Son dakika | AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten asgari ücret açıklaması

AA |  06 Aralık 2019 Cuma - 18:29 | Son Güncelleme : 06 12 2019 - 22:03

AK Parti MKYK toplantısı sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik milyonlarca kişiyi ilgilendiren asgari ücretle ilgili açıklama yaptı.


Çelik, AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı devam  ederken, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin  değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın MKYK toplantısının açılışında  kapsamlı iç ve dış politika konularında değerlendirmede bulunduğunu belirten Ömer  Çelik, "NATO Toplantısı ile ilgili de değerlendirmesi oldu. Bu bağlamda hem  Türkiye'nin tezlerinin hem NATO ülkelerine hem de uluslararası kamuoyuna  anlatılması bakımından Partinin yapması gereken çalışmalar konusunda da ayrı  talimatları oldu." diye konuştu.
 
MKYK'de olağan gündem, iç-dış siyasi gelişmelerin değerlendirildiğini  bildiren Çelik, iç siyasi gelişmelerde sadece terör ve güvenlik meselelerin değil  aynı zamanda kadına şiddet meselesiyle ilgili konuların da ele alındığını  söyledi.
 
Çelik, Dış İlişkiler Başkanı Cevdet Yılmaz'ın yaptığı sunumunda, AK  Parti ile iş birliği yapmak isteyen partinin bulunduğunu söylediğini aktardı.
 
AK Parti'nin 7'nci Olağan Kongresi yaklaşırken Teşkilat Başkanlığının  hem MYK toplantısında hem de MKYK toplantılarına ayrıntılı sunumlar yaptığını  belirten Çelik, "Bu sefer daha ayrıntılı bir sunum olacak. Aynı şekilde Medya  Tanıtım Başkanlığı kendi yapacağı çalışmalarla ilgili sunum yapacak. Tabii  önümüzdeki dönemde Mecliste yapılacak son derece önemli işler var, bu işlerin  değerlendirilmesiyle ilgili olarak da bir gündemimiz var." ifadelerini kullandı.
 
Çelik, kongre sürecine kadar AK Parti'nin geçmişteki faaliyetlerinin  tanıtımı, geçmiş kongre süreçlerinin değerlendirilmesi ve gelecekte  paylaşacakları mesajların önemli olduğunu vurguladı.
 
Atatürk'e yönelik çirkin yayın
 
Alman ARD Televizyonu'nun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e yönelik  yayınına değinen Çelik, "Devletimizin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanımız Gazi  Mustafa Kemal Atatürk'e dönük çirkin yayını, özellikle Atatürk'ü Hitler'e  benzeterek yapılan bu yayını en şiddetli şekilde kınıyoruz, bunu asla kabul  edilemez bulduğumuzu ifade ediyoruz." diye konuştu.
 
"Basın özgürlüğü adı altında Türkiye'deki devlet adamlarına dönük  eleştiri sınırlarını aşan, basın özgürlüğüyle hiçbir zaman bağdaştırılamayacak  ifadeler, maalesef bunlarda bir tutum haline gelmiş durumda." değerlendirmesinde  bulunan Ömer Çelik, şöyle devam etti:
 
"Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük karalama kampanyası, neredeyse Almanya  basınında bir yıl içerisinde çok önemli bir yer tutuyor. Tabii ki Kurucu  Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aziz hatırasına yapılan bu saygısızlığı  hiçbir suretle kabul etmemiz mümkün değil. Bunu en şiddetli şekilde kınadığımızı  belirtiyoruz ve şunu ifade etmek isteriz o yapılan yayının, o çirkin ifadelerin  kesinlikle basın özgürlüğü ile bir ilgisi yoktur. Burada yapılan hakaretler  doğrudan milletimize ve devletimize yapılmıştır. Gereğinin yapılması için de  ilgili bakanlıklarımız faaliyete geçecektir aynı şekilde de oradaki  vatandaşlarımız, STK'larımız da gereken tepkiyi göstermektedir.
 
