Gazetevatan.com » Yazarlar » Olanı sevmek...

Olanı sevmek...

13 Mart 2016 Pazar


Her şey o ahenkte saklı sanırım....
 
Doğanın bizim ruhumuza pek de yansımayan bir ahenki var mesela...
 
İçine doğduğu tabiatı değiştirmek isteyen tek canlı biziz herhalde...
 
 Sanırım tüm  huzursuzluğumuzun,  mutsuzluğumuzun  ve muhteşem  başarımızın sebebide bu, sahip olduğumuz  koşulları asla kabul edemeyişimiz...
 
İçimizdeki direnç...
 
Olanı bir türlü sevemememiz...
 
Ne olursa olsun olan her şeye ‘eksik’  diye bakmamız.
 
***
 
İnsan doğaya bakınca çok şey görüyor  aslında hayatla ve kendisiyle ilgili...
 
Biz asla ağaçlar gibi olamıyoruz  mesela, hayatımızı ne olursa olsun aynı sakin güzellikte yaşamaya devam  edemiyoruz...
 
Bir ağacın kendini bildiği gibi biz kendimizi bilip güvenmiyoruz...
 
Her fırtınada önce hayata sonra  kendimize olan güvenimizi kaybediyoruz...
 
***
 
Ama ağaçlar öyle mi, neler geliyor başlarına yine de sırası geldiğinde en güzel  çiçeklerini açıyorlar.
 
Doğanın sahip olduğu o büyülü telaşsız ahengiistesek de yaratamıyoruz  biz gerçekten...
 
Onun sahip olduğu tekdüzeliğin mükemmeliyeti yok bizde...
 
***
 
Çünkü güzel de olsa tekdüzeliğe karşı bizim ruhumuz...
 
İnsanoğlu hayatı kendine verildiği  gibi kabul etmek için değil, onu değiştirmek için yaratılmış sanki...
 
Bunu yapabildiği için gelişiyor.
 
Bunu yapabildiği için de mutsuz oluyor. 
 
***
 
Doğanın entresan bir cömertliği  ve tekdüzeliği var insanı sarsan, öyle değil mi?
 
Hep aynı şeyi, hep aynı güzellikte yapabiliyor...
 
Mesela o ağaç her defasında o en güzel  çiçeği açıyor.
 
Sürprizsiz ama her defasında aynı çarpıcı güzellikle yapabiliyor bunu...
 
Hayata ve olanlara hiç ‘darılmadan.’
 
Sanırım sır da tam burada işte...
 
***
 
Biz doğanın belki de huzursuz  olan parçasıyız...
 
Ağaçlardan o tekdüze mükemmelliğin gücünü öğrenmemiz gerekiyor belki... 
 
Ama belki de o ahengi böyle tamamlıyoruz biz de...
 
***
 
Bunları yazarken şunu fark ettim; aslında benim  şu an yaptığım karşılaştırma da  hala bir direnç...
 
Kendimizi olduğumuz gibi kabul edememe...
 
Öyle değil mi?
 
Yoksa bu bir gelişme çabası mı? 
 
Hem öyle, hem böyle herhalde...
 
Bizi huzursuz kılan da bunun farkında olmak belki de…