Hakikatle hayal arasında...

Zaman zaman hayat çok gelir bana, ölmek zordur ama yaşamak çok daha zor görünür bazen nedense...

Yaşamanın bir kuralı var ve onu kaçırıyor muyum diye düşündürür..

Hep bir hayalle hakikat arasında kaybolmuşum gibi bir duyguya kapılırım.

Ve bir türlü bilemem yaşamak nedir gerçekten?

***

Cuma gecesi sabaha karşı gözlerimi açtım aniden… Uyandım.

Pencereye doğru baktım.

Dışarda kimse yoktu ama hiç bilmediğim bir yerden, ne olduğunu anlamadığım bir sesler geliyordu...

Ne olduğunu anlamaya çalıştım önce...

Sonra ne kadar çalışırsam çalışayım aslında ne olduğunu anlayamayacağımı fark ettim.

O sesleri gerçekten duyup duymadığımı bile anlayamadım, uykuyla uyanıklık arasındaki bir rüya parçası mıydı diye kuşkulandım.

***

Sonra iyice uyanıp kendime geldim.

Bir kahve koyup bir sigara yaktım.

O kısacık zaman parçasında ne oldu diye sordum kendime, gerçekten bir ses duydum mu yoksa rüyadaki bir sesi gerçek mi sandım yoksa gerçek bir ses rüyamın arasına mı karıştı?

Nedense gördüğümüz hiçbirşeyin aslında gördüğümüz şey olmadığı geçti aklımdan birden gecenin içinde.

Haberin Devamı

***

O an, en bildiğimiz kendimizin bile gerçeğini bilmediğimizi düşündüm…

Duygularımızın bile biz farkında olmadan değiştiğini, içimizde aslında neler olduğunu hiç bilmediğimizi...

Ve koca bir hayatı aslında ne olduğunu anlamadan geçirdiğimizi...

***

Gördüğünün anlamını kim anlayabilir ki gerçekten?

Hangimiz hakikati görebiliriz?

Hangimiz aslında kim olduğumuzu bilebiliriz?

Hangimiz aslında ne oluyor bilebiliriz...

Sadece düşünürüz, varsayımda bulunuruz, sonuçlar çıkarırız ve buna bilmek deriz...

***

Platon’un mağara hikayesini ilk duyduğumda hayatın bir ‘kandırmaca’ olabileceğinden ve gerçeği görmenin hatta sezmenin sandığım kadar kolay bir iş olmayabileceğinden kuşkulanmıştım.

Hangisine inanacağız?

Düşündüklerimize mi, gördüklerimize mi yoksa hep bir bilinmeyen olduğuna mı?

Yoksa hepsine birden mi?

***

Platon’un mağara mitinde anlattığı o karanlık mağarada duvara dönük oturan zincirli insanların, mağaranın kapısından giren ışıkla dışarıdan duvara yansıyan gölgelere bakarak hayatı anlaması gibi belki de bizim de hayatımız.

Haberin Devamı

Duvardaki gölgeler var, bir de mağaranın dışındaki hakikat.

Dışarda sesler var...

Bir gördüklerimiz var…

Bir de gördüklerimizin ötesindeki gerçekler var...

***

Gerçeklerin ne kadarını gördüğümüzü ya da gördüklerimizin ne kadarının gerçek olduğunu anlamamız neden bu kadar zor sizce?

Tanrı burada ne demek istiyor?

Rıza Tevfik’in eşi öldüğünde kızı Selma’ya yazdığı şiirindeki o ünlü mısralar gibi belki de…

“Varlık budur benim için, hatta senin için de;

‘Bir hakikat var mı? ‘ derken bir hayale döneriz.”

***

Ne olduğunu tam da anlamadan yaşayıp gidiyoruz…

“Bir hakikat var mı” derken yavaş yavaş bir hayal olmaya doğru yol alıyoruz...

Belki de budur bizim maceramız.

Hayalle hakikat arasında bir yolculuk işte…

***

Bazen hayat çok gelir bana…

O zaman böyle şeyler düşünürüm.

Sırtı hayata dönük bir insanın çaresizliğine ve kuşkularına kapılırım.

DİĞER YENİ YAZILAR