Gazetevatan.com » Yazarlar » John Lennon’un Beatles’tan ayrıldığı gün...

John Lennon’un Beatles’tan ayrıldığı gün...

20 Eylül 2016 Salı


Yıllar önce; New York’un zenginlerinin oturduğu; kavşakta, 5. Cadde’yle Central Park arasında kalan 58. Cadde’de yürürken, karşıda sıra sıra dizilen faytoncular “Gazeteci”yi tanıyorlar; Türkçe sesleniyorlar:

“Sizi faytonla Central Park’ta gezdirmemizi ister misiniz?..” diye...

***

Gazeteci ilk kez o gün; New York’ta Central Park’ın girişinde park eden faytoncuların arasında hatırı sayılır oranda Türkler olduğunu görüyor...

***

New York’un güneşli gününde; Gazeteci; birkaç blok ötede 72. Cadde’nin Central Park’a çıkan köşede, 1980 yılında yaşanan korkunç trajediyi ve o trajedinin bir tarafında ömür boyu onu yaşayacak kadına tanıklık etmek üzere, olay mahalline gidiyor...

***

Japon sevgili, John Lennon’un Beatles’tan ayrılmasını tetikleyerek; 21 yıl sonra onun öldürülmesine zemin hazırlayacağını bilmiyor o sırada...

***

Beatles’ın efsanevi solisti John Lennon 1969 yılında 20 Eylül’ünde; ölene kadar beraber olacağı Japon sevgilisinin tetiklemesiyle Beatles grubundan ayrılıyor...

O veda 21 yıl sonraki “ölüm”e gerekçe yapılıyor...

CENTRAL PARK’TAKİ CİNAYET...

Mark David Chapman 8 Aralık 1980 günü Hawai’den Manhatten’a geliyor...

***

Dünyayı kasıp kavuran Beatles hayranı... Dakota’ya 20 blok ötede bir otele yerleşiyor...

***

Akli dengesi yerinde değil...

Otelden çıkıp 72. sokağın Central Park’a çıktığı köşeye gidiyor, beklemeye başlıyor... Bir süre sonra Dakota’nın önüne bir limuzin geliyor...

Beyaz limuzinden çekik gözlü bir Japon kadınla, bir zamanlar dünyanın en büyük efsanesi olan adam iniyorlar...

***

Evlerine doğru yöneliyorlar...

Mark David Chapman, çifti bekliyor...

***

Limuzinden çıkıp evlerine doğru giden çifte yöneliyor...

40 yaşındaki adamın arkasına geçiyor, silahını ona doğrultuyor...

***

5 kez ateş ediyor...

Efsane müzisyen; arkadan yediği beş kurşunla oracıkta yığılıyor...

Ölüyor...

***

Japon kadın, uzun yıllar boyunca kurtulamayacağı titreme nöbetine ilk kez orada tutuluyor...

Kurşun sesleri geldiğinde...

Kurşunlar yanındaki adamın bedenine girdiğinde...

“HZ. İSA’DAN DAHA POPÜLER OLDUĞUNU” SÖYLEYEN ADAM...

“Hazreti İsa’dan daha popüleriz...” dediğinde İngiltere birbirine giriyor yıllar önce John Lennon...

Kilise ayaklanıyor...

***

Muhafazakârlar ateş püskürüyor...

Fanatikler çılgınca alkışlıyor onları...

Dünyanın gelmiş geçmiş en efsanevi grubu Beatles...

John Lennon, grubun beyni, solisti ve kurucusu...

***

Kendisini “Hz. İsa’dan daha popüler gören adam” bir gün zengin bir ailenin sıra dışı kızına âşık oluyor...

***

Yoko, Amerika’ya okumaya gelmiş kendisinden yaşça büyük bir Japon kızı...

***

Efsane adam, kadının sanatta yoğunlaşmış entelektüelizminden çok etkileniyor...

***

Yoko’yu kafasında çok başka bir yerlere koyuyor...

Ona âşık oluyor...

***

Aşkın bir erkekte yarattığı en büyük zaafın, kadını tarafından onaylanmak arzusu olduğunu bilmiyor...

***

Âşık olan her erkeğin, aşık olduğu kadının onayına ve alkışına ihtiyacı bulunuyor...

***

Yoko ise asla gülümsemeyen bir kadın olarak biliniyor... Aristokrat bir anne tarafından yetiştiriliyor...

***

Tıpkı bir kuş gibi küçük, utangaç ve kırılgan özelliklere sahip büyüyor...

Yüzünün neredeyse yarısını kaplayan bir güneş gözlüğü takıyor...

***

Görünmez olmak istiyor, her zaman siyaha bürünüyor...

***

Bu gösterişsiz kadın, John Lennon’un kendisine aşık olmasıyla; 20. yüzyılın en trajik aşkının sahibi kimliğinde, en fazla eleştirilen kadın olarak hafızalara kazınıyor...  

***

Aşkın bir erkekte yarattığı en büyük zaaf kadını tarafından onaylanmak arzusu olduğunu bilmeyen John Lennon; sevgilisi Yoko Ono tarafından onaylanmak için, müzik anlayışını değiştiriyor; efsanevi grubu Beatles’ı bitirerek, grubu dağıtıyor ve hayatından çıkartıyor...

***

Dünya Beatles’ın dağılmasına inanılmaz bir tepki duyuyor...

***

“Efsanevi Beatles’ın alaycı ve fırlama solisti John Lennon’u bir kadın, dünya barışı için düşündüğü projeler yüzünden, yeteneklerini boşa harcayan sakallı bir münzeviye dönüştürüyor...”

***

Karı koca savaş karşıtı projeler üretiyorlar Beatles’ın dağılmasından sonra...

