Sınavsız eğitim mümkün mü?

31 Mart 2017 Cuma - 2:30 | Son Güncelleme : 31 03 2017 - 2:30

İyi bir liseye girmek isteyen bir milyonu aşkın öğrenci TEOG’da, hayalindeki üniversiteyi kazanmak isteyen 2,5 milyon aday da YGS ve LYS’de yarışıyor. Peki, ölçme ve değerlendirmede sınav tek çare mi? Başka bir çözüm bulunamaz mı?


TEOG, YGS, LYS, KPSS… İlköğretimden üniversiteye milyonlarca öğrenci ders sınavlarının yanı sıra merkezi sınavlar dahil yüzlerce sınava giriyor. Üniversiteye giriş sınavlarının birinci basamağı olan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) sonuçlarının açıklanmasıyla adayların gösterdiği düşük performans sonrası sınav sistemiyle ilgili tartışmalar da başladı. Bu sınavların öğrencinin yeteneklerini ve başarısını ne derece ölçtüğü konusunda eğitimciler, ikiye bölünüyor. Bir taraf, başarılı öğrencilerin adil bir şekilde seçilebilmesi için merkezi sınavların mutlaka yapılması gerektiği görüşünde. Diğer taraf ise öğrencilerin ilgi yetenek ve becerilerini ön plana çıkaracak bir değerlendirme yapılmasını savunuyor. Peki, sınavsız bir eğitim sistemi mümkün mü? Bu soruyu eğitimci yazar Şahin Aybek, cevaplandırdı.

‘Köklü değişim şart’

Eğitim öğretimin niteliğini sağlamada en önemli aşamalardan birinin ölçme ve değerlendirme olduğuna dikkat çeken Şahin Aybek, burada temel amacın eğitimin nitelikli ve sürdürülebilir olmasını sağlamak olduğunu belirtiyor. Ölçme değerlendirmenin bir gelişim aracı olduğunu kaydeden Aybek, “Ölçme ve değerlendirme aracılığıyla mevcut eğitim sisteminin veya öğrencinin nerede olduğu tespit edilip, ileriye yönelik adımlar atılabilir. İzleme, gelişme ve sürdürülebilirlik böyle yakalanabilir” diyor.

Türkiye’nin ölçme ve değerlendirmede ciddi bir birikimi olduğuna dikkat çeken Şahin Aybek, sınav yapma, soru hazırlama ve ölçme konusunda azımsanmayacak bir tecrübenin bulunduğunun altını çiziyor. Türkiye’deki merkezi sınavların sıralama ve eleme sınavları olduğunu belirten Aybek, milyonlarca öğrencinin zamanının büyük bir kısmını okullarda, dershanelerde, etüt merkezlerinde ve özel derslerde soru çözerek ve sınavlara hazırlanarak geçirdiğini kaydediyor. Türkiye’deki sınav odaklı eğitim sisteminin tıkanmalara ve önemli sorunlara yol açtığını dile getiren Aybek, şunları söylüyr:

“Sınav odaklılık temel eğitimden ortaöğretime geçişte olduğu gibi ortaöğretimden yükseköğretime geçişte de söz konusu. Bu nedenle öğrenciler ortaöğretimi bir araç olarak görüp geçiş yolu olarak algılamakta. Mevcut yükseköğretime geçiş sistemimiz ise öğrencinin ortaöğretimdeki başarısına çok az odaklanmakta, bunun yerine öğrencinin sınav başarısını ön plana çıkarmakta.” Başarının sadece sınavlara indirgenemeyeceğini belirten Aybek, bunun yerine öğrencilerin ilgi, yetenek ve becerilerini ön plana çıkarılarak bir değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Bu sorunun bütün kademeler ve kademeler arası geçişlerde köklü bir değişime gidilerek çözülebileceğini vurgulayan Aybek, sınavsız bir eğitim için atılması gereken adımları şöyle sıralıyor:

‘İlköğretim 10 yıl olmalı’

Bireysellik öne çıkarılmalı: Kitleselliğin yerine bireysellik ön plana çıkarılarak, eğitim süreçleri, eğitim kademeleri ve kademeler arası geçişler net bir şekilde bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmalı. Herkese benzer eğitim verme yoluna gidilmemeli. Bu üst başarı seviyesindeki öğrenciyi de orta seviyeye çeker. Her öğrencinin eğitim kariyer planı ve akademik gelişimi aynı değil. Merkezi sınavlara bağlılık zaman içerisinde azaltılmalı.

