Rumca’yı Japonca Ermenice’yi Rusça sanıyoruz

Burak Kara |  14 Ocak 2018 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 14 01 2018 - 2:30

Rum Vakıflarını Destekleme Derneği’nin (Rumvader) yürüttüğü Yanyana projesi “Türkiye’nin kültürel çeşitliliğini ne kadar tanıyoruz?” sorusundan yola çıkarak bir sosyal deney gerçekleştirdi.


Avrupa Birliği tarafından da fonlanan ve Rum Vakıflarını Destekleme Derneği’nin (Rumvader) yürüttüğü Yanyana projesini yürüten ekip “Türkiye’de kültürel çeşitlilik ne kadar tanınıyor?” sorusuyla yola çıkılarak, gönüllü katılımcılarla bir deney gerçekleştirerek, deneyi dört farklı kısa filmde topladı. Sosyal deneyin ilk aşamasında ana dilleri Süryanice, Ladino, Ermenice ve Rumca olan anlatıcıların sunumları kaydedildi. Anlatıcılar, ana dillerinden sonra aynı sunumu Türkçe olarak da yaptı. İkinci aşamadaysa İstanbul Beyoğlu’nda set kuruldu ve dört gün boyunca sokaktan geçenler sete davet edildi. Projeye katılmayı kabul eden katılımcılara, ilk önce sunumların Türkçe olmayan versiyonları izletildi ve sunumun hangi dile ait olabileceği soruldu. Katılımcılara, anlatıcının ne hakkında konuşuyor olabileceği de soruldu. Anlatıcıların ana dili olan Rumca, Ladino (Judeo Espanyol), Ermenice ve Süryanice sunumlardan sonra, aynı kişilerin aynı sunumları Türkçe olarak yaptığı örneklere geçildi. Katılımcılar, aynı kişilerin Türkçe konuşabiliyor olmasına oldukça şaşırdı. Hatta Rumca’yı Japonca’ya, Ermenice’yi Rusça’ya Suryanice’yi de Almanca’ya benzettiler. 

Rumvader Kurucu Başkanı ve proje sorumlusu Laki Vingas,projeyi şöyle anlattı; “Bizim yaptığımız üçüncü proje bu. Sloganımız “Ortak Bir Gelecek İçin Yanyana.”Türkiye’nin ortak tarihiyle bugünü arasında oluşan mesafeleri aşmak için geliştirdiğimiz Avrupa Birliği destekli projemizinde amacımız geçmişte oluşan mesafeleri aşmak ve birlikte ortak bir gelecek inşa etmektir. Bu çalışmada muhtelif kesimlerde bilinmediğimizi, tanınmadığımızı gördük. Azınlık tabir edilen grupların uzun yıllar hep bir çekingenlik içinde yaşandılar ve bu toplumlar ülke içinde her zaman farklı bir boyutta kaldılar. “Kadim” olarak bilinen topluluklar bile çok az popülasyona sahip artık. Bu projede hedef kitlemiz özellikle bizi daha az tanıyan Anadolu’daki üniversitelerin gençleriydi. Ülkemizde insanlar artık “yanyana” olabilsin diye projemizin adını da “Yanyana” koyduk, logomuzda da kökleri toprağı sarmalayan büyük bir ağaç var. Bu köklü ve tek gövde de birlikteliğimizi gösteriyor. Biz de bu birlikteliği gerçekleştirmek için öncelikle mesafelerin aşılıp yanyana olup insanların birbirini tanıması lazım diye düşündük. Geçmişe değil, geleceğe bakmalıyız dedik. Devam eden projede şu anda dört kısa film ortaya çıktı,  saha çalışmalarımız devam edecek. Görüşmelerde özellikle gençlerin fikirklerine ve desteğine müracat ediyoruz. Tüm üniversitelerden davet bekliyoruz, çünkü konuşarak kültürleri paylaşmak daha güçlü bir gelecek inşa etmemizi sağlayacaktır.Tek isteğimiz konuşmak ve endişeleri, önyargıları ileriye taşımadan bertaraf etmek. Geleceğe yönelik bir amaçtır bu. Kültürel boyuttaki mesafeleri ortadan kaldırmak ve yakınlaşmak istiyoruz.”