Filmler, şarkılar yapıyorlar; bildiriler okuyorlar...

***

Hatta John Lennon, Kraliçe’nin Beatles üyelerine verdiği şeref madalyasını, İngiltere’nin dış politikasını protesto etmek için kabul etmiyor,iade ediyor...

Dünyadaki Beatles fanatikleri Yoko’ya gıcık oluyorlar...

Onu “Japon cadısı” ilan ediyorlar...

***

John Lennon gibi kendine sonsuz güvenen egosu yüksek efsane erkekler; kadınlarına atılan çamurlardan yılmıyorlar; tersine tetikleniyorlar...

Tarih bunun nice örnekleriyle dolu...

***

Lennon ve benzerleri; kadınları egolarının içine aldıklarından, çamurları kendilerine atılmış gibi hissediyorlar...

Onları daha fazla savunuyorlar...

***

John Lennon da öyle yapıyor...

Yoko, grubun milyonlarca hayranı tarafından Beatles’ı yıkan kadın olarak nitelendiriliyor...

John buna aldırmıyor, karısıyla aşkını başbaşa ve sınırsızca yaşıyor...

***

Beraberce Vietnam Savaşı’nı protesto eden bed-in gösteriler yapıyorlar...

***

Birlikte çektirdikleri çıplak fotoğrafların yer aldığı stüdyo çalışmalarına imza atıyorlar..

BİR EFSANENİN KISKANÇLIK GÜNLÜĞÜ

Kimsenin o sıralarda fark etmediği bir gerçek var oysa...

***

Birçok dahi gibi, müzisyen John Lennon da kendisine son derece güvensiz ve endişeli bir karakterin sahibi...

***

Şarkısında söylediği gibi “gerçekte sadece kıskanç bir adam o...”

***

Bir dakikalığına bile Yoko’yu kendisinden ayıran herhangi bir şeye güvenmiyor...

***

Yoko bu konuda bir şey diyor:

“Japonca bilmemden bile hoşlanmıyor... Çünkü bu onun hiç bilmediği bir parçam

Bir süre sonra Japonca gazete ve dergi bile okuyamaz hale geldim...”

***

Birbirlerine o kadar müdahalede bulunuyorlar ki, bir süre sonra hayat ikisi için de çekilmez oluyor...

***

1970 yılında “ayrılıyorlar...”

John Lennon için sarhoşluk ve umutsuzlukla geçen 18 ay böyle başlıyor...

***

Bir buçuk yıl sonra, ayrı yaşayamayacaklarını anlıyorlar...

Çocuk onları bir araya getiriyor yeniden...

***

Lennon şöyle diyor o günlerde:

-“İkimiz de kendimize zarar verme eğilimindeydik... Bebek sahibi olunca bu dönemin üstesinden geldik...”

***

Sonunda “evdeki mutluluğun” en önemli bir şey olduğuna karar veriyorlar ve hayat onlar için güzelleşiyor...

***

Kendisini göstermekten ürken ufak tefek Japon kadın, hedefine ve sevgilisine ulaşıyor...

John Lennon’a artık tamamen sahip oluyor...

En azından öyle sanıyor...

EFSANE ERKEKLERİN AŞK ZAAFI...

Oysa efsaneler birileri tarafından yaratılırlar... Ama efsane olduktan sonra artık o birilerinin olmaktan çıkarlar...

***

Efsanevi kimlikleri başkaları için başka şeyler ifade eder... Milyonlarca, milyarlarca insan için, Beatles; John Lennon’un yarattığından çok daha fazla şey ifade etmeye başlıyor...

***

Herkesin kendi Beatles’ına hayran oluyor, onunla yaşıyor, onsuz olamıyor ve onu kimseyle paylaşamıyor... John Lennon kendisi bir efsane ve bir efsane yaratıyor...

***

Lennon’u; kadınsı bir “sahiplenmeyle, sakınan, kıskanan ve kendisinden başkalarına yar etmek istemeyen bir histeriyle” elde etmeye çalışan Yoko’ya akli dengesi yerinde olmayan bir Beatles hayranı “dur” demeye hazırlanıyor...  Mark David Chapman, beş el ateş

ettikten sonra, John Lennon’un yere düştüğünü görüyor... Hiçbir şey olmamış gibi, bir köşeye oturuyor cebinden “The Catcher In The Eye” isimli cep romanını çıkarıyor ve okumaya başlıyor...

***

Yoko titreme nöbetine giriyor...

Bir daha hiç kurtulamıyor; uzun titreme nöbetlerinden... Efsane erkeklerin en büyük zaafları, “kendilerine adanmış bir kadının varlığı durumunda, her şeylerini ona onaylatmak istemelerinden” kaynaklanıyor... Aslında bu çok eskilerde kalan, anlayışlı bir anne hasretinin kişilikleri üzerindeki izdüşümü...

***

Aranan ve istenen, “anne onayının” yıllar sonra tezahür eden bir yansıması yaşadıkları...

İsa’ya kafa tutan John Lennon “anne kaynaklı eş onayına” kafa tutmayı beceremiyor...

***

Napoleon’dan, Sezar’a dünyayı titreten her erkekte görülen dramın tam göbeğine düşüyor Lennon da...  Gazeteci; 72. Cadde’de Lennon’un öldürüldüğü köşede durup bunları düşünürken; Central Park’ta güneş açıyor... Kış günlerinin öğle saatlerinde nadiren açan öğle güneşi New York’ta kendisini gösteriyor...

***

Yesterday şarkısı yüreğinde mırıldanıyor Gazeteci’nin...  “Yesterday, love was such an easy game to play... (Dün aşk oynanması çok kolay bir oyun gibiydi)

***

Now I need a place to hide away... (Şimdi ondan saklanacak bir yere ihtiyacım var...)