Devletimizin kurucusuna, Atatürk'e dönük saygının gösterilmesi bir  entellektüel egzersiz konusu değildir. Bu konuda herkesin gereken hassasiyete  sahip olmasını bekliyoruz. Almanya'daki vatandaşlarımız da oranın vatandaşı olan  soydaşlarımız var. Onların da vergileriyle yayın yapan bir kamu yayın kuruluşu  bu. Bu yayının herhangi bir şekilde temel değerlerimize bir saldırı şeklinde asla  tezahür etmemesi gerekir. Bir de tabii orada son derece planlı ve düzenli bir  şekilde başka mahfillerde gördüğümüz şekilde Atatürk ile Alevi vatandaşlarımızı  karşı karşıya getirme şeklinde çirkin bir provokasyona imza atılıyor."
 
"Yayın kuruluşu derhal özür dilemeli"
 
Ömer Çelik, eğer tarihle ilgili bir tartışma yapılmak isteniliyorsa  kara propaganda yapılması yerine bu konudaki uzman tarihçilerin ve Türk  tarihçilerin o televizyon kanalına çağırılarak, tezlerin ve karşı tezlerin  dinlenilmesinden hiçbir zaman rahatsız olmayacaklarını belirtti.
 
Türk tarihçilerin belgelerle, sahip oldukları müktesebatla gereken  bilgileri vereceğini belirten Çelik, "Ancak bunun yerine Atatürk'ün manevi  şahsiyetine dönük böyle bir saldırı yapılması, şiddetle kınadığımız, devletimize  ve milletimize karşı yapılmış kabul ettiğimiz çirkin bir saldırıdır. Bu yayın  kuruluşu, derhal Atatürk'ün manevi şahsiyetinden ve milletimizden özür  dilemelidir." ifadelerini kullandı.
 
İlgili bakanlıkların, STK'lerin gereken girişimlerde bulunacağını, AK  Parti'nin de ilgililerle görüşerek gereken takibi yapacağını söyledi.
 
"Enes gözlerinden öpüyoruz"
 
Güngören Belediyesinde bir belediye başkan yardımcısının çirkin bir  davranışı olduğunu ifade eden Ömer Çelik, şunları kaydetti:
 
"NATO zirvesinden dönerken hepimizi üzen bir olay yaşandı.  Biliyorsunuz Güngören Belediyesi'nde bir kardeşimize belediye başkan  yardımcısının çirkin bir davranışı söz konusu oldu. Enes kardeşimize dönük bu  çirkin davranış biçimi hepimize fevkalade üzmüştür. Buradan AK Parti MKYK'sinden  Enes'e sesleniyorum, Enes gözlerinden öpüyoruz, sana sevgilerimizi iletiyoruz.  Seninle beraberiz, sana yapılan bu çirkin davranışı hiçbir şekilde kabul  etmiyoruz. Bu belediye başkan yardımcısı görevden alınmıştır. İnsanlık dışı bir  davranış söz konusu olmuştur, herhangi bir yerde bir amir memur ilişkisi  içerisinde doğru bulunmayan bir konu varsa bunun nasıl değerlendirileceği, buna  dönük nasıl bir girişim yapılacağı kurallarla bellidir ama genç bir insanı bu  şekilde, onurunu kıracak şekilde cezalandırma biçimi o genç insana bir zarar  vermez bunu yapanın sicilini ortaya koyar."
 
Çelik, "Bu belediye başkanlığından istifa eden şahsın, Belediye Meclis  Üyeliği söz konusu. Hiçbir şekilde Belediye Meclis Üyeliğine devam etmesinde  uygun bulmuyoruz. Belediye başkan yardımcılığından sonra bu görevden ayrılması  gerektiğini değerlendiriyoruz." dedi.
 