Yüzde 8’i doğru tahmin etti

Sosyal deneye katıların yalnızca yüzde 8’i dinlediği dili doğru tahmin edebildi. Katılımcıların yüzde 20’siyse söz konusu dillerin çok uzak coğrafyalara ait olduğu tahmininde bulundu. Türkiye’de yaşayan azınlıklardan arkadaşı, komşusu, iş ortağı olduğunu ifade edenlerin de doğru tahminlerde bulunamadığını belirten projenin etkinlikler koordinatörü Sevan Ataoğlu, “Sokaktan çevirdiğimiz 100’e yakın katılımcının yüzde 8’i dinlediği dilleri doğru tahmin etti. Azınlıkları İstanbul’da yaşadıkları semtlerde komşu olan, ayrıca Anadolu’da var oldukları kentlerden gelen katılımcılarımız yakın tahminlerde bulundu. Yüzde 20’lik bir dilim söz konusu dillere çok uzak coğrafyalardan tahminlerde bulundu. Azınlıklardan arkadaşı, komşusu, iş ortağı olduğunu belirten katılımcılar Azınlıkların ana dillerini kendi aralarında da sık konuşmadıkları için ilk kez duyduklarını ifade ettiler. Dört günlük set boyunca 1 kez antisemit nefret söylemi dillendirildi. 
 
Azınlıklarla, gayrımüslümlerle herhangi bir iletişimi olmayan gençlerde ilgisizlik ile ilgi 4 günlük set boyunca dengedeydi.”

 

Ataoğlu projenin özellikle üniversite çağındaki gençlerin Türkiye’nin kültürel çeşitliliğine gösterdikleri duyarlılığı pekiştirmeyi amaçladığını belirtiyor. Ataoğlu, “Nefret söylemini bertaraf ederek, Müslüman olmayan azınlıkların tarihi, kültürü ve bugünkü ilişkileri açısından korkuyu ve bilgisizliği azaltarak, kültürlerarası diyaloğu güçlendirmeyi amaçlıyoruz” diyor.
 
Bu topraklar dillerine yabancıyız
 
Yanyana projesinin iletişim koordunatörü Stella Karachristianidou, kamu spotunun çekimleri sırasında edindikleri deneyimler üzerinden Türk halkının Türkiye’de var olan kültürel çeşitlilik hakkında pek de bilgi sahibi olmadığını gördüklerini söylüyor. Karachristianidou, “Kamu spotu için sorduğumuz yaklaşık 100 kişiden sadece yüzde 8 kadarının konuşulan dili doğru tahmin edebilmiş olması ve geri kalan çoğunluğun ülkenin kültürel çeşitliliği ile direkt ilgisi olmayan dillere atıfta bulunması bir tesadüften ibaret değildi diye düşünüyorum. Bu durum, insanların Türkiye’yi oluşturan bu kültürel zenginlik hakkında bilgi ve iletişim eksikliğine işaret ediyor. Deneklerden bazıları elbette ki Rum, Ermeni, Yahudi ve Suryani kelimelerine bir şekilde aşinaydı ancak yine de bu toplumların kültürel kimliği hakkında bilgi sahibi olanlar çok az sayıdaydı. Demek ki, Türkiye’nin bu kültürel zenginliğini öne çıkaracak koşulların oluşturulması büyük önem taşıyor,  ki AB projemizde yürüttüğümüz faaliyetlerin temel amacı da budur.  
 
Öte yandan şu ana kadarki çalışmalarımızda yer alan katılımcılarımız Türkiye’nin kültürel çeşitliliğini oluşturan bu toplumları tanıma arzularını dile getirerek bu yöndeki olumlu tavırlarını ortaya koydular. Sonuç olarak bir başka deyişle; değişik kültürel kimlikler taşımakla beraber Türkiye vatandaşlığı altında ortak bir kimlikte de buluşan bu insanların spesifik bir iletişime ihtiyaçları var.”    
 
“Tanıtma değil tanışma”
 
Ekim 2018’e kadar devam edecek olan proje kapsamında, başta İstanbul olmak üzere çeşitli illerde etkinlikler düzenlenecek. “Tanıtma değil tanışma” adını taşıyan atölyeler, Mart ayı itibarıyla İstanbul dışına da açılacak. Proje ekibi tarafından Türkiye’nin 5 farklı bölgesinde çekilen ve yemek kültürü etrafında şekillenen uzun metrajlı, sözlü tarih belgeseliyse önümüzdeki aylarda gösterime girecek. Proje, 2018’de İstanbul’daki final konferansı ile tamamlanacak.
 
 
 

 

ETİKETLER

Rumca Japonca Rusça