Gazetevatan.com » Yazarlar » Dönüşümde Son Tango Uranüs-Plüton karesi

Dönüşümde Son Tango Uranüs-Plüton karesi

14 Mart 2015 Cumartesi


17 Mart 2015 tarihinde, 2012 yılından bu yana etkisi altında olduğumuz ve dönem dönem  kendini iyice belli eden Uranüs-Plüton kare açısı kesinleşecek. 
 
Zincirin son halkasına geldi sıra... 
 
Bu kez hemen sonrasında gerçekleşecek olan yine stresli bir Güneş tutulması ve sonrasında da Uranüs Plüton karesini tetikleyecek bir Ay tutulması olacak… Öncesinde de Mars bu iki ele avuca sığmaz gezegeni tetikledi zaten... 
 
Kısaca öncesinde hangi tarihlerde bu tesirleri yoğun olarak aldık ona bir bakalım.
4 Haziran 2012
19 Eylül 2012
21 Mayıs 2013
1 Kasım 2013
21 Nisan 2014
15 Aralık 2014 ve 
17 Mart 2015
 
Bunların her birinin yaklaşık 1 ay öncesinden ve 15 gün sonrasında da etkilerinin devam ettiğini düşünürsek zaten uzunca süredir hep bu tesir altındaydık.
Bu kare 2012’den bu yan hep gündemdeydi. Kesinleşmediği dönemlerde bile diğer gezegen transitleri ile birlikte tetiklendi. Çok fazla üzerinde konuşuldu ve her konuşulduğu dönemde de insanlarda korku bazlı tesirler oluşturdu. Tabii buna neden olacak söylemler de havada uçuştu bolca…
 
Doğal afetler, toplu ölüm ve kıyımlar, büyük ve şiddetli kazalar, şiddet içerikli olaylar yazılıp çizildi hep. Kıyamet günü yakıştırması bile gördüm bir yerlerde.
Peki bu tip etkiler olabilir mi gerçekten? Astrolojik öngörüm yöntemleri “Hayır” dedirtmiyor ancak kişilere, bu tarz kuvvetle muhtemel son çırpınışlarla düzeltme şansı bulamayacakları stresli etkilerin tellallığını yapmanın ‘ne gibi bir manası olabilir’ diye düşünmeden edemiyorum. 
 
Yani astrolojik olarak deprem oluşturabilecek nitelikte bir transit var diyelim ve ben bunu önceden tahmin ettim, yayınladım ve sonradan da haklı çıktım.  
 
Ne geçecek elime?
 
Böyle bir durumdan bile haklı çıkma malzemesi arayan egolardan ne gibi bir fayda gelebilir ki insanlığa? 
 
Bu nedenle benim sizler için “fiziksel” anlamda uyarılarım, ancak kişisel iradenizle önlenebilir olanların vurgulanması şeklinde olacak…
 
Konuyu bireysel bazda ele alacak olursak; öfke, şiddet, baskı, isyan, başkaldırı, kin, nefret, intikam, güç savaşları, hırs ve tutkunun zarar verici boyutları, takıntılı düşünce ve davranış modelleri, manipülasyon ve spekülasyon içerikli veya uzantılı olan durumlardan mümkün olduğunca korunmanızı öneririm. 
 
Bu tesirle, birileri sadece özel yaşam alanlarında bazı zorlu deneyimler yaşayacak belki… Bazıları ise bağlantıda olduğu kişiler vesilesiyle bu tesirlerden etkilenecek…
 
Açıkçası uyanış, değişim ve dönüşüm adına kimin neye ne şekilde ve ne dozda ihtiyacı varsa o kadarını alacak… Bunlar da zaten doğum haritasında vaat edilen potansiyeller eşliğinde gerçekleşecek.
 
Yani gökyüzünde bir kaza tesiri var ve sizin haritanız da bu etkileri yoğun olarak işaret ediyorsa sizin için bu ihtimal kuvvetlenecek. 
 
Açıkçası zor bir transit olduğu aşikar. Zira tüm diğer dış gezegenlerde olduğu gibi etkileri yoğun biçimde dönüştürücü nitelikte… Dönüşüm sancılarını da beraberinde getiriyor doğal olarak. 
 
Oğlak burcundaki Plüton ile Koç burcundaki Uranüs’ün bu çatışması aslında, evin asi ve başkaldıran genç erkek çocuğu ile onu disipline etmeye çalışan kural koyucu otoriter baba arasındaki çatışmaya benziyor.
 
İkisi de pes edecek gibi değil.
 
Yani üstünlük kurma çabası nafile...
 
