Devlet bu son şansı kullanabilecek mi?

İki ay sonra yeni İmralı süreci/4

Haberin Devamı

Bu son şans heba edilmek istenmiyorsa, öncelikle başrol oyuncuları arasındaki iletişim sorunlarının giderilmesi, buna paralel olarak dinamik ve işlevsel bir medya ve halkla ilişkiler stratejisi geliştirilmesi gerekiyor

Yazı dizimizin dünkü bölümünde “BDP bu şansı kullanabilecek mi?” başlığını (http://www.rusencakir.com/BDP-bu-sansi-kullanabilecek-mi/1964) gören bazı BDP yanlısı okurlardan “Asıl ‘devlet bu şansı kullanabilecek mi?’ demeliydiniz!” şeklinde uyarılar aldım. Görüldüğü gibi bugün aynı soruyu bu kez devlet için soruyoruz, hatta “şans”ın başında çok önemli bir “son” sıfatı da var.

Kandırmaca değil

Ne var ki bu başlık BDP yanlısı okurların tepkilerinin ürünü değil. Çünkü uzun bir süredir, Türkiye’nin PKK ve Kürt sorunlarının çözümünü daha fazla ertelemesi halinde kendisinin çözüleceği yolunda yazılar kaleme alıyorum. Bu bağlamda yeni İsürecin, Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemini getirmek için başvurduğu bir kandırmaca olduğuna hiç inanmıyorum. Bu süreci ülkenin bölünme ihtimalinin önünü almak için başlattığını, daha doğrusu başlatmak zorunda kaldığını düşünüyorum.

Herkes mecbur

Biraz açacak olursak: Başta Erdoğan olmak üzere devletin önde gelen isimleri ve onların takipçileri bu sorunları çözmek için Öcalan’ı merkeze alan, Kandil ve Avrupa’daki PKK/KCK yöneticilerini işin içine katan ve BDP’ye de belli bir misyon yükleyen böylesi bir süreci tercih etmek istemiyorlardı. Ancak akla gelebilecek nerdeyse tüm yöntemler denenmiş olmasına rağmen kalıcı bir çözüm bulmanın mümkün olamadığını da görüyorlardı. PKK ve Kürt sorunlarını “idare edilebilir” seviyelerde tutup dondurmak da bölgedeki dengelerin alt üst olmasıyla birlikte artık iyice imkansız hale geliyordu. Sonuçta yeni İmralı sürecini devlet için “mecburi son çıkış” olarak nitelemek yanlış olmayacaktır.

Benzer bir mecburiyet başta Öcalan ve PKK kurmayları olmak üzere Kürt siyasi hareketi için de geçerliydi. Onlar da kaybetmedikleri ama aynı zamanda kazanamadıkları, kazanmalarının da imkanı olmayan bir savaşı bir an önce sonlandırmak istiyorlardı. Aksi takdirde sadece Türkiye’yi değil tüm bölgeyi saran ve Kürtlerdeki birçok dengeyi, iktidarı ve iktidar ilişkisini değiştirmeye aday olan yükselen Kürt milliyetçiliği bir şekilde kendilerini de tasfiye edebilirdi.

Karşılıklı gönülsüzlük

Galiba sürecin önündeki engellerin çoğunun arka planında her iki tarafta da gözlenen bu “mecburiyet” var. Yıllarca birbirlerini alt etmek için uğraşmış, dolayısıyla birbirlerinden hoşlanmayan, birbirlerine güvenmeyen iki tarafın çok da gönüllü olmadan başlattıkları ve yürütmeye çalıştıkları bir süreçle karşı karşıyayız. Bu gönülsüzlüğü en bariz olarak hükümet kanadında, bilhassa Başbakan Erdoğan’da gözleyebiliyoruz. Çözüm için baldıran zehri içmeye hazır olduğunu söylemiş olması da bunun kanıtı.

PKK ve Kürt sorunlarının çözülmesini istemeyen iç ve dış odaklar hiç kuşku yok ki taraflardaki bu gönülsüzlükten ziyadesiyle memnun ve bunu daha da derinleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Aslında bu odakların çok da fazla uğraşmalarına gerek olmayabilir çünkü sürecin esas tarafları sürekli olarak irili ufaklı hatalar yapıyor, en önemlisi birbirlerinden pek de hazetmediklerini her vesileyle belli ediyor, hatta dile getiriyorlar. Bu durum da, sürecin başarısı için kaçınılmaz olan kamuoyu desteğini ciddi olarak sabote ediyor.

Şeffaflık da şart

Eğer devleti yönetenler samimi olarak yeni İmralı sürecinin başarılı olmasını istiyorlarsa, diğer bir deyişle, bu son şans heba edilmek istenmiyorsa öncelikle başrol oyuncuları arasındaki iletişim sorunlarının giderilmesi, buna paralel olarak dinamik ve işlevsel bir medya ve halkla ilişkiler stratejisi geliştirilmesi gerekiyor. Bunlar yapılırken, mutlaka, bu sürecin bir AKP-BDP (veya Erdoğan-Öcalan) ortak yapımı olduğu yolundaki imajın kırılması, bunun için de CHP başta olmak üzere muhalefet partileri, sivil toplum ve farklı kesimlerden aydınların sürece dahil edilmesi için çaba gösterilmesi gerekiyor. Yeni İmralı sürecinin katılımcılarının çoğullaşması için olmazsa olmaz şartın da şeffaflık olduğu kesin.

- BİTTİ -

DİĞER YENİ YAZILAR