Gazetevatan.com » Yazarlar » Tatil bitiyor kolej’e dönülüyor...

Tatil bitiyor kolej’e dönülüyor...

28 Ağustos 2016 Pazar


İki koskoca aylık yaz tatili bitiyor ve okula dönüyoruz...

Kolej’in açılmasından önceki son Pazar bu...

***

Hüzünlü olurdum tatil bittiği için çocukken, okula dönerken...

Fark ediyorum ki, şimdi de hüzünlüyüm...

Bu yaz tatili “pek de tatil gibi geçmedi... Hayat yeni sınavlar verdi, tatilde ve yaz aylarında...”

Sınavda neler yaptığımızı ilerde göreceğiz...

Şimdi okul günleri başlıyor...

Ve “okulu” anlatan o hikaye geliyor...

ELMA AĞACIYLA ÇOCUĞUN HÜZÜNLÜ ÖYKÜSÜ...

Bir zamanlar iri gövdesi, üzerinde büyüttüğü elmaları ve dallarıyla güzeller güzeli bir elma ağacı etrafa mutluluk saçıyor...

Her gün o ağacın altında oynamaya küçük bir çocuk geliyor...

Gel zaman, git zaman ağaç çocuğun yaşam sevincine aşık oluyor...

Ona sevgiyle yapraklarını uzatıyor...

***

Ağacın; verebileceği tek şey sevgi olabiliyor çünkü...

Bir süre sonra çocuk bu sevgi karşısında, kendisini ağacın sahibi ilan ediyor ve dallarına tırmanmaya başlıyor...

Dallarında sallanıyor, elmalarından yiyor...

Saklambaç oynuyor, arkasına saklanıyor, bazen de yorulup gölgesinde uyuyor...

***

Zaman geçiyor, çocuk büyüyor...

Artık elma ağacına gelmez oluyor...

Ağaç umutsuzca bekliyor, çocuk gelmiyor...

Çok mutsuz oluyor ama yine de umudunu kaybetmiyor...

***

Ağaç sevgiyle dolu yapayalnız beklerken bir gün çocuk yine çıkıp geliyor...

Artık bir yetişkin o çocuk; hayatın içerisinde mücadele ediyor...

Ağaç ile söyleşiyor ve paraya ihtiyacı olduğunu söylüyor...

***

Ağaç üzülüyor, ne yapacağını düşünüyor ve sonra çocuğa;

-“Elmalarımın hepsini al, kasabada satarsın ve ihtiyacın olan parayı sağlayabilirsin...” diyor...

***

Delikanlı elmaları topluyor, kasabada satıyor, para kazanıyor, sorununu çözüyor...

Fakat bir daha uzun süre ağaca yine uğramıyor...

Ağaç mutlu oluyor yine de; Mutlu ve umutlu...

***

Delikanlı ağacın tahmin ettiği gibi, ancak yıllar sonra tekrar dönüyor;

-“Ben evlendim, eşim ve çocuğum oldu, şimdi bir eve ihtiyacım var, bana ev verebilir misin?” diyor...

Bunun üzerine ağaç

-“Al” diyor;

-“Al dallarımı kes ve kendine bir ev yap...”

***

Delikanlı bu defa ağacın dallarını kesiyor ve ağaçtan elde ettiği odunla kendisine, ailesine mükellef bir ev yapıyor...

Yine; yıllarca ağaca geri dönmüyor...

Ağaç hala mutlu bir şekilde yaşıyor...

***

Yıllar geçiyor, delikanlının yaşı ilerliyor, evliliği dilediği gibi sürmüyor, eşinden ayrılıyor, yalnız kalıyor yine ağaca dönüyor...

***

Ağaç yine kendisini sevgiyle karşılıyor...

Orta yaşlı adam bu defa ağaca;

-“Buralardan gitmek istiyorum, yeni bir yaşam kurmak istiyorum, bana bir kayık lazım, bana bir kayık verebilir misin..?” diyor...

***

Ağaç düşünüyor;

-“Gövdemi al, kendine bir kayık yap, dilediğin yere yelken aç...” diyor...