Sabır, tolerans ve uyum her iki taraf için de olmazsa olmaz şeyler… 
 
Hem kişisel hayatlarımızda hem de ülkeler bazında bu etkiler yoğun… Örneğin Türkiye Cumhuriyeti açısından bakarsak,  bu karenin etkilerini 1. evimizdeki Plüton’un tetikleneceği biçimde yaşadık. 
Düzenin, kalıpların, yerleşmiş olanın, kabul edilip inanılanın yıkılmasına şahitlik ettik bolca bu süreçte. 
 
Bir şeyler kökten değişiyor ve biz bunun rahatsızlığını hissetmekle birlikte bazı şeyleri de sorgulamaya çalışıyoruz. 
 
Hem nasıl bu hale geldiği konusunu hem de neden durumu bu kadar katı ve kalıplaşmış noktaya getirdiğimizi sorguluyoruz.
 
Neden bazı noktalarda esneklik gösteremediğimizi ve nereye kadar esnememiz gerektiğini sorguluyoruz.
 
Değişimin karşı konulmaz yükselişini ve buna gösterilen direnci görüyoruz… Direncin kalitesini ve miktarını gözlemliyoruz… 
 
Henüz direnci kırma aşamasına gelemedik ama belki de bu döngünün bitişi ve bir süre önce başlayan Satürn- Neptün kare döngüsünün etkileri ile birlikte çok daha farklı bir sürece gireceğiz. 
 
Döngüye birey olarak bakacak olursak...
 
Yine aynı şekilde hayatımızın bazı alanlarında kalıplaşmış olan alışkanlıklarımızın bir kısmını kökten değiştirme, yeniden inşa etme, diğer bir kısmını da tamamen terk etme şartlarını hayat bizim için hazırlıyor bu dönemde.  
 
Direnmek gereksiz.
Bir şeyler olsun ya da olmasın diye inatlaşmak, diklenmek, kavga etmek, baskı kurmak anlamsız.
Bu süreçte siz yapmasanız da size karşı bu tarz tavırları sergileyenler olmuştur mutlaka. Ve de bu günler de bu tarz baskılar artmış olabilir. Çıkarcı ve takıntılı talepler, gücün ve yetkinin kötüye kullanılması gibi durumlar motivasyonumuzu kırıyor olabilir.  
 
Birilerinin iradeye karşı gelişi bir başka tarafın da bu iradenin mutlak olduğu ve öyle ya da böyle kabul edileceği yönündeki dayatması söz konusu.
 
İçimizden bir ses doğru ya da yanlış yap artık şu hamleyi gitsin diyecek, dikkat! Doğru hamleleri yapıyor olmak önemli.
 
Bir şeyler geride kalacak belki ama bu arada doğru arınmaların yapılıyor olması, kurunun yanında yaşın da yanmasına izin vermemek bizim irademize bağlı olacak.
Hepimizin hayatında bazı alanlarda farklı bakış açısı ile hareket etme gerekliliği, bazı şeyleri değiştirme ve esnetme ihtiyacı var bir süredir.
Herkes farklı alanlarda etki alıyor aslında.
 
Kimilerimiz için para konusunda yaşanan değişimler risk almayı gerektiriyor olabilir.
 
Belki de mekan ya da iş değişikliği nedeniyle evimizde ya da  evliliğimizde bazı taşlar yerinden oynadı.
 
Bizim özgürleşme beklentimizi hoş karşılamayan ve üzerimizde otorite kurmaya çalışanlar bunu yoğun olarak hissettiriyor.
 
Bizdeki değişim birilerini rahatsız ediyor ya da bize göre aynı kalması gereken bir şeylerin değişimi bizdeki huzursuzluğun ana kaynağı oluyor.
 
İnandığımız bazı gerçekler artık sorgulanma aşamasına geldi belki de ve bu inanılmaz yıpratıcı oluyor.
 
Hayatımızda bazı şeylerin değişmesi gerekliliği ve bizim isteklerimiz arasında bir çelişki söz konusu.
 
İhtiyacım olan değişim mi yoksa gönlümün istediği mi diye bir çatışma var gökyüzünden yansıyan etkilerle…
 
Eğer iki tarafın buluşmasını sağlayabilmişsek bu direnç, baskı ve huzursuzluk hissi de minimum da olacaktır. Yok, eğer kör inatlarla aslında bize hizmet etmeyecek bir şeyleri istemeye devam ediyorsak o zaman evren tam tersini görelim diye bize test materyalleri sunacaktır.
 
