Sibirya’da mağaza açmak Türkiye’de alışveriş merkezine girmekten kolay

Elif Ergu |  22 Nisan 2007 Pazar - 4:20 | Son Güncelleme : 22 04 2007 - 4:20

İç çamaşırı, pijama, korse ve mayo markası Ten’in ikinci kuşak temsilcisi Deha Orhan Elif Ergu'nun sorularını yanıtladı


Ten markasının ikinci kuşak temsilcisi Deha Orhan, Sibirya’da iki mağaza açtıklarını ancak Türkiye’de dev alışveriş merkezlerine giremediklerini anlattı Orhan, “Elimiz kolumuz bağlı. Birçok yerli marka bu sorunu yaşıyor. Yabancı markaları tercih eden alışveriş merkezleri bizi görmezden geliyor” dedi

Deha Orhan, iç çamaşırı, pijama, korse ve mayo markası Ten’in ikinci kuşak temsilcisi. 50 yılı aşkın bir geçmişi olan Ten, Deha Orhan’ın babası Atilla Orhan tarafından kuruldu. Markanın tüm sorumluluğu şimdilerde 34 yaşındaki genç yönetici Deha Orhan’da.

Türkiye’de iç çamaşırı, özellikle de korse denilince ilk akla gelen markalardan biri olan Ten, yabancı markalar karşısında rekabet sınavı veriyor. Orhan, “Sibirya’da iki mağazamız oldu. Ukrayna, Bulgaristan’da mağazamız var. Moskova’da yakın bir zamanda mağaza açacağız. Bu yerlerde mağaza açmak Türkiye’de dev alışveriş merkezlerine girmekten daha kolay” diyor. Orhan’la artan rekabet ortamını ve Ten’in atılımlarını konuştuk.

Siz kendinizi bildiğinizden beri bu işlerin içinde misiniz?
Profesyonel olarak genç yaşlarda sorumluluk aldım ama öncesinde de biz ailece hep bu işle büyüdük.

Babanız 1956 yılında kurmuş markayı. Aile tekstil kökenli mi?
Hayır. Tekstil işine ilk giren babam. Aksaray’da ilk önce mağaza açmış, sonra da Tünel’de atölye kurup üretime geçmiş.

İlk korseyi biz yaptık

Korse üretimine...
Evet uzmanlık alanı korse. Kumaşını da bizzat babam yaptığı çalışmalarla Türkiye’de ilk kez üretmiştir.

Siz tekstil üzerine mi eğitim aldınız?
Hayır. İstanbul’da liseyi bitirdikten sonra Amerika’ya okumaya gittim ama diplomayı almadan yani mezun olmadan geri döndüm. Babamın yanında çalışmaya başladım. Beni hep satış ve pazarlama daha çok ilgilendirdi. Amerika’dan dönüşte pazarlamada çalıştım. Sonra askere gittim. Döndükten iki yıl sonra da genel müdürdüm.

Babadan kalma bir işe sahip olmak, deyim yerindeyse hazıra konmak dışarıdan bakıldığında güzel ve kolay...
Tam armut piş ağzıma düş olayı. Büyük avantajları var. Önünüze hem çalışacağınız bir iş çıkıyor hem de iyi bildiğiniz, birlikte büyüdüğünüz bir iş.

İş nasıl büyümüş?
Babam Tünel’de yıllarca küçük bir atölyede üretim yapmış. 7-8 makinesi varmış. 1973’te Bahçelievler’deki fabrikaya geçmiş. Yıllarca oradaydık. 20 yıl kadar sonra Yenibosna’daki bu yerimize geçtik.

Peki riskleri ve sorumlulukları? İkinci kuşak büyütebilir de batırabilir de işi...
İnsanlar kıyaslıyor babamla beni, aramızda tabii ki fark olacak. Ciddi yaş farkı var babamla aramda. Onun rekabet ettiği ortam farklı. Malzemelerde değişiklik var. Eskiden bazı aksesuarlar için aylarca beklenirdi. Şimdi üretmek kolay ama rekabetin koşulları çok değişti. Dediğiniz gibi sorumluluk fazla. Çünkü 100 birim almışsınız, en azından bunu korumanız ve geliştirmeniz lazım. Bunu düşürürseniz başarısızsınız.

Babadan kalan şirketi çocuklar yönetir diye bir şey kural değil ama en azından sahip çıkmaları bekleniyor. Aile şirketlerinin bu anlamda kurumsallaşma sorunları oluyor. Siz kurumsallaşabiliyor musunuz?
Kurumsallaşma olmadı bizim şirkette, belki de bizim için bu doğru da olmazdı. Patronun karar vermesi gereken bir iş tekstil. İşini çok iyi yapan 15-16 profesyonel arkadaşımız var. Onlar çok iyi çalışıyor ama ana karar bende. Babama da sık sık danışıyorum. O da zaten işten hiç uzaklaşmadı. Deneyimleri çok önemli. Kız kardeşim Seba Başer de tasarımla ilgileniyordu, çocuğu olduğu için şimdi bir süreliğine uzak duruyor.