"Cerenle hepimiz insanlığımızdan bir parçayı kaybettik"
 
Ceren Özdemir'in öldürülmesinin herkesi derinden yaralayan bir olay  olduğunu ifade eden Ömer Çelik, şunları kaydetti:
 
"Ceren'i kaybetmekle birlikte hepimiz insanlığımızdan bir parçayı  kaybettik. Son derece üzücü bir şey, hepimizin kahrolduğu bir kayıp bu. Biraz  önce Sayın Cumhurbaşkanımız da annesi ve babası ile görüştü. Bundan sonraki  süreçte Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız süreceğe müdahil olmuştur.  Bu kişinin en ağır cezayı alması için Bakanlığımız olaya müdahildir. Sayın Adalet  Bakanımız gereken soruşturmaların başladığını, o cezaevi yönetimiyle ilgili bir  zaaf var mıdır, eksik, ihmal var mıdır, bunlarla ilgili olarak gereken  araştırmalar yapıldıktan sonra paylaşılacaktır.
 
Siyaset kurumu olarak üzerimize düşen görevi fazlasıyla yapmaya gayret  ediyoruz. Kuşkusuz partiler üstü bir meseledir, kuşkusuz siyasetin yapması  gereken işler var, partilerin yapması gereken işler var, toplumun her kesiminin  yapması gereken işler var. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu şiddet meselesiyle kadına  dönük şiddetle ilgili olarak mücadele konusundaki talimatları çok nettir. En  önemli yasal tedbirler alınacaktır, gereken mekanizmalar devreye sokulacaktır ama  en önemlisi kültürel, ahlaki hassasiyetlerin giderek daha da güçlenmesi daha da  pekiştirilmesi için şiddetin toplumun, toplum hayatının her alanından  uzaklaştırılması özellikle kadına dönük şiddete özel bir mücadele biçiminin  geliştirilmesi için gereken hassasiyetlerin oluşturulması gerekiyor."
 
Her türlü şiddet kültürünün dışlanmasının medeni toplum olma vasfının  en temel direği olduğunu vurgulayan Çelik, "Her türlü şiddet, medeni toplum  yapımızda oluşturulmaya çalışılan bir kayıptır. Kadına ve çocuğa dönük şiddetle  ilgili çok yoğun haberler gündeme geliyor. Bunları da değerlendiriyoruz Sosyal  İşler Başkanlığımız takip ediyor, AK Parti'de MYK ve MKYK'sinde bununla ilgili  değerlendirmeleri ifade ediyoruz." dedi.
 
Çelik, Ceren Özdemir'in sosyal medyada  "Doğum günümde beni unutmayın,  hediye almayın, kutlayın yeter" sözüne atıfta bulunarak, "Ceren'in bu vasiyetine  uyarak kendisine bir kere daha bir doğum gününü kutlayarak rahmetle anıyoruz.  Hepimiz için çok acı bir kayıp, sözün bittiği yer denilebilecek bir noktadır  burası." diye konuştu.
 
NATO toplantısı
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Londra'da çok yoğun bir çalışma programı  olduğunu anımsatan Çelik, "Sayın Cumhurbaşkanımız, pek çok alanda ikili  görüşmeler de yaptı ama Dörtlü Zirve çok önemli bir konuydu. NATO Toplantısı ayrı  bir başlık teşkil ediyor. Belki de İngiltere'de şimdiye kadar en geniş ve en  yoğun vatandaş buluşmasını gerçekleştirdi Sayın Cumhurbaşkanımız. Dünyanın  çeşitli yerlerinde katıldığımız vatandaş buluşmaları açından istisnai bir yerde  bu vatandaş buluşması." ifadelerini kullandı.
 
