı olması ve istinaf incelemesine  konu bu dosya sanığının belgelerinin yayınlanmasından sorumlu tutulmuş olması ve  yine suçu iştirak iradesi ile birlikte hareket etmek suretiyle işlediklerinin  kabul edilmiş olması da göz önüne alındığında, İstanbul 14. Ağır Ceza  Mahkemesi'nin dosya sanığı Can Dündar hakkındaki Yargıtay incelemesine konu  dosyadaki belgelerin niteliği ve buna bağlı suç vasfına ilişkin yapılacak  tespitin bu dosya sonucunu da etkileyeceği anlaşılmıştır."
 
Kararda, buna göre suç vasfının belirlenmesi ve delillerin birlikte  değerlendirilmesi açısından her iki dosya arasında fiili ve hukuki bağlantı  bulunduğu vurgulanarak, bu sebeple Yargıtay 16. Ceza Dairesi'ndeki inceleme  sonucunun beklenmesi ve sonucuna göre davaların birleştirilerek görülmesi veya  Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nce verilecek kararın sonucuna göre sanık  Berberoğlu'nun hukuki durumunun takdir ve tayini ile denetime olanak verecek  şekilde gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde yetersiz  gerekçe ile hüküm kurulduğu aktarıldı.
 
Suçun unsurları yönünden net bir belirleme yapılmadı
 
Dairenin kararında, şunlar kaydedildi:
 
"Gerekçeli kararda, sanık Berberoğlu'nun görüntüleri vermesindeki  amacın; 'Can Dündar tarafından gazetesinde yayınlanarak başta Cumhurbaşkanı olmak  üzere iktidarda bulunan Ak Parti hükümetini 'MİT tırlarıyla Suriye'deki terör  örgütlerine silah yardımı yapılıyor' şeklindeki algı operasyonu ile kamuoyu  nezdinde yıpratmak, cezai soruşturmalara maruz bırakmak, ulusal ve uluslararası  alanda özellikle Cumhurbaşkanı'nın savaş suçlusu olarak yargılanmasının önünü  açmak, buna ortam sağlamaya çalışmaktır. Keza o dönemdeki iç ve dış olaylar  gözetildiğinde ulusal güvenlikle ilgili hassasiyetlerin yaşanan terör olayları ve  Suriye'deki olaylar nedeniyle üst safhada olduğu, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere  Fetullah Gülen ve yapılanmasına yönelik çalışmalar yapıldığı, operasyonlar  gerçekleştirildiği, devletteki kadrolardan ayıklanmaya çalışıldığı, bu suretle  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, Fetullah Gülen ve yapılanmasının baş düşmanı  haline geldiği', 'görüntülerin verildiği tarihlerdeki ortamın olağanüstü boyutta  olduğu, MİT tırları olayının ifşası ile hazır ortam da müsait iken Cumhurbaşkanı  ve Ak Parti hükümeti yöneticilerinin teröre destek veren, terörü finanse eden  iddiaları ile ulusal ve uluslararası boyutta yargılanmaları sağlanarak ortadan  kaldırılmalarının hedeflendiği, en iyi ihtimalle seçim öncesi hükümeti zora  sokarak seçimi kazanmalarının önüne geçilmek istendiği, sanık Kadri Enis  Berberoğlu'nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Ak Parti hükümetine zarar  vermek için siyasal amaçla hareket ettiği, hukuki ve cezai sorumluluklarının  doğması, yeniden iktidar olmalarının önüne geçmek için devletin ulusal güvenliği,  iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken özü itibariyle  devlet sırrı olan görüntüleri yayınlaması, ifşa etmesi amacıyla diğer sanık Can  Dündar'a vermekten çekinmediği, sanıkların iştirak iradesi içinde birlikte  hareket ettikleri' şeklindeki ifadelerle 'en iyi ihtimalle' denilmek suretiyle  suçun unsurları yönünden net bir belirleme yapılmadığı gibi bir siyasi partinin  yurt içindeki seçimleri kazanmasını engellemeye yönelik eylemin hangi  gerekçelerle casusluk suçunun unsuru olduğunun gösterilmediği, bu nedenle hangi  eylemin suçun unsuru kabul edilerek sanığın sorumluluğuna esas alındığının  belirsiz bırakılarak gerekçelendirilmediği anlaşılmıştır."