Gazetevatan.com » Yazarlar » Nazım Hikmet’in Mustafa Kemal’e el yazısıyla yazdığı mektup...

Nazım Hikmet’in Mustafa Kemal’e el yazısıyla yazdığı mektup...

13 Ağustos 2016 Cumartesi


Türkiye’nin tarihi darbeler ve kanlı hesaplaşmalarla dolu bir tarihtir...

Bu kanlı hesaplaşmalar sürerken, günahsız insanlar; kurulan komplolarla; profesyonel iftiracıların gadrine uğrarlar çoğu zaman...

Haksız ve suçsuz yere hayatları süründürülür.....

***

Hayatı; kurulan komplolar ve atılan iftiralar sonucu ‘Donanmayı isyana teşvik’ suçuyla 20 yıl ve 15 yıl hapis cezalarına mahkum edilerek cehenneme çevrilen Nazım Hikmet bu insanlardan biridir...

***

Türk edebiyatının dünyadaki en saygın temsilcisi; 78 yıl önce kendisine kurulan komplo ve atılan iftira sonucu suçsuz yere toplam 28 yıl hapis yatacağı günlerde; Mustafa Kemal’e kendi el yazısıyla bir mektup yazar...

***

“Yemin ederek suçsuz olduğunu anlattığı” mektubu; 78 yıl önce 1938’in bir Ağustos günü, Çankaya’ya gönderir...

***

Mustafa Kemal’in ölümünden üç ay önce, hasta olduğu günlere tekabül eder mektubun Çankaya’ya gelmesi...

***

Mustafa Kemal; Nazım Hikmet’in kendisine gönderdiği mektubu; hasta olduğu için hiçbir zaman göremez...

***

Olayın yakın tanıklarının ifadelerine göre, bu mektubu fırsatını bulup kimse Mustafa Kemal’e bir türlü gösteremez; ya da göstermez...

***

Mustafa Kemal; Nazım Hikmet’in 78 yıl önce 1938 Ağustos’unda kendisine yazdığı ve suçsuzluğunu yemin ederek haykırdığı mektubu görmeden ölür...

NAZIM HİKMET’E KURULAN KOMPLO VE ÖMER DENİZ İSMİNDEKİ GENÇ...

Nazım bir gün Nişantaşı’ndaki İpek Film stüdyosunda çalışırken; tanımadığı bir gençle karşılaşıyor...

***

Harp Okulu öğrencisi olan bu genç; askeri okul giysileriyle karşısına çıkıyor...

Kendisini tanıtıyor...

Adının Ömer Deniz olduğunu söylüyor ve şöyle diyor:

***

-“Üstat hapisten kurtuldunuz geçmiş olsun... Ben Harbiye’de okuyorum... Sol fikirliyim... Polis hafiyesi değilim... Bana inanın... Harbiye’de başka arkadaşlarım da var... Hepimiz Kuleli Lisesi’nden beri sizin yazılarınıza ve şiirlerinize hayranız... Sizin düşüncelerinizi paylaşıyoruz... Bize yol göstermenizi istiyoruz...”

***

Nazım Hikmet karşısına çıkan gencin bu sözlerine kuşkuyla yaklaşıyor...

Karşısındaki gencin hiç de güven vermeyen bir havası olduğunu seziyor...

***

Bunun kendisine kurulan bir tuzak olduğunu düşünüyor...

Soğuk bir sesle;

“Kardeşim” diyor; “İçerde çok işim var... Kusura bakma seninle meşgul olamayacağım...”

***

-“Yanlış anlamayın beni Nazım Bey...” diyor Ömer Deniz;

-“Bana itimat edin... Sizden yararlanmak istiyoruz... Ne olur bizi kırmayın...”

***

Bu sözler üzerine Nazım büsbütün huzursuz oluyor ve genci kapı dışarı ediyor...

-“Sizinle uğraşacak halim yok... Lütfen beni rahat bırakın...” diyor...

***

Bu olaydan sonra Nazım; polisin bu gence askeri üniforma giydirerek bir provokasyon hazırlayacağını düşünüyor...

O böyle oyunlara alet olmak istemediğinden, Ömer Deniz’i kapı dışarı ettikten sonra; Emniyet Müdürlüğü’nü arıyor...

***

-“Ben Nazım Hikmet...” diyor...

-”Şimdi de, genç polisleri asker üniformasıyla başıma musallat ediyorsunuz... Ben askerlere komünizmi öğretecek adam değilim... Yetti artık benimle uğraşmaktan vazgeçin...”

***

Birinci Şube şefi; Nazım’ın sözlerinden hiçbir şey anlamıyor...

Hemen müdürüne giderek durumu anlatıyor...

Müdür de bir şey anlamıyor...

Onlar; böyle bir öğrenciyi Nazım’a göndermediklerini biliyorlar...

***

‘Bu ne demek’ diyorlar...