Dörtlü Zirve konusunun Barış Pınarı Harekatı'ndan sonra gündeme  geldiğini anımsatan Ömer Çelik, şöyle devam etti:
 
"Bu zirvede, kapsamlı bir şekilde hem Barış Pınarı Operasyonumuzdaki,  müttefik ülkelerin gösterdiği yanlış tepkiler ve göç konusu masaya yatırılmıştır.  Ayrıca Avrupa Komisyonu Başkanı seçilir seçilmez ilk olarak Sayın  Cumhurbaşkanımızı aradı, bugün de komisyon yardımcısı ve içişlerinden sorumlu  komiseri buradaydı. Sayın Cumhurbaşkanımız onları kabul etti. Mültecilerle ilgili  tezlerimiz, mültecilere dönük yaptığımız faaliyetler tekrar anlatıldı.
 
Ayrıca güvenli bölge oluşturulması ve güvenli bölgede mültecilerin  gönüllü bir şekilde geri dönüşünü kolaylaştıracak, birtakım yerleşim mekanlarının  oluşturulmasıyla ilgili planları da Cumhurbaşkanımız bu zirvede liderlere iletti.  Dörtlü zirvenin düzenli yapılması önemli bir karardır. Şubat ayında ikinci  toplantı gerçekleşecektir."
 
NATO zirvesinin zamanlamasının son derece önemli bir dilime denk  geldiğini belirten Çelik, NATO'nun 70. kuruluş yıl dönümünde, uzmanların ifadesi  ile toplantının, kurulmuş en geniş, yaygın ve başarılı savunma örgütü olarak,  bundan sonra Avrupa'nın, dünyanın güvenliğinde nasıl bir rol oynayabileceğiyle  ilgili yoğun tartışmaların gölgesinde gerçekleştiğini söyledi.
 
Türkiye'nin NATO'nun geçmişinde parlak bir sicile sahip olduğunu  vurgulayan Çelik, şöyle konuştu:
 
"Hem verdiğimiz katkılar hem de NATO misyonlarına katılım bakımından.  Bugün de NATO'ya, NATO'nun ilkelerini en çok hatırlatan NATO'daki çifte  standartlara en güçlü şekilde karşı çıkan ülkeyiz. Dolayısıyla tüm bunlar bir  araya geldiği zaman NATO'nun geçmişinde nasıl parlak, başarılı bir sicile  sahipsek NATO'nun geleceğinde de aynı iddialara sahip olduğumuz bu zirvede de bir  kere daha teyit edilmiştir. NATO zirvesinde herkes Türkiye'nin gücüne ve NATO  için vazgeçilmezliğine vurgu yapmıştır. Dünyanın çeşitli yerlerinde hiçbir  şekilde NATO hakkında söz söyleyemeyeceklerin, bizim NATO içindeki varlığımızı  sorgulayan sözlerinin ne kadar boş olduğu da bir kere daha görülmüştür. Tabii  önemli olan burada müttefikler arasında gözetilmesi gereken uyum, birliktelik ve  ittifak dayanışması anlayışının daha da güçlenmesi yönündeki Türkiye'nin tezleri  Cumhurbaşkanımız tarafından dillendirilmiştir."
 
Çelik, uzun zamandır NATO içerisinde doğu kanadı, güney kanadı gibi  birtakım ayrımlar yapıldığına işaret ederek, Türkiye'nin öteden beri böyle bir  ayrımın doğru olmadığını belirttiğini anımsattı. Çelik, "Güvenlik bir bütündür,  öncelik sonralık sırasına sokulamaz. Doğu kanadı ve güney kanadı gibi birtakım  hiyerarşiler içerisine hapsedilemez." değerlendirmesinde bulundu.
 
