Fethullah Gülen Türkiye’ye dönerse...

Haberin Devamı

Dün Fethullah Gülen cemaatinin önünde üç temel seçenek bulunduğunu, kararı esas olarak Gülen’in vereceğini, eğer cemaat sivilleşmeyi ve şeffaflaşmayı esas alan bir çizgiyi benimserse hem kendileri hem de Türkiye için daha hayırlı olacağını belirtmiş, yazımı şöyle noktalamıştım: “Ancak bu seçenekte karar kılınması hâlinde öncelikle Gülen’in Türkiye’ye dönmesi gerekir.”

Bugün neden böyle düşündüğümü açıklamak, ardından Gülen’in dönmesi hâlinde neler olabileceğini irdelemek istiyorum. Önce birkaç noktayı hatırlatalım:

1) Cemaat Türkiye’de doğdu, gelişti ve ülkenin sadece en etkili dini yapılanması olmakla kalmadı, önde gelen üç iktidar odağından (diğerleri AKP hükümeti ve Kürt siyasi hareketi) biri hâline geldi.

2) 1990’lı yıllardan itibaren cemaat önce Türk cumhuriyetlerinde, ardından İran ve Arap ülkeleri dışındaki İslam ülkelerinde, nihayet dünyanın dört bir tarafında okulları üzerinden küresel bir ağ oluşturdu.

3) Cemaatin çok sıkı bir hiyerarşik örgütlenmeye sahip olduğunu ve en tepede Fethullah Gülen’in bulunduğunu biliyoruz. 28 Şubat sürecinde sağlık gerekçesiyle ABD’ye giden Gülen bir daha dönmedi. Yani 1999 yılı mart ayından beri bu küresel hareket ABD’nin Pennsylvania eyaletinden yönetiliyor.

4) Özellikle 2.5 yıl sonra yaşanan 11 Eylül terör saldırıları nedeniyle her türlü İslami şahsiyet ve grupların faaliyetine şüpheyle yaklaşan Amerikan yönetimi, her ne sebeple olursa olsun Gülen’in ikametine, bulunduğu yerden hareketini yönetmesine, bu bağlamda sürekli olarak ziyaretçi kabul etmesine ses çıkarmadı. Bu da cemaat aleyhtarları tarafından Gülen’in himaye edildiği spekülasyonlarına neden oldu.

Tutuklanır mı?

Cemaatin mutlak anlamda sivilleşmeyi ve şeffaflaşmayı esas alması durumunda bunun hayata geçirilmesi için belli bir süreye ihtiyaç duyulacak ve o sürenin belli bir anında Gülen’in ülkeye dönmesi şart olacak. Zira cemaat Türkiye’de kapılarını ne kadar açarsa açsın, ana karargâh Pennsylvania’da kaldığı sürece kuşku ve suçlamalar devam edecek, şeffaflaşma asla tamamlanamayacaktır. (Bu noktada ülkemiz muhafazakârlarının ABD, Batı, İsrail vb’li komplo teorilerine pek meraklı olduklarını akılda tutalım.)

Yazının bu bölümüne kadar gelen okuyucuların bir kısmının “iyi ama dönerse tutuklanmaz mı?” diye sorduğunu duyar gibiyim. Kuşkusuz Gülen’in sürgünde 15 yılı doldurmasının ana nedeni yargıyla sorun yaşama kaygısıdır. 12 Mart 1971 askeri darbesinin ardından bir müddet tutuklu kalan Gülen’in ilerleyen yaşında ve ciddi sağlık sorunlarıyla yeniden bu deneyimi yaşamak istememesi anlaşılır bir şey. Ancak AKP hükümetiyle giriştiği savaş ne kadar keskin olursa olsun, Başbakan Erdoğan kendisini en ağır suçlama ve hakaretlerle ne kadar hedef göstermiş olursa olsun, Gülen’in sınırdışı edilmek gibi herhangi bir zorunlu hâl olmaksızın kendi rızasıyla ülkeye dönmesi hâlinde, muhtemelen hakkında dava açılacağını ama tutuklanma ihtimalinin çok düşük olacağını düşünüyorum.

Üçüncü bir güç çıkana kadar

Sanıyorum esas sorun ülkeye dönmesi hâlinde tutuklanıp tutuklanmayacağından ziyade cemaati ABD’de olduğu gibi rahat ve özgür bir şekilde yönetip yönetemeyeceğidir. Eğer cemaat şu anki durumunu muhafaza edecek olursa devletin kendisine ciddi zorluklar çıkaracağı muhakkak, ama devlet içinde örgütlenme iddiasından inandırıcı bir şekilde vazgeçmiş, sivilleşme ve şeffaflaşma konusunda tatminkâr adımlar atmış olması hâlinde devletin cemaate ve Gülen’e müdahalesi imkânsız değilse de epey zor olacaktır.

Bu çizmeye çalıştığım tablonun gerçekleşmesi ihtimali sorulacak olursa, cevabım hiç tereddütsüz “çok ama çok az” olur. Muhtemelen cemaat ile AKP hükümeti arasındaki savaş inişli çıkışlı bir grafikle epey sürer ve taraflar birbirlerini iyice hırpalarlar. Ta ki üçüncü bir gücün ortaya çıkıp kendilerini tasfiye etmesi tehlikesi belirene kadar.

DİĞER YENİ YAZILAR