Hep aynı gün sanki...

Burada sanki hayat hiç değişmiyor.

Kahramanlarının hep “aynı günü” yaşadığı o ünlü filmdeki gibi, biz de hep aynı günün içine hapsolup tekrar tekrar aynı günü yaşıyoruz...

Hep aynı konuların etrafında dönüp bir toplum için en temel konuları çözemediğimiz için konu repertuarımız da neredeyse hiç değişmiyor.

Ölüm, acı, haksızlık, ihanet, kavga, hırs, öfke,sevgisizlik...

***

Oysa insanlara, öykülerine, farklı hayatlara, hayatın ve ölümün anlamına, daha çok nasıl mutlu oluruza, bize sunulana ne katabileceğimize, tüm sorulara, tüm cevaplara, benden önce yaşayanlara, benden sonra olacaklara meraklıyımdır ben...

Onlardan söz etmeyi severim.

Sık sık kafamda sorular dolaşır, ben de onların peşinden dünyayı dolaşırım.

Yeni küçük küçük bilgiler beni çok heyecanlandırır... Neden sindirimimiz için soğuk su içmememiz gerektiğini okuduğumda, tavşanların doğdukları ilk hafta sevildiklerinde annelerinin kıskançlıktan öldüğünü öğrendiğimde hep aynı heyecan uyanır içimde... Daha fazlasını araştırmak hep hoşuma gider.

Haberin Devamı

***

Tabii “büyük” bilgilerde de bu heyecanı hissederim.

Mesela ekonomi uzmanı bir dostum “2016 çok zor bir yıl olacak, dolar 3.70 Euro 4,5 lira bekleniyor... Futbol klüpleri batabilir, hayat %25 küçülecek” dediğinde bu sefer endişeli bir heyecanla yabancı yatırımcı ne yapıyor makalelerinin peşine düşerim.

Ama burada değişik sorunların peşine düşemiyoruz...

Hep aynı konular, hep aynı sorunlar.

Kurak, çorak, giderek ıssızlaşsan bir kara parçası gibi hayatımız.

***

Epigenetik konusu ilgimi çekiyor benim nicedir...

Epigenetik, ırsi olup genetik olmayan, yani genlerimizle bize geçmeyen ama atalarımızdan gelen, bizi biz yapan özellikleri anlatan bilim dalı.

Türkiye bu haliyle epigenetiğin iddialarını kanıtlamak için uğraşıyor sanki...

Hayatımızı, geçmişten miras aldığımız davranış kalıpları belirliyor ve biz o kalıpları neredeyse hiçdeğiştiremiyoruz.

Türkiye’nin “sırrı” bu sanırım...

Devraldığımız miras ise çok parlak değil...

İsimleri değil sistemi değiştirmeliyiz dedikleri bu herhalde...

***

Epigenetik uzmanları genlerimizin çok hareketli, uyumlu olduğu ve çevre ile sürekli bir iletişim içinde olduklarını söylüyor.

Haberin Devamı

Epigenetik, özellikle insan ilişkilerinin ve builişkilerin nasıl sürdürüldüğünün, bunlara bağlı oluşan duygu ve davranış hallerinin genlerimizi değiştirdiği yönünde..

Ruhsal sorunların da genetik olarak kuşaktan kuşağa geçtiğini söyleyen bir kuram bu ayrıca...

Hiç tanımadığınız bir aile büyüğünün travması yüzyıl sonra bile sizin hayatınızda ortaya çıkabiliyor…

Hastalığınızın nedeni olabiliyor.

***

Epigenetiğin iddiasına göre hastalığı yapan genler değil, o genleri etkileyen duygular.

Ve hayatın en önemli “sorununun” anne olduğunu söylüyor..

Annesini olduğu gibi kabul edemeyen hiç kimse sağlıklı bir kadın-erkek ilişkisi kuramıyor.

Hatta annenin reddi migrene yol açıyor.

Babanın reddi ise alkolizm yapıyor.

Anne babaya saygı eksikliği kanser nedeni oluyor.

***

Ne konular var dünyada.

Ama ne yazık ki Türkiye sanki bu dünyada değil..

O geçmişteki bir dünyada yaşıyor hala.

Ne yazık!

DİĞER YENİ YAZILAR