Bu kapsamda bu ayrıma karşı çıktıklarını, güvenliğin 360 derece  temelinde ele alınması gerektiğinin de bir kez daha liderler zirvesinde  dillendirildiğini anlatan Çelik, "Buradaki tezimiz, doğu kanadı güney kanadı gibi  hiyerarşilere tamamen karşı olduğumuz şeklindedir. Baltıkların, Orta Avrupa'nın  ve Akdeniz Bölgesi'nin yani ittifakın neresinde konumlanırsa konumlansın,  herhangi bir ülke ya da grubun güvenliğinin eşit derecede sağlanmasıyla ilgili  hassasiyetimizin altı çizilmiştir. Herkes şunun farkında aslında, bir sürü  eleştiri getirseler de sonuçta NATO toplantısına girildiği zaman Türkiye'nin  kendi güvenliği için aldığı tedbirlerin aynı zamanda NATO'nun güvenliği için  alınmış bir tedbir olduğunun herkes farkında. Bir sürü eleştiri getirenler bile  içerideki toplantılarda bunun altını çizmeye devam ediyorlar." şeklinde konuştu.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın   "iyi terörist", "kötü  terörist" şeklinde ayrım yapanların, bu ayrımlarını, buradaki çelişkileri ve  çifte standartlarını tekrar kendi yüzlerine söylediğine dikkati çeken Çelik,  "Cumhurbaşkanımız Türkiye'nin terörizmle mücadelesinin ilkelere dayanan bir  mücadele olduğunu, bir terör örgütüne karşı başka terör örgütünü tercih edenlerin  ise bu ilkelerden her geçen gün biraz daha uzaklaştığını, bunun da NATO'nun temel  felsefesi ile çatışmak anlamına geldiğini ifade etmiştir." dedi.
 
"Türkiye NATO için kilit, vazgeçilmez bir ülke"
 
Çelik, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un eleştirilerine de  değinerek, "NATO toplantısında görüyorsunuz ki Macron da Türkiye'nin ittifak  içerisindeki gücünün, öneminin farkındadır." ifadesini kullandı.
 
Ayrıca katkılar konusunda da Türkiye'ye kimsenin söyleyecek bir sözü  olmadığını belirten Çelik, "Burada mali katkılarını yerine getirmeme konusunda ve  zaman zaman NATO'ya rağmen bireysel birtakım çıkışlar yapma konusunda asıl  sorgulanması gerekenin Fransa olduğunun da zaten herkes farkındadır." diye  konuştu.
 
Fransa'nın hem mali katkılar konusunda mükellefiyetlerini tam olarak  yerine getirmediğini hem de çeşitli yerlerde tek taraflı tasarruflarda bulunma  gibi birtakım yaklaşımları ortaya koyabildiğini belirten Çelik, "Dolayısıyla  Türkiye'yi eleştirenlerin aslında NATO içerisinde sorgulanması gereken odakları  olduğu, ama esas olarak burada ortaya çıkan tabloda Türkiye'nin NATO için kilit,  vazgeçilmez bir ülke olduğu ve herkes tarafından da güvenilir ve barış  misyonlarının aranılan ortağı olarak ifade edildiği bir kere daha görülmüştür."  değerlendirmesinde bulundu.
 
"Hastalıklı bir zihinden başka bir şeyin ürünü olamaz"
 
Sözcü Çelik, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Ceren Özdemir  cinayeti sonrasında infaz sistemi ile ilgili olarak muhalefetin, 15 Temmuz  sonrası KYK ile yapılan düzenlemelerin hata olduğu ve bunun sonucunu bugün  Ceren'lerin ödediği şeklindeki eleştirilerine ilişkin görüşleri sorulan Çelik, şu  yanıtı verdi:
 
