comScore
Gazetevatan.com » Yazarlar » Tarihe geçecek sadakat!

Tarihe geçecek sadakat!


Başbakan Erdoğan’ı “çok demokrat, çok özgürlükçü, pek değişimci, pek ilerici” bulan ve tezlerini cansiperane savunan birçok liberal isim şimdi yavaş yavaş gerçeği görmeye ve meselenin “özgürlük” olmadığını, “değişim”in ise hiç söz konusu olmadığını anlamaya başladılar mı acaba?

Aralarında hâlâ kendine göre nedenlerle desteğini sürdürenler var. Hâlâ... Mehmet Altan’ı bile “Türkiye’de milyonlarca kişi günde 1 dolarla yaşıyor, türbandan acil sorunlar var” dediği için “kendisine göre hitabet sanatı olan öfke” ile karşılayan Başbakan’ı görmelerine rağmen farklı görüşleri baskıyla susturacak kadar demokrat olan anlayışa destek verenler var...

Tarihe geçecek bir sadakat doğrusu... Ve mutlaka geçecektir, hiç şüphe yok.

Dünyadaki gelişmelere, Avrupa ülkelerinde bile son günlerde yaşanan “türban-çarşaf ve şeriat” tartışmalarına baktığınızda Türkiye’deki gelişmelerin sadece Türkiye ile sınırlı olmadığını, genel bir hareketlilik ve dayatma tarzı “değişim” yaşandığını görüyorsunuz.

Türkiye’de farklı görüş bildiren herkese (medyadan, sivil toplum kuruluşlarına, yargıdan üniversitelere kadar) gösterilen tahammülsüzlük, tartışmaya konuşmaya gerek görmeden yasalarda yapılan değişiklikler sizi ürkütürken gözünüz Arap Birliği üyesi 21 ülkenin imzaladığı; “Hükümetlerin ve din adamlarının eleştirildiği, İslâm’ın tartışıldığı TV programlarını kısıtlayan sözleşme” haberine takılıyor.

Bizdeki aşırı tepkilerin, “hitabet sanatı (!) öfke”nin bir adım ötesi bu mu acaba?

Biz de yakın gelecekte, bugün medeni bir ülke olarak rahatça yaptığımız tartışma ve eleştirileri yapamayacak olabilir miyiz?

Başı açık kadınları şimdiden “çıplaklık”la özdeşleştiren, örtülü kadını “dindar, iffetli” olarak ayıran, örtüsüz olanlara “Nasıl giyiniyorlar biliyorsunuz” diyen, “rejim için bir sorun çıkabilir mi” endişesi taşıyanları neredeyse halk düşmanı, din düşmanı ilân eden ve bunu yurt içinde ve dışında haykıran bir anlayışla acaba nerelere varılır?

Bu soruları şu anda milyonlarca insan soruyor, hem de her yerde...

ASIL TEHDİT NE?

Şimdi Mehmet Barlas’ın Her Açıdan’da gösterilen “İstanbul’un çeşitli semtlerinde çarşaflı ve cüppeli görüntüler”e karşı yazdığı “Mevsim yaz olsaydı Bodrum’da, Antalya’daki mayolu kadınları da gösterirlerdi, dengelenirdi” cümlesine ve “Acaba türbanlı kadınlar tehdit gibi görülmekten rahatsız olmuyorlar mı” sorusuna gelelim.

Barlas’tan söz ediyorum ama aynı vurguları çok kişi yapıyor, o bunlardan yalnızca biri...

Oysa burada konu “türbanlı kadınların tehdit olarak görülmesi, yaz-kış, mayo” filan değil. Din ve dindarlığın kendisi kesinlikle değil. Sorun, o semtlerde ve Türkiye’nin her köşesinde hızla Arap ülkelerine, din diktatörlüklerine benzer görüntü ve uygulamaların yayılması. Anketlerde sadece türban için verilen “kısa sürede 4 katına çıktı” sonucunun aslında çarşaf ve cüppe için de geçerli olması... Burada hemen hatırlatayım; ben eğer laik bir ülkede ‘Devlet alanlarında türbana izin veriliyorsa çarşafa da izin verilmeli. O da inanç gereği takılıyor’ demiştim, hâlâ aynı görüşteyim.

Cumhurbaşkanı Gül’ün Sabancı Kültür Sitesi’nde yaptığı konuşmada söylediği “Üniversiteler tüm inançların serbestçe yaşandığı yerler olmalıdır” sözüne bakacak olursanız; çarşaf da, kipa da, sarık da serbest olmalıdır. Üniversitede mescit de, cem evi de, kilise de, sinagog da bulunmalıdır.

Kısacası tehdit olarak görülen “türbanlı kadının kendisi” değildir, çeşitli yöntemlerle ikna edilerek veya baskıyla tesettüre sokulan kadınların, küçücük kızların, cüppeli-sarıklı erkeklerin ve paralel olarak her alanda dinle bağlantılı görüş ve uygulamaların hızla artmasıdır.

Yaz-kış, o şehir, bu şehir, o semt, bu semt farketmez, bugün Mehmet Barlas Türkiye’yi bir uçtan öbür uca dolaşsa hemen tüm illerde İran, Suudi Arabistan benzeri görüntülerle karşılaşacaktır.

Eğer konu yalnız kılık-kıyafet olsa yine de üzerinde durulmayabilirdi ama “özgürlük” ve “kadının örtünmesi” ile başlayıp sonunda tüm baskının kadınlar üzerinde yoğunlaştığı ve her alanda dinî kuralların geçerli olduğu ülke örneklerini yok farzedemeyiz. Özellikle kadınlar olarak!