 İlköğretimden ortaöğretime Geçiş: Kesintisiz ve zorunlu ilköğretim 10 yıla çıkarılmalı. Temel eğitimin 9. ve 10. sınıflarında bölgesel özellikleri gözeten, meslek tanıtımını, yetenek ölçümünü ve mesleğe yönlendirmeyi esas alan “Mesleki Yönlendirme Programları” uygulanabilir. Öğrenciler, 10. sınıfın sonunda yapılacak bir Genel Değerlendirme Sınavı’nın sonuçları ve başarı puanlaması esasına göre 2 yıllık akademik liseye veya meslek lisesine yönlendirilebilirler.

Ortaöğretime geçiş sistemi bilimsel ve tutarlı bir temele oturtulmalı. Peki, akademik ortaöğretim nasıl olmalı? Öğrencilerin farklı niteliğe sahip okullar arasında ayrıştırılmasına son verilmeli. Bunun için öncelikle farklı okul türleri arasındaki kalite uçurumları giderilmeli ve tüm öğrencilerin temel yeterlilikleri edinmesi sağlanmalı. Eğitim programları arasındaki geçişler esnek hale getirilmeli. Öğrenciler gereksinim ve tercihleri gözetilerek yönlendirilmeli. Sistemin bütüncül bir şekilde ele alınması gerekmekte. Bunun için akademik liselerde Merkezi Lise Bitirme Sınavı (MLBS) uygulanmalı.

Okullararası uyum önemli

Mesleki ortaöğretim: Mesleki eğitim ilköğretimin dışına çıkarılmalı. Ortaokulda öğrenciler meslekler hakkında bilgilendirilmeli ve sınırlı sayıda seçmeli mesleki ders almalı. Mesleki eğitim, öğrenci temel eğitimi tamamladıktan sonra başlatılmalı. Bu noktada sınav sistemi kaldırılabilir. Temel eğitimi başarıyla tamamlayanlar, öğretmenlerinin değerlendirmeleri ve ebeveynlerinin onayıyla meslek liselerine sınavsız alınabilir. Yine meslek liseleri ile meslek yüksekokulları (MYO) uyumlu hale getirilirse mesleki ortaöğretimden mesleki yükseköğretime geçiş sınavsız hale getirilebilir. 

‘Eğitimde Yeni modeller denenmeli’

Yukarıda örnek verdiğim lisansa geçiş süreci için liselerin altyapısı bu sisteme uygun hale getirilmeli. Örneğin 2 yıllık akademik ve meslek liseleri olsun. Burada nitelikli ve etkin hem akademik hem de mesleki eğitim verilmeli. Bu liselerde 2 yılda yapılacak değerlendirmeyle öğrencilerin üçte biri üniversitelere, diğerleri de MYO’lara yönlendirilmeli. Mesleki teknik lise mezunları 2 yıllık MYO’lara sınavsız geçebilmeli. Akademik liselerden yükseköğretime geçişte ise öğrencilerin, lise başarısı ve Yetenek Ölçme ve Değerlendirme Sistemi (YÖDS) ile yapılacak sınavların sonuçları dikkat alınmalı. Lisede yapılacak ve öğrencilere 4 kez katılma hakkı tanınacak YÖDS sınavları, “Düşünme, Problem Çözme, Dil Becerisi Sınavı” ve “Alan Tercih Sınavı” olmak üzere iki seçenekli olmalı. Böylelikle öğrenciler bütün hayatlarını YGS ve LYS’ye bağlamayacak, lisede üniversiteye yönlendirilmiş olacaklar. Üniversitede belirli bölümlere talepler yoğun olğunda zorunlu yönlendirme testleri uygulanabilir.

