Gazetevatan.com » Yazarlar » Bir darbenin anatomisi...İki saatte sessizliğe gömülen ülke; Türkiye...

Bir darbenin anatomisi...İki saatte sessizliğe gömülen ülke; Türkiye...

02 Ağustos 2016 Salı


Türkiye’de darbeler tarihine dikkatlice bakanlar; tarihi önemi büyük darbelerin; tereyağından kıl çeker gibi kolay gerçekleştiğini görürler...

***

12 Eylül 1980 darbesinin olduğu sabah saat 05.30’da evden çıkıp çalıştığım haber ajansına giderken; o zamanlar “darbe”nin nasıl olup da; Her gün 20-30 kişinin ölümüne yol açan anarşiyi;  Ankara’nın ortasında; Kızılay’da, Bakanlıklarda her öğlen asılan bombalı pankartları...

Üniversitelerdeki işgalleri... Sağcı ve solcu sendikalardaki direnişleri...

Kahramanmaraş’da çıkartılan mezhep savaşlarını...

Sivas’daki aydın katliamını... Taksim’deki kitlesel ölümleri... Ünlü gazetecilere yönelik cinayetleri...

Eski Bakan ve Başbakan suikastlerini...

Durduracağını düşünüyor; “Bu hiç de mümkün görünmüyor...” diyordum...

***

Böyle düşünmemin bir nedeni vardı...

76 yılında liseyi bitirmiş; 4 yıl önce sokaklarda sonra iki farklı üniversitede adına eğitim denirse eğitim görmüştüm...

Olayları biliyordum...

Gençliğin içindeydim...

***

O günlerde içinde bulunduğum gençliğin; eylemleri sona erdirmesi, arasındaki kan davasını bitirmesi, makulde karar kılması mümkün gözükmüyordu...

***

Bırakın sağ-sol kavgasını; sadece Marksist sol kendi içinde 49 fraksiyona bölünmüştü...

Bu fraksiyonlar; birbirleriyle öldüresiye mücadele ediyor, her gün kendi aralarında çatışıyor ve neredeyse bütün çatışmalar ölümle sonuçlanıyordu...

***

Olay bir sağ-sol kavgası olmaktan çıkmış; toplumsal bir şiddet histerisine dönüşmüştü...

***

Kanlı olaylar “askerler darbe yaptı diye bitmezdi...”  Öyle düşünüyordum...

Saftım...

***

12 Eylül sabaha karşı böyle düşüne düşüne, tankların arasından geçerek Kavaklıdere’deki evden; Kızılay’daki haber ajansına yürüyerek tek başına geliyordum...

***

O zamanlar Ankara’nın etkili gazetecileri; “Genelkurmay’da ışıklar kaça kadar yandı” sorusuna cevap ararlardı...

***

Bir de “liderler nereye götürüldüler?..” Yolda tankların üzerinde gördüğüm askerler; yasak savar cinsinden “ne yaptığımı soruyorlar”, ben de gazeteci olduğumu söyleyip; haber ajansına gittiğimi belirtiyordum...

***

Herkes kendinden o kadar emindi ki gazeteci kartına öylesine bir bakış yeterliydi, “geç” demeleri için;

Asayiş berkemaldi...

***

12 Eylül darbesini izleyen günlerde; hayret ettiğim bir gelişme oldu...

12 Eylül sabahı saat 04’den itibaren; “Türkiye’deki bütün anarşik şiddet olayları, grevler, boykotlar, direnişler, çatışmalar, eylemler bıçakla kesilmiş gibi kesiliverdi...”

***

Numune niyetine bile tek bir eylem yapılmıyordu ülkede...

Ne Kızıldere direnişini kutsayan “devrimci örgütlerden” ses seda çıkıyor; ne liderleri saklanan ülkücülerden tek bir eylem haberi geliyordu... Yer yarılmış, herkes yerin altına girmişti...

Şaşırmıştım;

Ne oluyor acaba diyordum...

***

Askerler ne yapmışlardı da iki saat içinde, hiç kimsenin tek bir sesi çıkmaz olmuştu... Bunca şiddeti, bunca kanı dökenler nasıl olup da “askeri darbenin ilk günlerinden itibaren hiçbir eylemin içine girmez olmuşlardı...”

***

Sendikalar; üniversiteler, öğretmen dernekleri, memur dernekleri, öğrenci birlikleri, pol-der’ler, pol-bir’ler, hepsi birden sessizliğe bürünmüştü...

*****

AMERİKAN BAŞKANINA DARBE HABERİNİN VERİLMESİ...

O gün Washington’da Damdaki Kemancı müzikalini izleyen Amerikan Başkanı Carter’a, Türkiye’deki Amerikan İstihbarat Örgütü CIA’in istasyon şefi Paul Henze’nin ünlü sözü iletilmişti...

-“Your boys have done it... (Sizin çocuklar başardı...)”

***

Şifre burada gizliydi...

12 Eylül uluslararası planda esas olarak; Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına geri dönmesini sağlamak amacını içinde barındıran bir darbeydi...

