Gazetevatan.com » Yazarlar » Atatürk’ün öldüğü yaşta...

Atatürk’ün öldüğü yaşta...

22 Temmuz 2016 Cuma


Dün sabah 06 gibi doğum gününe uyanıyor “romantik muasır...”

Herhangi bir doğum günü olmanın ötesinde bir anlamı var “dün”ün... Bu doğum günüyle Atatürk’ün öldüğü yaşa giriyor “romantik muasır...”

***

Aklına bu detay ilk düştüğünde; henüz ortada bir darbe girişimi bulunmuyor... 15 Temmuz gecesinin, korkutucu yüzüyle karşılaşmamış durumda henüz ülke...

***

57’nci yılına girmeye hazırlandığı mütevazı hayatında; Gazi’nin 57 yıl boyunca millet yaratabilmenin muazzam mücadelesinde; emanet bıraktığı Cumhuriyet’te yaşadığı 57 yılı düşünüyor; “romantik muasır...”

***

Cumhuriyet’in çocuğu o...

Ailede; okulda Cumhuriyet’in çocuğu olarak yetişiyor...

***

Cumhuriyet’in “asil unsuru olarak” hissederek büyüyor...

Gazi’nin bağımsızlık çizgisini;

Gazi’nin çağdaşlık süzgecini;

Gazi’nin Batı’lı muasır medeni yüzünü; kendisinde sindirmeye çalışıyor...

***

Zaman geliyor geçiyor; Bilinçaltına işleyen; Gazi’nin; medeniyetler çizgisinin parçası olma arzusu; için için yanıp tutuşturuyor onu...

***

Hiçbir etki; Gazi’nin muasır medeniyetle ifadesini bulan çağdaş ve Batılı yüzü kadar hayatına damgasını vurmadığını fark ediyor “Romantik Muasır...”

MUSTAFA KEMAL’İN “MUASIR MAĞDURU...”

Gazeteci oluyor...

Gazetecilik, televizyonculuk, yorumculuk yapıyor...

Popüler oluyor...

Bunları yaparken; “muasır medeniyetin rekabetçi popüler tarzını...

En iyiyi gerçekleştirme disiplinini...”

Yaşayarak; hayata damga vurmaya çalışıyor...

***

Kız arkadaşlarıyla sevgiliye dönüştüğü süreçlerde;

Muasır muadillerinin, bireysel ve sosyal tarzını...

İlişki şeklini...

Kadına bakışını...

Yaşam gustosunu ve stilini arıyor...

***

Müzik dinlerken;

Muasır Napoliten’leri...

İspanyol gitarları...

Amerikan rock’ları...

İngiliz popları...

Yunan Buzuki’leri...

Portekiz Fado’ları...

Parisien romantikleri dinliyor; “Romantik Muasır...” 

***

Giyinirken...

Elbise seçerken...

Vitrinde gezerken...

Renk armonisinin ahengini yakalamaya uğraş verirken;

Gazi’sinin tarzındaki muaasır özeni arıyor...

***

Onun gömlek yakaları...

Onun kravatları...

Onun ceketleri...

Onun pantalonları...

Onun pabuçları...

Onun giyimi kuşamı...

Onun karizması...

Onun fotoğrafları canlanıyor beyninin derinliklerinde...

***

Sofralar kurulduğunda...

Onun yeme ve içme adabı...

Onun kalabalık sofrası...

Onun “göz doyuran ikramı...”

Onun içkiyi de içine alan tarzı...

Onun dansı...

Onun balosu...

Onun reveransı...

Onun muasırı; bilinçaltından çıkmıyor...

AYRIK OTLARI, DİKENLER, ZEHİRLİLER ARASINDA...

Türkiye’de hayat; “romantik muasırın arzusuna” koşut gitmiyor ne var ki;... Dikenler, ayrık otlar, zehirli haşare “romantik muasırın” hayatını zindana çeviriveriyor bir süre...