Yaşam kalitesi için proje üretecekler

Türkiye Kalite Derneği’nin (KalDer) Türkiye’de yaşam kalitesi konusunda farkındalık yaratmak, düşünce ve çözüm üretimi sağlamak amacıyla düzenlediği “Üniversiteliler Arası Yaşam Kalitesi Yarışması”na başvurular, 12 Nisan’a kadar devam ediyor. Bireysel Yaşam Kalitesi, Çevre ve Yaşam Kalitesi, Engellilerin Yaşam Kalitesi, Eğitim ve Yaşam Kalitesi, Kadınların Yaşam Kalitesi başlıkları altında beş ayrı kategorisi bulunan yarışmada jüri tarafından seçilen birinciye Büyük Ödül olarak 15.000 TL para ödülü verilecek. Yarışmada kategori birincileri 6.000 TL, ikinciler 4.000 TL ve üçüncüler 2.000 TL para ödülünün sahibi olacak. Dereceye giren katılımcılar, KalDer’de staj yapma fırsatına da sahip olacaklar. Ayrıca facebook üzerinden yapılacak oylama sonucunda en yüksek oyu alan proje sahibi 3.000 TL ödül kazanacak. Yarışmanın online başvuruları  www.yasamkalitesiyarismasi.com adresinde yapılabiliyor. 

Üç üniversiteden ortak konferans

Boğaziçi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve MEF üniversiteleri eğitim fakültelerinin işbirliğiyle “Eğitimde Gelecek Konferansı (EGK17)” yapılacak. Türkiye’de eğitimin geleceğine ışık tutmak, yeni bakış açıları katmak, yaratıcı çözümler üreten eğitimcileri yüreklendirmek, gelecekte sürdürülebilir eğitim hayatına katkı verecek değişimlere ilham vermek amacıyla düzenlenen konferans, 11-12 Kasım 2017 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Türkiye’den 1300 kişinin katılması beklenen konferans kapsamında Dijital Çağda Eğitim-Öğretim, Eğitimde Eşitlik ve Adalet, Gelenekten Geleceğe-Yerelden Küresele İletişimde Eğitim, Gelecekte Öğretmen Eğitimi temaları masaya yatırılacak. Ulusal ve uluslararası eğitimcilerin biraraya gelerek bilgi paylaşmasının planlandığı EGK17’ye başvurular mayısın ilk haftası itibariyle başlayacak. Konferansla ilgili ayrıntılı bilgi www.egitimdegelecekkonferansi.com adresinde yer alyor. 

Liseliler CodeFest’te kodlarıyla yarıştılar

Liselerarası kodlama festivali CodeFest, Üsküdar Amerikan Lisesi (ÜAL) tarafından ikinci kez düzenlendi. Toplam 28 okuldan 100’den fazla liselinin katıldığı CodeFest, yarışmacıların robotik, metin analizi, paralel programlama hakkında eğitim gördükleri çalıştayla başladı. Liseliler, 5 saat süren yarışmada 8 zorlu soruyu çözmek için kendi seçtikleri programlama dilinde algoritmalar yazdılar. Kadıköy Doğa Koleji ve Akım Koleji’nin kodlama takımı  “Skaksjks” 6 soru çözerek birinci oldu. Çapa Fen Lisesi ve Özel Florya Anadolu Lisesi’nden “cay_kasigi” ikinci, İstanbul Lisesi’nden “İEL” ise üçüncü oldu.

Miniklerden giyilebilir teknoloji ürünleri

İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Kemerburgaz Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (K-PAM) Çocuk Üniversitesi ve Gençlik Araştırmaları Birimi, “Giyilebilir Teknolojide Minik Adımlar” başlıklı atölyesinde ilkokul öğrencilerini ağırladı. Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Araş. Gör. Zeynep Güngör tarafından verilen atölye kapsamında teknolojinin hayatı nasıl kolaylaştırdığı ve nerelerde kullanılabileceği konusunda öğrencilerin soruları cevaplandırıldı. Sanatsal ve tasarıma yönelik kısa videoları izledikten sonra öğrenciler, kendi hayal dünyaları doğrultusunda giyilebilir teknoloji ürünleri tasarladılar. Öğrencilerin aklına ilk olarak uçan ayakkabı, kendi kendine yazan ödev kalemi gibi fikirler geldi. Atölye sonunda ise renk değiştiren elbise, göze takılan teleskop, rengarenk teknolojik kulaklıklar, bele takılan kalemlik, havayı temizleyen bileklik gibi ilginç ürünler ortaya çıktı.

ETİKETLER