Özellikle bir süredir hayatınızda devam eden ve kronikleşmiş ya da kronikleşme eğiliminde olan sorunlarınızı düşünün. Bunlara odaklanın ve bir adım geriye gidip belli bir mesafeden ve objektif biçimde değerlendirmeye çalışın. Israrla olsun ya da olmasın diye direndiğiniz her ne ise, acaba size hizmet ediyor mu? Ya da bazı değişimler belki de size şu anki halinizden daha çok hizmet edecek olabilir mi?
 
Tebrizli Şems’in en sevdiğim kurallarından birini hatırlatıyor bana bu gibi durumlar:
14’üncü kural diyor ki;
“Hakk’ ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
 
Dalgalara karşı değil de dalgalarla birlikte yüzersen, bir de denizin rengini unutacak derecede içine dalmamışsan, belki de çok daha verimli sulara doğru yol alabilirsin diyor gökyüzü adeta bizlere…
 
Bu süreçte sizin tamamen kontrolümüzün dışında bir şeyler olduysa, kavgasını vermek yerine, olanı değiştiremiyorsam şimdiden sonra ne yapabilirim acaba diye bakabilmek kıymetli olacak… 
 
Tepkimizi iyiliğe ve hayırlı olana hizmet edecek kıvamda göstermek bizi büyütecek, olgunlaştıracak. 
 
Değişimin faydamıza akmasını sağlayacak…
Burada kabul edilmesi gereken en önemli şey aslında, olması gerekenin olduğu yönünde… 
 
Yani zaten bizim bir şekilde idrak edip harekete geçmemiz beklenen ve bunu tek başına üstlenmeyi tercih etmediğimiz için dışarıdan gelen tetikleyici etkiler var burada…
Öyle görünmese de bir nevi destek yani…
 
Bu zor transitin yıpratıcı etkilerini hafifletecek şeyler neler olabilir peki…
Daha önceki kesinleşme dönemlerinde de bahsettiğim gibi:
Riskleri ölçebilmek, 
Kişisel etkimizin nereye kadar ulaşacağını görebilmek,
Sınırlara ve haklara müdahil olmamak,
Zorla ve inatla yapılan şeylerin yerine uyumu ve dengeyi koyabilmek, 
Ben yerine biz enerjisini deneyimlemek,
Bize mutluluk veren bağlardan ve kalıplardan, sırf farklılaşma ve farklı olanı yaşama adına uzaklaşmamak, ani ve fevri çıkışlar yapmamak,
 
BİR BAŞKASI BİZİM ADIMIZA DEĞİŞTİRMEYE KALKMADAN,  BİZİM KENDİ DEĞİŞİM İHTİYAÇLARIMIZI TESPİT EDEBİLMEMİZ VE BUNA YÖNELİK SAĞLAM VE İSTİKRARLI HAREKETLERİ YAPABİLMEMİZ OLACAK. 
 
Bu etkiler altındayken çok radikal adımlar atmak yerine o radikal adımların gerekliliğini tespit edip üzerinde düşünmek, planlamak ya da bu aşamalar daha önce aşıldı ise kontrollü adımları artık hayata geçirebilmek…
Kontrollü, sakin ve yapıcı kalabilmenin çok önemli olduğu etkiler altındayız.
 
Bu tarz paylaşımlar ve farkındalık yaratmaya niyet eden dolanımlar arttıkça insanların bir kısmında rahatlatıcı bir etki yaratıyor… 
 
Yaşadıkları şeyin manasını bulmaya yönlendiriyor…
 
Boşa olmadığını görmelerini sağlıyor…
 
Bir kısmı için ise sıkıntı verici bir ruh haline sebep olabiliyor…
 
Zira bahsedilen şeyler iradeye çok iş düşmesine sebep olan nitelikte…
 
Ancak bazen böyle dönemlere büyüme ve olgunlaşma fırsatları, farkındalık kazanma hazineleri olarak bakabilmek asıl ferahlatıcı olan unsur olabiliyor. Taşlar yerinde oynuyor olabilir ama eninde sonunda doğru kombinasyonu bulunca tekrar oturacak.
Sular bulanmış olabilir belki ama tortularından arındığından daha duru bir hale gelecek…
 
İnsanlara ve olaylara olan yaklaşımınızda tüm geliştiren duygu durumlarını öne çıkarıp, bizi düşürenlerden kendimizi sakınabilmek, sevginin gücünü ve şifasını hissedebilmek güzel olur…
Bundan gerisini de bırakın aksın…
 
Tercihimizi bu yönde yani iyiliğe hizmet edecek şekilde kullanmışsak, kötü ve hayrımıza olmayan bir şeyin gelip bizi bulmayacağını görebilmişsek ne mutlu bize…