Gazetevatan.com » Yazarlar » Abdi İpekçi’nin Milliyet Gazetesi...

Abdi İpekçi’nin Milliyet Gazetesi...

08 Ekim 2016 Cumartesi


Milliyet Gazetesi Türkiye’de herhangi bir gazete değildi...

Türkiye’nin sivil ve askeri bürokrasisi, akademik çevresi, sanat ve kültür dünyası üzerinde direkt algı yönetimi yapan gazeteydi...

***

Abdi İpekçi döneminde 240 binlik bir tiraja oturmuştu...

Büyük şehirlerin münevver (aydın) ailelerinin, sivil ve askeri bürokrasinin, akademisyenlerin, sanat ve kültür hayatını yönetenlerin referans noktası, merkez sosyal demokrat çizginin vazgeçilmez yayın organıydı Milliyet Gazetesi...

***

Abdi İpekçi yıllar içinde büyük mücadeleler vererek gazeteyi “bu toplumsal platforma” oturtmuştu...

Milliyet’in 240 bin tirajda olduğu günlerde; Hürriyet 600-700 bin barajında; Günaydın-Tan gazeteleri 700 bin-1 milyon sınırındaydı...

*****

HÜRRİYET VE GÜNAYDIN’IN SAHİBİ SİMAVİ KARDEŞLER...

Hürriyet ile Günaydın-Tan grubu gazeteleri; Haldun ve Erol Simavi kardeşlere aitti...

Abi Haldun Simavi; babaları Sedat Simavi’den miras, Hürriyet’in sahibi olarak başladığı basın patronluğuna; popüler bir halk gazetesi olan 700 bin tirajlı Günaydın’ı çıkartarak devam etmişti...

Hürriyet’i kardeşi Erol Simavi’ye bırakmıştı...

***

Simavi kardeşler; bu şekilde 600-700 bin tirajlı merkezin en etkin gazetesi; devletin gazetesi olarak bilinen Hürriyet’in yanına; Türkiye’nin en yüksek tirajlı popüler gazetesi Günaydın’ı eklemiş, üstüne bir de bir milyon sattırdıkları sansasyonel Tan gazetesini koyarak, medyadaki hakimiyetlerini sürdürmeye çalışmışlardı...

***

Bu ortamda; 240 bin tirajlı, merkez sosyal demokrat çizgide yayın yapan; Abdi İpekçi’nin yarattığı Milliyet gazetesini satın alan Aydın Doğan’ın önünde “medya imparatoru olmak için katetmesi gereken çok uzun bir yol vardı...”

*****

AYDIN DOĞAN-KOÇ GRUBU İLİŞKİSİ...

Aydın Doğan’ın Koç’larla ve Koç grubuyla ilişkisi çok özeldi...

Koç grubu tüm iddialar karşısında her zaman; “Milliyet’in veya sonradan Aydın Doğan’ın satın aldığı Hürriyet’in patronajında kendilerinin var olmadığını” söylediler...

***

Gazeteci; Aydın Doğan’ın; Vehbi Koç ile kişisel bazda, Koç grubu ve ailesiyle ise ailevi ve kurumsal bazda çok yakın bir ilişkisi olduğunu biliyordu... Bu ilişkide Aydın Doğan’ın en yakın dostlarından olan Suna Kıraç’ın (Koç) kocası İnan Kıraç, önemli bir isimdi, bunun da farkındaydı...

***

Ancak tüm bunlar; Aydın Doğan’ın kendisinin basın patronu olduğu gerçeğini değiştirmiyordu... Doğan ile Koç ailesinin; İnan Kıraç dışındaki üyeleri arasında zaman zaman soğuk rüzgarlar eserdi...

Medya tarihini inceleyenler soruyu şöyle sorarlarsa belki cevabın derin anlamlarına daha kolay ulaşabilirlerdi;

***

Aydın Doğan’ın medyada büyümesinde; ülkede bir numaralı reklamveren olan Koç Grubu’nun reklam pastasının en büyük bölümüne sahip olmasının etkisi var mıydı?..

Soru böyle sorulursa, cevap “elbette vardı...” şeklinde olacaktı...

***

Koç grubunun sahibi ailenin bir özelliği vardı... Koç ailesi; Hürriyet ve Günaydın’ın sahibi Simavi kardeşlerden “ailevi nedenlerden ötürü hiç haz etmezlerdi...”

Bu gerçeğin; Suna Koç’un kocası İnan Kıraç’ın yakın dostu olan Aydın Doğan’a medya imparatorluğu yolunda yaramadığını söylemek abesti...

Yaramıştı... Ancak tek neden bu değildi...

***

Koç gibi Türkiye’nin en büyük reklamvereni olan grup, reklam dağıtımda tamamen objektif kriterlerle hareket etmeye çalışsa da, duygusal olarak Doğan grubuna yakın; Simavi kardeşlere ise uzaktı...

***

Özellikle Haldun Simavi’nin Günaydın gazetesi, gazetenin popülist özelliği de hesaba katıldığında, yüksek tirajına rağmen, reklam verenin hiç tercih etmediği bir gazeteydi...

***

Koçlar; Simavi’lerden haz etmezdiler...Gün gelip Aydın Doğan’ın; Erol Simavi’nin elinden Hürriyet gazetesini satın alacağı ve Hürriyet’in de patronu olacağı o sırada kimseler tarafından bilmiyordu... Çok üst düzeydeki birkaç kişi hariç muhtemelen!..

*****

HÜRRİYET’TEN MİLLİYET’E VE ARKASINDAN MİLLİYET’TEN HÜRRİYET’E GEÇEN GENEL YAYIN YÖNETMENİ ÇETİN EMEÇ OLAYI...

