Gazetevatan.com » Yazarlar » Eğitim şart!’ diyoruz, ama önceliğimiz farklı

Eğitim şart!’ diyoruz, ama önceliğimiz farklı

27 Ağustos 2017 Pazar


Kalkınma, sadece ekonomik büyüme olarak anlaşılmamalı. Petrolün bulunduğu birçok ülke, yetişmiş insan gücüne sahip olmadığı için bu kaynaklarından yeterince yararlanamıyor.

‘Ekonomi mi eğitimi, eğitim mi ekonomiyi besler’, bu paradoks hep tartışılır...

Biz, ‘eğitim şart’ dedik, ama önceliği ekonomiye verdik. Bütün hükümet programlarında öncelik hep ekonomiye verildi, eğitim arkadan geldi. Ekonomi düzgün işlerse, eğitimin de iyi olacağı düşünüldü...

Ortaçağdaki savaş, yıkım ve hastalık dolu günlerin karanlığından çıkarıp büyük atılımlar yapmaya yönelten şey ekonomi değil, eğitimdi. Eğitime bir yatıran ülkeler, neredeyse dört katını kazandığının farkında. Eğitim birey ve toplumların geleceğine yapılan en kıymetli yatırım. Bu nedenle eğitim, refah düzeyi ve yaşam kalitesindeki artışta kritik önem arz ediyor. Eğitim, ekonomik bağlamda büyüme, ulusal rekabet gücü ve verimlilik artışı gibi konularda; sosyal bağlamda ise katılımcılık, gelir dağılımı, yoksulluk, sosyal uyum ve çevrenin korunması gibi politikalarda merkezi rol oynuyor. 

Doğal kaynakları son derece sınırlı olan Almanya ve Japonya, yetişmiş insan gücü sayesinde sahip oldukları kıt kaynaklardan en iyi biçimde yararlanarak ekonomik yönden büyük gelişme gösteriyor.

Ortalama eğitim seviyesini Türkiye’de bir yıl artırmanın kişi başına maliyeti 75 dolardır. Bu yatırımın karşılığı, kişi başına milli gelirde 260 dolarlık bir artış olarak geriye dönüyor.  Japonya ve Almanyanın günümüzde dünyanın büyük ekonomisine sahip olmalarında, eğitim sistemlerinin olumlu etkisi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Japon ve Alman eğitim sistemleri, gelişen ve değişen dünyanın taleplerine cevap verebilecek bir şekilde sürekli yeni reformlarla geliştiriliyor. Sözünü ettiğimiz bu ülkeler, ülke kalkınmasına destek verecek ara eleman yetiştirmek için mesleki eğitime özel bir önem vermiş. Ulusal eğitim programlarını ulusal ekonominin gelişimini destekleyecek şekilde düzenleyen bu ülkeler, okul ve işveren arasında sıkı işbirliği kurmuş.  

İşte, Japon eğitim sisteminden çarpıcı örnekler:

- Japonya’da okul yılı, 1 Nisan’da başlar ve 31 Mart’ta biter.

- Japonya’da ulusal bütçenin yüzde 12’si eğitime, yüzde 7,7’si askeri harcamalara ayrılır.

- Okulların yüzde 90’ında spor salonu, yüzde 75’inde yüzme havuzu bulunur.

- Japon okullarında müstahdem veya hizmetli yoktur. Temizliği öğretmen ve öğrenciler yapar.

Atatürk’ün şu iki sözü de aslında çok anlamlı:

“En önemli ve verimli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir milletin ekonomik, siyasi, askeri alanda gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur.”

“İlk ve ortaöğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve fenni versin, fakat o kadar pratik bir şekilde versin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkum olmadığına emin olsun.”

Ulu Önder’in başarıya ulaştıran bu gerçeği, 1922 yılında tespit ettiği görülüyor. Eğitim sisteminin günlük hayat ile okul arasında sıkı bir ilişki kurması ve öğrencilerin öğrendiklerini aktif olarak günlük hayata uygulaması, eğitimin katma değerini yükseltecektir. Araştırmalar gösteriyor ki, gerek eğitim düzeyi ile büyüme arasında, gerekse eğitime yapılan harcamalar ile büyüme arasında pozitif yönlü ilişki var. 

Beşeri sermaye neredeyse tamamen eğitim ile elde edilecek bir kaynak olarak göze çarpıyor. Eğitime yapılacak her türlü yatırımın yayılma etkisi, az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere kadar herkes için çok önemli. Zira beşeri sermaye olmaksızın, fiziksel sermayeye yapılan yatırımların getiri oranı, daima düşük ya da negatif kalıyor. Beşeri sermayeye ve dolayısıyla eğitime yapılan harcamaları, birer tüketim kalemi olarak değil, yatırım faaliyeti olarak düşünmek gerekiyor. 

Eğitime yapılacak her türlü yatırım, bireylerin verimliliği ve yaratıcılığı üzerinde etkilidir. Eğitimli bireyler, kavrama yetisi gelişmiş, analiz ve sentez yeteneğine sahip, grup halinde uyumlu çalışmaya daha yatkın, bilgiye angaje ve bilgiyi nerede arayacağını nasıl kullanacağını bilen kişilerdir. Bu nitelikler, iş yaşamında yaratacağı artı değerle ekonomik büyümeyi belirgin şekilde hızlandırıyor.