‘Demek ki; bir askeri okul öğrencisi; Nazım’dan yardım istiyor...’

Bunun olağanüstü bir olay olduğu düşünülüp, olaya milli emniyet el koyuyor... Nazım Hikmet yeniden sıkı bir takibe alınıyor...

RAMAZAN BAYRAMINDA NAZIM’IN EVİNE GELEN GENÇ...

Aradan birkaç ay geçiyor...

Ramazan Bayramı geliyor; Herkes Bayram hazırlıklarına girişiyor...

***

Nazım da eve bayram şekeri, çocuklara da hediye almak üzere eşiyle birlikte çarşıya çıkıyor...

***

Evine dönünce ne görsün;

Üniformalı genç yine karşısında...

Bu kez sivil giyinmiş; Nazım’ı bekliyor...

***

Nazım; Ömer Deniz’i görür görmez tanıyor... Polisin evine kadar girdiğini düşünerek;

-“Ben yokken buraya nasıl girdin?..” diyerek şaşkınlığını belirtiyor...

-“Evdeki kadın bana kapıyı açtı...” diyor...

-“Siz yoktunuz ama, nasıl olsa beni evden kovmazsınız... diye düşündüm...”

-“Kovmam elbette; ama böyle habersiz gelen misafirden de pek hoşlanmam... Yine benden ne istiyorsun oğlum?.. Geçen sefer sana bu işlerden hihaz etmediğimi söylemiştim...”

***

Ömer Deniz; soğukkanlılığını bozmuyor;

-“Nazım Abi... Biz sizi çok seviyoruz... Ne olur bize ‘devrim’in yollarını gösterin...” diyor...

***

Genç ayakta dikilerek Nazım’a bunları söylüyor... Hazım; hiç ‘buyur otur’ demeden, ters ters ona bakıyor...

Ömer Deniz bu kez;

-“Nazım Abi...” diyor...

-“Yarın subay çıkınca, biz askerlere komünizmi nasıl anlatacağız... Onu söyleyin...”

***

Nazım Hikmet; kendisine yönelik bir provokasyon olduğunu anlıyor ve çekiniyor...

***

-“Oğlum...” diyor...

-“Askerlere anayasadaki Altı Ok’un ne anlama geldiğini anlatın yeter... Haydi bakalım benim işim gücüm var... Seninle uğraşamam...”

NAZIM HİKMET’İ HAPSE ATAN BÜYÜK KOMPLO...

Ömer Deniz, Nazım’ın güvenin kazanamıyor... Nazım bu gencin polis olduğunu düşünüyor...        

Ancak ilginç bir olay oluyor ve Ömer ile Harbiye’deki arkadaşları tutuklanıyorlar...

Nazım bunu gazetelerde okuyunca telaşlanıyor...

***

Aradan iki hafta geçiyor; Nazım’ın korktuğu başına geliyor...

Polisler bir sabah kapıya dayanıyorlar...

Ellerinde Nazım’ı tutuklama tezkeresi bulunuyor...

***

-“Sizi götürmeye geldik...” diyorlar...

-“Nereye..”

- “Müdüriyete...”

***

Nazım çantasını hazırlıyor...

Eşi Piraye telaşlanıyor...

Zaten evlendiği günden beri hep huzursuzluk içinde yaşıyor... Nazım’ın hiçbir eyleme karışmadığını biliyor ama yine de huzursuzluğunu engelleyemiyor...

***

Nazım giderayak eşini teselli ediyor:

-“Biliyorsun Piraye...” diyor...

-“Ben hiçbir işe karışmadım...

Öğrencilere de güvenmedim... Merak etme bundan bir şey çıkmaz... Bir iki gün sonra eve dönerim...”

***

Günlerden 17 Ocak 1938...

Piraye ağlamaya başlıyor...

Nazım ertesi gün elleri kelepçeli olarak Ankara’ya gönderiliyor...

Başına geleni bir türlü anlayamıyor...

Kendisini askeri cezaevine atıyorlar...

***

Taş bir oda, yer çimento...

Pencereler camsız...

Yağan kar içeri giriyor...

Ne yatak ne battaniye...

O ayazda yere kıvrılıp yatması gerekiyor...

Tek kişilik bir hücre...

Konuşacak kimsesi yok...

***

Nazım Hikmet’in bu satırların yer aldığı romanını yazan, Hıfzı Topuz; Hava Kurşun Gibi Ağır isimli eserinde, Nazım’a karşı bu büyük komployu düzenleyenlerin başında Mareşal Fevzi Çakmak’ın geldiğini söylüyor...

***

Nazım Hikmet’in Mustafa Kemal’e yazdığı mektubun, bir türlü eline ulaşmamasında, Mustafa Kemal’in Nazım’ı ‘dürüst bir genç bulmasına’ karşın, komplo ve hapis sürecinin kesintiye uğramamasında; aynı ellerin etkili olduğunu düşünüyor...