"Her yasal düzenlemenin sonrasında ortaya çıkan toplumsal eylemleri, o  toplumsal eylemlerin öncesindeki yasal düzenlemeye bağlarsanız, hiç kimse yasa  çıkaramaz. Hiç kimse ne kanun çıkarabilir, ne KHK çıkarabilir. Yani burada böyle  bir olaydan bile Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef almaya dönük bir yaklaşım ortaya  konulmasını doğrusu sadece ayıplamak durumundayım. Buna siyasi olarak verilecek  bir cevap da yok. Burada yasal düzenlemeleri, yönetmelikleri eleştirebilir ama  böyle bir mantık silsilesi kurulması, hastalıklı bir zihinden başka bir şeyin  ürünü olamaz. Bu yasal düzenlemeler, dünyanın her yerinde kapalı, açık cezaevi  var ve dünyanın her yerinde Türkiye'de de aynı şekilde kapalı cezaevinden, açık  cezaevine geçişin çeşitli koşulları var, kanunlarla, yönetmeliklerle düzenlenen.  KHK ile düzenlenen ise 15 Temmuz'daki darbe girişiminden sonraki yoğunlaşma  neticesinde bir kereliğine yapılmış bir disiplin affı ile ilgili bir mesele. Bu  son olayla da onun bir alakası yok. Alaka kurulması da bu yasal düzenlemelerin  neticesiymiş gibi bu eylemler, çok yanlış bir şey. Bu hem yüce Meclisin  iradesine, hem Cumhurbaşkanlığı makamının iradesine dönük bir saygısızlıktır ve  böyle bir acı yaşanırken de bunun istismarıdır."
 
Çelik, her tekil olaydan sistemi, kanun çıkaranların hepsini  yargılayan bir sonuca gidilmesinin, Meclisi ve diğer kurumları çalışamaz hale  getireceğini dile getirerek, "Dünyanın her yerinde ve Türkiye'de kapalı  cezaevinden açık cezaevine geçişin şartları ve kuralları var. Bunlar da zaman  geçtiği zaman yeniden düzenlenir. Şu anda da zaten bu bütün bu konuları bir  sistem bütünlüğü içerisinde, yani teker teker alarak değil bir sistem bütünlüğü  içerisinde, yeniden nasıl değerlendirebiliriz diye bir çalışma zaten Adalet  Bakanlığı tarafından yürütülüyor." şeklinde konuştu.
 
"Bu üç tarafın diyaloğu ile varılacak bir mutabakata bakar"
 
Muhalefetin, asgari ücretin belirlenmesi noktasında yapılan açıklamayı  sakıncalı bulması, "işsizlik üzerinden tehdit ve şantaj var" şeklindeki sözlerine  ilişkin görüşleri sorulan Çelik, asgari ücretin Bakanlık, işçi ve işveren tarafı  olmak üzere, belli bir mutabakat içerisinde yıllardır belirlendiğini ifade etti.
 
Burada Bakanlık, işçi ve işveren tarafının kendi pozisyonlarını  açıklayabileceğini anlatan Çelik, "Çeşitli belgelerde, siyasi süreçlerde, çeşitli  müzakere zeminlerinde ortak bir noktada çözüm bulunmasıyla ilgili olarak bir  yaklaşım var. Bakanlığın yaklaşımı da burada sosyal taraflarla bütün bu hadisenin  bileşenleriyle mümkün olan azami noktaları yakalayabilmek, ortak bir nokta  çıkarabilmek." dedi.
 
Görüşmelerin halen devam ettiğine dikkati çeken Çelik, şunları  söyledi:
 
"Eminim ki bütün taraflar optimum, herkes için faydalı olan bir  noktada hem sistemin sürdürebilmesi hem kendileri açısından yararlı gördükleri  bir noktaya ulaşabilme açısından bunu da aynı mutabakatla gerçekleştirirler, diye  bir umudumuz var. Mutabakat olmadığı zaman da nasıl mekanizmalar olduğunu  biliyoruz. Mekanizmalar, sürecin nasıl işleyeceği açıktır. Şu anda Bakanlığımızın  da bu konuda büyük bir hassasiyet gösterdiğini biliyorum. Mümkün olan en iyi  mutabakatı aramak, belli bir diyalogla bu noktaya ulaşmak şeklinde."
 