Abdi İpekçi’den sonra; Milliyet gazetesinin en önemli olayı; “Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliği’nden; Milliyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğine, transfer edilerek gelen gazeteci Çetin Emeç’ti...”  

***

Babası Demokrat Parti milletvekili ve gazete sahibiydi... Kendisi; Galatasaray Lisesi ve İstanbul Hukuk fakültesi mezunuydu... Eğitimi, basın dünyasında o yıllarda akranları arasında olabilecek en elit ve üst düzey eğitimdi...

***

Gazeteciliğe babasının gazetesinde başlamıştı... Gazeteci, üstelik gazete patronu bir aileden geliyor; kendi de Hukuk eğitimine karşın gazetecilik yapıyordu...

Üstelik Milliyet’e Hürriyet gazetesinden transfer edilerek geliyordu...

***

Gazeteci için “bulunmaz kaftandı” Milliyet’in başına gelen Çetin Emeç...

Abdi İpekçi’nin 240 binlik Milliyet’inin tirajı o günlerde 113 bine düşmüştü...

***

“Milliyet referans gazetesidir” deyip, gazetenin dinamiğini, heyecanını, tazeliğini ‘grilikle’ örten “derin Milliyet”in etkisiz, işlevsiz operasyonel havayı matah bir şeymiş gibi sunan ‘sabit kadrolarından’ Gazeteci’ye artık gına gelmişti...  

***

Hürriyet’ten gelen, Galatasaray Lisesi mezunu ve Hukuk fakültesi mezunu; batılı çağdaş ve tirajı bilen Çetin Emeç’le Milliyet’in dinamik ve taze bir yayın yapacağını biliyordu...

***

Derin Milliyet’in Çetin Emeç’i Milliyet’ten götürmek için elinden gelen her şeyi yapacağını da... O genç bir gazeteciydi...

Derin odaklarla ve derin Milliyet’le ilişkisi yoktu...

Gazetecilik öğrenmek, dinamik bir gazeteciliği heyecanla yapmak istiyordu...

Çetin Emeç’i tanımıyordu...

Ama tanımasına gerek yoktu...

Gazetecilik enerjisi “birbirini bulurdu...”

Herkesin tir tir titrediği Çetin Emeç’le Gazeteci’nin yolları kesişecekti...

Bu Tanrı’nın çizdiği kader çizgisiydi...

Derin Milliyet Çetin Emeç’i, gazeteye geldiği günden itibaren yok etmeye çalışacak...

Gazeteci’yi ise “Çetin Emeç’i kutsadığı için hayatı boyunca affetmeyecekti...”

Gün gelip Çetin Emeç de Gazeteci de Milliyet’ten kopacaktı...

Çetin Emeç’in yadigarı; “Milliyet’te patlattığı müthiş tiraj”, Gazeteci’nin yadigarı ise; “televizyonlarda patlattığı hiçbir zaman kırılamayan rating rekorlarıydı...”

*****

ÇETİN EMEÇ’İN; HALDUN SİMAVİ’YLE GÖRÜŞMESİ; AYDIN DOĞAN’LA İPLERİ KOPARTIYOR!..

Aydın Doğan’ın çok yakını bir yönetici bir gün Gazeteci’ye Çetin Emeç’in ayrılmasıyla ilgili şöyle söyleyecekti;

-“Çetin Emeç; Milliyet’in genel yayın yönetmeniyken Haldun Simavi’yle görüştü... Bir transfer görüşmesiydi... Aydın Doğan bu olaya çok bozuldu... Kendisini arayıp bilgilendirmesini istedi...

Oysa Çetin Emeç; Milliyet’te onu yok etmek isteyenlerden çok bunalmıştı... Haldun Simavi’yle görüştü; ama teklifini kabul etmedi... Kabul etmediği için bu teklifte Aydın Doğan’a iletecek bir şey görmedi... Aydın Doğan Çetin Emeç’ten telefon bekledi...

Çetin Emeç Aydın Doğan’dan...

İkisi de birbirini aramadılar...

***

Bunun üzerine Çetin Emeç; eski patronu kardeş Simavi’yle; yani Erol Simavi’yle anlaşıp Hürriyet’e yeniden genel yayın yönetmeni olarak gitti...”

***

Çetin Emeç; 113 binden aldığı Milliyet gazetesini iki yıl içinde 693 bin rekoruna ulaştırdığı halde; “derin Milliyet’in Aydın Doğan nezdinde yaptığı operasyonlardan” sıkılmıştı...

***

Aydın Doğan Çetin Emeç’i sürekli odasına çağırıyor; ona derin Milliyet’in söylediği gibi “bu manşetler niye abartılı ve sansasyonel” diye soruyordu...

***

Çetin Emeç Aydın Doğan’ın yanına çıkmaktan imtina etmeye başlamıştı...

Aydın Doğan ise; Gazeteci’ye söylediği gibi; “Genel Yayın Yönetmeni’nin; Patron çağırdığı halde yanına gitmek için sürekli bahane üretmesinden muzdaripti...”

***

Haldun Simavi’yle görüşme faktörü devreye girince ipler kopmuştu...

Simavi kardeşler; Aydın Doğan ve onun yakın olduğu Koç ailesi!.. Hassas labiretin ayaklarına basmak, tehlikeliydi...

***

Milliyet’e “bir kuyruklu yıldız gibi gelen Çetin Emeç’in” gidişinin görünen nedeni buydu...

***

Oysa “derin Milliyet’in ona Milliyet’te döşediği kaygan zemin” hep hasıraltı edildi...

Gerçekte Çetin Emeç Milliyet’te alabildiğine bunaltılmış ve Haldun Simavi’yle görüşmek için duygusal yalnızlığa itilmişti...

***

Derin operasyonun sayısız örneğini Gazeteci yakından biliyordu...

Birebir yaşamıştı...