***

Orta yaşlı adam çocukluğunun mutluluğu, aşkı olan o ağacın gövdesini düşünmeden kesiyor ve kayık yapmak üzere yanından ayrılıyor...

***

Ağaç üzülüyor...

Minik çocuğun, sevgi duyduğu çocuğun kendisine gereken kıymeti vermediğini ve vefayı göstermediğini hissediyor...

Yine de gövdesini ona verdiğini söylüyor ormana ve diğer ağaçlara...

Kökü ile öylece zamana teslim ediyor kendisini...

***

Zaman geçiyor ve bu defa çocuk yaşlanmış olarak dönüyor ağaca...

-“Ey ağaç; seninle oyunlar oynadım, seninle güldüm, seninle para kazandım, seninle ailemi kurdum, seninle aileme ev yaptım, seninle yola çıkacak kayığı yaptım ama sana gereken vefayı göstermedim...” diyor...

-“Sonunda her şeyimi kaybettim...

Şimdi çok yorgunum ve senden başka kimsem yok...

Senin de artık ne bana elma verecek meyven, ne tırmanabileceğim dalın, ne de altında uyuyup dinlenebileceğim bir gövden var... Çok üzgünüm affet beni...”

***

Ağaç sevgiyle gülümsüyor ve şu cevabı veriyor:

-“Sevgi için, seven için her zaman verebilecek bir şey vardır... Elmam, dalım, gövdem olmasa da üzerinde oturup dinlenebileceğin bir köküm duruyor hala...

Haydi gel otur üstüne ve dinlen...”

***

Bu sözler üzerine duygulanan yaşlı adam şöyle diyor;

-“Sevgili ağacım, hiçbir şeyim yoksa da üzerinde oturup dinlenebileceğim bir köküm var seninle...”

BİR EFSANENİN KÖKLERİ ÜZERİNDE OTURAN ÇOCUKLAR!..

Bu öyküyü yıllar önce Burçin Alpacar’ın kitabından alıntılıyorum...

O sırada; “ağaç-çocuk, ağaç-orta yaşlı ve ağaç-yaşlı adam” arasındaki hüzünlü ilişkinin dün öğlen saatlerinde yaşadığım projeksiyonun çok uzaklarındayım...

***

Dün; cep telefonlarını Türkiye’ye getiren dahi işadamı Murat Vargı; kendinden önce 1962 mezunlarından başlayarak, 1976 mezunu bana kadar uzanan; ünlü basketçilerin, etkin sinema yönetmenlerinin, milyarder işadamlarının, ünlü MİT yöneticilerinin bulunduğu; 11 kişilik Kolej’li grubu öğle yemeğinde buluşturuyor...

***

Yemekte; Kolej’in ünlü basketbolcuları; Feridun Alpay, Erdal Poyrazoğlu, Güven Beştaş, Nur Germen, Murat Didin; ünlü işadamları Murat Vargı, Taylan Bilgel, Baran Asena; MİT’in ünlü yönetici ismi Mehmet Eymür; en kaliteli filmlere imza atan sinema yönetmeni ve yapımcısı Ömer Vargı bulunuyor...

Yemekte buluşan grubun tek ortak özelliği; TED Ankara Kolej’inden olması...

***

Saatlerce sohbet ediliyor yemekte...

Masadan 16 sularında ayrıldığımda; yemek halen ilk dakikadaki tazeliğinde ve keyfinde sohbet biçiminde devam ediyor...

***

60 yıl öncesinin mezunlarından başlayarak 40 yıl öncesinin mezununa kadar ulaşan 11 kişilik Kolej’li kadroyu gördüğümde; aklıma “elma ağacıyla çocuk arasındaki hüzünlü ilişki” geliyor...

Kolej de orada bulunan Kolej’lilerin elma ağaçları...

***

Fark ediyorum ki; çocuk-elma ağacı ilişkisiyle başlayan; genç ve elma ağacı arasında süren; orta yaşlı adam ve elma ağacı şeklinde devam eden ilişki yaşlılıkta “kendi ağacının kökü üzerinde oturup dinlenerek” son bulacak...

Bir “efsanenin” köklerinin üzerinde dinlenerek...

Hoş geldin sonbahar; hoş geldin Kolej...