Çelik'e Türk-İş Başkanı Ergün Atalay'ın asgari ücretin 2 bin 578  TL'nin üzerinde olması gerektiği ve  bunun altında bir rakamla masaya  oturmayacakları yönündeki sözleri hatırlatılarak, AK Parti'nin asgari ücretle  ilgili bir rakamı olup olmadığı soruldu.
 
Asgari ücret konusunda Bakanlık, işçi ve işverenler arasında  gerçekleşecek bir müzakere sürecinde parti olarak "bizim önerimiz şudur" gibi bir  yaklaşım ortaya koymalarının doğru olmayacağını ifade eden Çelik, "Bu üç tarafın  diyaloğu ile varılacak bir mutabakata bakar." dedi.
 
Türk-İş Başkanı'nın kıdem tazminatıyla ilgili "Eğer getirilirse, böyle  bir şey dayatılırsa 1 milyon 300 bin kişiyi toplarız" şeklindeki açıklamasına  ilişkin görüşleri sorulan Çelik, "Bununla ilgili bir gündem yok. Bakanlıkla diğer  gruplar arasındaki görüşmelerle yeri, zamanı geldiğinde varılacak bir sonuç."  değerlendirmesinde bulundu.
 
"Nihai bir çerçeve ortaya çıktı diyebileceğimiz bir durumda değiliz"
 
Bir gazetecinin, "İnfaz düzenlemesi ile ilgili AK Parti ve MHP  arasında bir görüş ayrılığı mı var, özellikle suçların kapsamı konusunda? AK  Parti'nin infaz düzenlemesi hala geçerli mi? Hazır olduğu belirtiliyor, bütçe  görüşmesinden sonra Meclise sunulacağı ifade ediliyor, son durum nedir? Bu  noktada Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Bahçeli'nin görüşmesi olur mu?" sorularına  ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında yüz yüze  ve telefon görüşmesi konusunda bir sıkıntı olmadığını dile getirdi.
 
İhtiyaç duyulursa bu konuda veya başka konularda görüşme trafiğinin  sonuna kadar açık olduğunun altını çizen Çelik, Cumhur İttifakı'ndaki güçlü  dayanışmanın devam ettiğini söyledi.
 
İnfaz düzenlemesiyle ilgili Cumhur İttifakı'nın bu konuları  değerlendirdiği bir mekanizması olduğunu, bu mekanizmanın halen çalıştığını,  partideki ve Adalet Bakanlığındaki çalışmaların devam ettiğini söyleyen Çelik,  "Dolayısıyla o noktada 'nihai bir çerçeve ortaya çıktı, bu nihai çerçeve  somutlaştı ve dosya kapandı' diyebileceğimiz bir durumda değiliz. Çalışmalar  devam edecek, bu kendi içerisinde evrilecek. Arkadaşlarımız da kendi aralarında  görüşmeye devam edecekler. Dolayısıyla Cumhur İttifakı açısından bir sorun söz  konusu değil burada. Bununla ilgili çalışma, hem Partideki hem Bakanlıktaki hem  de Cumhur İttifakı'nın kendi çalışması tamamlandığı zaman zaten ilgili sonuçları  sizlerle paylaşırız." dedi.
 
Çelik, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı  devam ederken, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme  ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.
 
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Faik Öztrak ve diğer  CHP'lilerin "parti devleti" eleştirilerinin anımsatılması üzerine, siyasi  okuryazarlıkla ilgili bir fasıl açılması ve bunun ne olduğunun konuşulması  gerektiğini belirterek, "Devlet, siyaset ve bütün bu meselelerle ilgili siyasetin  sınırı neresidir konuşmak lazım." dedi.
 