***

Türkiye Kıbrıs harekatı sırasında NATO’nun askeri kanadından ayrılan Yunanistan’ın; tekrar dönüşünü veto ediyordu...

***

Yunanistan’ın NATO askeri kanadına dönmesi için; Ege’deki sorunların Türkiye’nin tezlerine yakın bir şekilde karara bağlanmasını talep ediyor, bunu da anlaşmayla bağlamayı istiyordu...

***

Yunanistan bu talebe yanaşmıyor; böylece NATO’nun askeri kanadına dönemiyordu...

NATO’da bir üye ittifaktan ayrıldığında, yeniden geri dönmesi için, bütün NATO ülkelerinin onay vermesi gerekiyordu...

Türkiye bu onayı vermiyor, veto ediyordu...

***

12 Eylül’ü izleyen günlerde; Türkiye Rogers Anlaşması denilen anlaşmayla, Yunanistan’ın NATO’ya geri dönüşünü veto etmekten vazgeçti...

12 Eylül’ün Amerika açısından taşıdığı en önemli anlam buydu...

***

O günlerde 20 yaşında olan genç gazeteci; 12 Eylül’ün arkasında Amerika’nın olduğunu anlasa da, “bunca şiddetin, terörün, akan kanın ve bitmeyen direnişin, nasıl bıçakla kesildiğini kestirmesi” mümkün olmamıştı...

*****

LİDERLER BİRBİRLERİNE SELAM VERDİLER Mİ VERMEDİLER Mİ?..

Gerçek şuydu...

1959 Küba krizinden bu yana; Türkiye dünya hinterland paylaşımında Amerikan etkisindeki ülkelerden biriydi...

Amerika kendi hinterland’ındaki Türkiye gibi bir ülkeyi, sadece başbakan, ordu komutanı, kuvvet komutanı ilişkisi üzerinden yürütmezdi...

***

Sivil toplum kuruluşlarından, istihbarat örgütüne, basından üniversitelere kadar bir dizi bağlantıda Amerika; müttefiki Türkiye üzerinde etkiliydi...

***

12 Eylül gibi Amerikan Başkanı’na ‘senin çocuklar yaptı’ şeklinde bildirilecek kadar bağlı bir darbe yapılıyorsa; o darbe Amerika’nın Türkiye’de etkilediği tüm unsurların uyum içerisinde davranmasını zorunlu kılardı...

***

Nitekim 12 Eylül’de bir anda, her şey bıçakla kesilmiş gibi kesilmiş, ortalık süt liman olmuştu...

***

Darbenin başarılı olup olmadığı sorusu hiç sorulmamıştı o günlerde...

Genelkurmay’da saat kaça kadar ışıklar yanıktı; ünlü gazeteciler bu sorunun yanıtını bulmaya çalışıyordu...

Bir de Türkeş ne zaman yakalanacak?..

Hamzakoy’a götürülen sivil liderler Demirel ile Ecevit darbe günü birbirlerine selam verdiler mi vermediler mi?..

Manşetlere konu olan soru buydu...

Darbeden önce selam vermiyorlardı çünkü...

*****

DARBE GİRİŞİMİNİ AMERİKA BİLİYORDU... AMA DARBE GİRİŞİMİNİN ARKASINDA AMERİKA YOKTU...

15Temmuz darbe girişimiyle ilgili çok şey söyleniyor Türkiye’de...

Amerika’nın bu işin arkasında olduğu, Amerika tarafından olayın bilindiği, İncirlik’in kullanıldığı gibi...

***

Bu soruların bazılarının yanıtı “Evet” bazılarının yanıtı “Hayır...”

ABD’nin; kendi topraklarında yaşayan Fetullahçı örgütlenmeden ve darbe girişimlerinden habersiz olması düşünülemez...

***

Onların ne yaptığını, ne planladığını bilmemesi akla bile getirilemez...

Amerika’da CIA ve onun bağlı olduğu kişilerin bilgi sahibi olmaması imkansız...

Ancak konu Amerikan istihbarat servisinin ve yönetiminin neyi ne kadar bildiği değil...

Neyin ne kadar arkasında olduğu...

***

12 Eylül örneğinde görüldüğü gibi; Amerika bir darbenin yüzde yüz arkasında olduğu gün, Türkiye’de etkileyeceği bütün siyasi, askeri ve sivil güçler bambaşka davranıyorlar...

***

15 Temmuz darbesini Amerika’da bilenlerin olduğu kuşku götürmese de...

Bazı etkin kişilerin bu eyleme destek verdiği anlaşılsa da...

Amerikan yönetiminin; 12 Eylül’deki gibi bir tutumun içinde olmadığı belli oluyor...

***

Türkiye’de Amerika’ya paralel düşünen, onunla siyasi olarak çatışmamaya özen gösteren, siyasi, ticari, kitlesel medya çevrelerine bakmak, pozisyonu anlamak için yeterli...

***

Amerika bütünüyle arkasında olduğu bir darbe girişimini; “ülke içinde bu kadar müttefiksiz bırakmaz...”

12 Eylül sabahı 20 yaşındaki genç gazetecinin hayat tecrübesi bunu doğruluyor...