***

Gazi’nin düşüncesini seslendirdiğini iddia eden “dizi dizi iktidarlar yönetiyorlar ülkeyi ve “Romantik Muasırı...”      Onu işinden ediyorlar... Siyasi darbelerinden ona da; hatırı sayılır hisseler sunuyorlar...

***

“Romantik Muasır”, kendini Gazi’siyle yakınlaştırdıkça; Gazi’nin peşinden giden adamlar; “Romantik Muasır’ı” kendilerinden uzaklaştırıyor; yalnızlaştırıyorlar...

***

Ona; “Sen bizden değilsin...” diyorlar... Romantik Muasır garip bir dilemanın içinde; ait olduğunu sandığı dünyadan uzaklaştırılıyor; yapayalnız ve çaresiz bırakılıyor...

GAZİ’NİN ÜLKESİNDE HAYAT...

Gün geliyor devran başka türlü dönüyor...

Bu kez; Gazi’yi diğerleri gibi kutsuyormuş gibi yapmayan; kendi inanç çizgisinde; başka hayat tarzlarını ön plana çıkartan insanlar ve iktidarlar geliyorlar yönetime...

***

Onlar “eski”lerle güç ve iktidar savaşına girişiyorlar... Romantik Muasır yine ortada, kalıveriyor...

***

“Eskiler”den ona hayatı zindan edenler; onu darbelerle görevinden edenler; “yeni”lere onu gammazlayıveriyorlar...

“Eski”nin tehlikelerinden biri buydu” diye; “yeni”leri onun üzerine salmaya çalışıyorlar...

***

Romantik Muasır ait olduğu hayat tarzıyla, o hayat tarzının “cellatlaşan ve gaddarlaşan” ilgisiz çeteci unsurlarıyla; karşı karşıya zindan olan hayatını yoluna sokmaya çalışıyor...

***

Onun “hayat tarzını” benimsemeyenlerin “demokratik çoğunluğuna, farklılıklarına, saygı duyuyor...”

Kendininkine de saygı duyulmasını arzu ederek, isteyerek...

***

Hayat her geçen gün daha da geriliyor, daha da kutuplaşıyor Gazi’nin ülkesinde...

Bu kez “güç ve iktidar savaşı” yeni güçlenen unsurların kendi arasında patlayıveriyor...

***

Yıllar önce, “Gazi’nin ismi gerekçe gösterilerek” yapılan darbelerin yerini; yeni kanlı darbe girişimleri alıyor...

***

“Gazi”nin “Muasır Romantiği”, farklı fikirlere, farklı hayatlara, farklı tarzlara, farklı düşüncelere saygı duymanın, kendi yaşam şekline de saygı duyulmasının dışında hiçbir şey istemiyor, beklemiyor...

***

Ancak bu mütevazı isteği bile, ülkede yaşaması, mesleğini sürdürmesi, çoluğuna çocuğuna güvenli bir gelecek sağlaması için yeterli olmuyor...

***

Ülke kanlı darbe girişimleri, siyasi gerginliği, hukuksuzluk özlemleri, kutuplaşmanın bitmek bilmez çatışmaları altında; “huzur yerine korkuyu” egemen kılıyor...

***

Son darbe girişimi; halkın direnişiyle son buluyor... Romantik Muasır Gazi’sinin yaşına geldiği, doğum gününde ülke Olağanüstü Hal’e uyanıyor...

***

Gerçekte Olağanüstü Hal’in olağanüstü bir hali yok...

Romantik Muasır yıllardan beri olağanüstü bir halin ve olağandışı bir hayatın girdaplarında yaşıyor;  Tüm sıradan insanlar, suçsuz günahsız milyonlar gibi...

***

Gazi’sinin “Romantik Muasır” mağduru; dün doğum gününü yaşadığı bunca hüzne rağmen, yine umut ve heyecanla kutluyor...

O Gazi’sinin Romantik Mağdur’u çünkü...