"Parti devleti" kavramının kendilerine ait olmadığını vurgulayan  Çelik, "Bu, CHP'nin patentinde olan bir kavramdır. Nihayetinde kendi  kongrelerini, Teşkilatı Esasiye'nin, anayasanın maddeleri haline getirmiş siyasi  gelenekten geliyorlar. Parti-devlet özdeşliğinde partinin üstte, devletin altta  olduğu bir yaklaşımdan geliyorlar. 'Parti devleti' gibi bir patente sahip  oldukları ve dünyadaki parti devletleri içerisinde de en can yakıcı tarihe sahip  oldukları için bu konuda aşırı hassasiyet göstermeleri normaldir."  değerlendirmesinde bulundu.
 
MYK ve MKYK toplantılarına ilişkin bilgi veren Çelik, bu toplantılarda  bazen partinin değerlendirmesi, görüş belirtmesi gereken 50, 60 gündemin olduğunu  ifade etti.
 
Çelik, "Yani bir hafta, on gün içinde buna yakın iç ve dış politikada  gündem oluyor. Tabii ki biz bunlarla ilgili bir görüş oluşturuyoruz. Burada  sizinle bunların bazen 3'ünü, 5'ini paylaşıyoruz, gündemin önceliğine göre. Ama  bizim hazırlık yaptığımız dosyalar bazen haftada 50, 60 gündemi bile  bulabiliyor." diye konuştu.
 
Yoğun bir çalışma çerçevesinde bunlarla ilgili görüş oluşturduklarını  belirten Çelik, şöyle devam etti:
 
"Bazı konularda partinin kurumsallaşmış görüşleri var, bazı konularda  yeni görüş oluşturmamız gerekiyor, bazı konularda güncellememiz gerekiyor. Çok  tabiidir ki burada AK Parti MYK ve MKYK'sinin görüşlerini söylüyorum. Bu siyasi  gündemlerle ilgili nihai olarak Sayın Cumhurbaşkanımıza soruyoruz. Sayın  Cumhurbaşkanımızın o konudaki görüş ve talimatlarını alıyoruz. Netice itibarıyla  da burada mesela şöyle bir şey söyleniyor, hani bu kararlar AK Parti'nin MYK ya  da MKYK'sinde alınıyor gibi. Hayır arkadaşlar burada bahsettiğim gündem  konuşuluyor AK Parti MYK ya da MKYK'sinde. Diğer konularla ilgili olarak Sayın  Cumhurbaşkanımız kendisinin böyle bir karar aldığını, hükümetin böyle bir karar  aldığını bize söylediği zaman biz onları buradan sizle paylaşıyoruz. 'Hükümetin,  partinin bu konudaki kararı bu şekildedir' diye."
 
"Kendileriyle yüzleşerek konuşmalarında fayda vardır"
 
İktidar partisinde, hükümetle ilgili süreçlerle partiyle ilgili  süreçler arasında doğal bir iletişim ve etkileşim olacağını belirten Çelik, ancak  hükümetin kararlarının, parti MYK ve MKYK'sinde alınmadığını vurguladı.
 
Çelik, şunları kaydetti:
 
"Buradaki mekanizmalar konusunda hepimiz hassasız. Böyle bir şey söz  konusu değil. Bazen Sayın Cumhurbaşkanımız mesela Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde  5-6 saatlik bir mesaisi olur. Sadece bir, iki görüşmesi söz konusudur partiyle  ilgili, o zaman onları bile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde kabul etmiyor, buraya  gelip burada bir mesai ortaya koyup daha sonra tekrar Külliye'ye dönüyor. Parti  devleti meselesi zihniyetinden Türkiye'nin arındırılması, sivil siyasetin  yerleşikleştirilmesi konusunda biz bir gayret içerisindeyiz ve bir siyasi tarih  oluşturduk bununla ilgili olarak. Ama kendi parti ,kongresinin kararlarını  anayasa maddesi yapan parti devletinin dünyadaki en çarpıcı, en çarpık  örneklerini siyasi hayatımızda temsil eden ve bunun patentine sahip olan kesim  CHP'dir. Yani onların bu konuda biraz daha kendileriyle yüzleşerek konuşmalarında  fayda vardır."