Ten’in klasik bir çizgisi vardır yıllardır bilinen. Bunun dışında siz yeni alt markalar çıkararak değişen pazara da hitap eden bir şirketsiniz. Nasıl gidiyor yeni markalarınız?
Ten eskiden daha klasikti şimdi farklı. Genç çizgi Loliten var, Ten Limited var. Ten Klasik ve Ten Bazaar diye gruplarımız var. Loliten daha genç bir grup, çok tuttu.

Mayo üretiminiz durdu mu?
Bir ara ağırlık vermiştik ama bir süredir iç giyime odaklandık.

Victoria’s Secret ürettik

Kim giyiyor ürünlerinizi? Tüketici kitlenizin özellikleri neler?
70 yaşındaki bir kadın da giyiyor, ilk sütyenini alan 12 yaşındaki kız da. Türkiye’nin en iyi bilinen markalarındansınız.

Bir dönem sizin korselerinizi giymeyen Türk kadını yoktu derler...
Bu doğru. Korsede hala en güvenilir marka. Çünkü kumaşımız çok özel.

Son yıllarda yabancı iç giyim markaları pazara girdi. Siz etkilendiniz mi?
Bizi etkileyecek bir marka henüz girmedi. Bizi ucuz ürünlerimizde Çin etkiledi. Yolda olan H&M var, onlar da bu konuda iddialı. H&M bizi etkiler, biz de hazırlanıyoruz rekabete ama işimiz zor.

En büyük zorluk nerede? Kalite, üretim, mağazacılık, koleksiyon... Dev organizasyonlar geliyor...
Örneğin bu markalar büyük alışveriş merkezlerine girecekler anlaşmalar imzalıyorlar diye biliyorum.

Siz giremiyor musunuz?
Ben şirketin geleceğini mağazacılık olarak görüyordum 3 sene önce. Mağazacılıkta büyümek zor Türkiye’nin şu koşullarında. Alışveriş merkezleri yabancı markaları tercih ediyor, bizim taleplerimize geri bile dönmüyorlar. Kendi ülkemizde sıkıştırılıyoruz. Birçok Türk markası bu sorunu yaşıyor. Elimiz kolumuz bağlı.

İhracat yapıyor musunuz?
İhracat çok uzun süre yaptık, sonra 5 yıl ara verdik. Geçen yıl yine başladık. Şimdi İngiltere ve Amerika’ya yapıyoruz. 3.5 sene Victoria’s Secret ürettik.

Victoria’s Secret da gelecek deniliyor...
Geleceğine inanmıyorum. La Senza’yı aldılar, burada varlar. Victoria’s Secret neden ilk Türkiye’ye gelsin? İnanmıyorum buna.


EN ZOR GÜNÜM : 120 çalışanımı işten çıkartırken kalem kırdım
Kırklareli’nde atölyemiz vardı. 1998 yılında o atölyeden 120 çalışanı çıkarmak zorunda kaldım. O kararı verirken şu elimdeki kalemle imza attım. Bu kalemi kız kardeşim bana armağan etmişti. Dolmakalemin ucu o imzayı atarken kırıldı. Çok zordu, çalışanlar için çok üzüldüm.

4 kat pahalı ürünler bir haftada tükendi

Ten Limited yeni markanız, fiyatları da yüksek...
Yeni bir grup bizim için. Satış fiyatları yüksek. Bizim klasik ürünlerimizin ortalama fiyatı 15 YTL kadardır. Bu yeni ürün grubunun ise 60-70 YTL. Ben bu ürünleri yalnızca kendi mağazalarıma dağıttım ve 4 ay içinde satacağımı düşünüyordum. Ürünler bir haftada bitme noktasına geldi. 13 mağazam var, çok da değil. İlk partiye yoğun talep oldu.

Demek ki insanlar fiyat odaklı olmayabiliyor. Demek ki pahalı kaliteli kumaş ve dantelle yapılan ürünün de talebi artıyor. Ucuz ürün zaten Çin’den geliyor. Ten Limited Grubu’nu geliştirmeyi planlıyoruz.

Koleksiyonu alır Türkiye’yi gezerim
Deha Orhan bir koleksiyonun nasıl hazırlandığını şöyle anlatıyor: “Koleksiyon hazır olunca alır, bölgelere giderim. Bu işi kimseye bırakmam. Bir otelde, o bölgedeki alıcılarımla toplanırız. Her ürünü mankenler giyer, herkesin fikrini alır, tek tek not ederim. Müşterilerin önerileri, yorumları çok önemli. Takıldıkları noktalara değer veririm. Türkiye’yi gezdikten sonra fabrikaya dönerim, önerileri ekibimizle birlikte değerlendirir, gerekli değişiklikleri yaptıktan sonra üretime geçeriz. Ürünlerimizi alan satıcıların görüşlerini dikkate alıyorum.”

18 yaşındayken pijama tasarladım
Ben 18 yaşındayken erkek tüketiciler için çok kaliteli kumaşlardan çok şık pijamalar tasarladım ama tutmadı. Belki de biraz erken davranmıştık. Şimdi tüketici talepleri değişti, şıklık daha ön planda.

ETİKETLER

0