Gazetevatan.com » Yazarlar » Ölüme inat; hayat için ilham verici bir öykü... Simyacı...

Ölüme inat; hayat için ilham verici bir öykü... Simyacı...

30 Haziran 2016 Perşembe


Birkaç gün önce; Paulo Coelho’nun dünyada yüzlerce baskı yapan; bende 75. baskısı bulunan “Simyacı” isimli romanını yeniden okumaya başlıyorum...

***

İki kez gördüğü bir düşten yola çıkarak; “hayatının gizemini ve amacını arayan İspanyol çoban Santiago’nun hikayesi” elimdeki bu best-seller roman...

***

Başka kitaplarla birlikte, iki gün önce yeniden okumaya başladığım kitabın yarısına geldiğimde; “Atatürk Havalimanında,   kırktan fazla günahsız yolcunun ölümüne, yüzlerce suçsuz turistin yaralanmasına neden olan korkunç terör eylemi meydana geliyor...”

***

Bir süre öylece kalıyorum...

Yaşlı babamın gözünden yaşlar akıyor...

-“Ne oldu baba?..” diyorum...

-“Hiç oğlum...” diyor;

-“Bir şey yok... Gözüm arada bir yaşlanıyor... Bir nedeni yok...”

***

Yanımızda çocuklar var...

Bir gecenin ışıklı karanlığında; daha fazla konuşamıyoruz...

Twitter çalışmıyor...

Bilgiler azar azar ve tek tük geliyor...

Babam meraklı gözlerle bana bakıyor;

-“Ölü sayısı arttı mı?..” diye soruyor gözleri...

***

O sırada hiçbir şeyden haberleri olmadan oynayan; oturduğumuz yerde bulunan gemici dümenini anlamaya çalışan çocuklara bakıyorum...

“Onların önünde konuşmaktan çekindiğim bu kaçıncı olay” diye içimden geçiriyorum...

***

Gece zar zor uyuyorum...

Dün sabah yine erkenden saat 06’da kalkıyorum...

Çocuklar yatağın iki tarafında mışıl mışıl uyuyorlar...

***

Ses etmeden balkona çıkıyorum...

Paulo Coelho “Çoban Santiago’nun düşünde gördüğü rüyasını gerçekleştirmek için” İspanya’dan kalkıp, Cebelitarık Boğaz’ını geçerek, Afrika’nın çöllerinden aradığı Mısır Piramit’lerine ulaşma öyküsünü biçimlerken; öğrendiği ‘evrene ve hayata ait sırları’ anlatıyor...

***

Günahsız insanların katline karşı; çocukları koruma ve yaşatma içgüdüsüyle; Paulo Coelho’nun Simyacı’ya dönüşen Çoban Santiago’sundan umut arıyorum... 

***

Santiago’nun hayatın, sırlarına erdiği öyküsü, bir süre için bir miktar dinginleştiriyor beni...

Çocuklar uyandığında; onların karşısına az da olsa dingin çıkabildiğimi fark ediyorum...

***

Çoban Santiago’nun hayatın sırlarına erdiği öyküsünden; önemli bulduğum pasajları, okuyucuyla paylaşmak arzusu uyanıyor içimde...

***

Bu pasajlar; “civardaki korkunç ölümlere karşın, yaşamaya uğraşan çekirdek bir ailenin, hayata tutunma çabasının küçük hayalleri” halini alıyor...

***

Yaşamın her şeye rağmen bitmeyeceğini anlatmak için...

Bir rüyanın peşinden giden çoban Santiago bize; “Hayatınızın rüyasını gerçekleştirmeye çabalamaktan vazgeçmeyin... Yüreğinizin sesini duyamaz hale gelmeyin... Yaşamaya ve hayata geliş amacınızı öğrenmeye soruna kadar uğraşın...” diyor...

***

Bir oksijen etkisi yaratan öykünün ilk sayfalarından aldığım bazı pasajları yayınlamaya başlıyorum...

Umutsuzluğu, korkuyu ve ölümü egemen kılma arzusuna inat; yaşamak ve yaşama katkıda bulunmak için...

*****

SİMYACI... KOYUNLAR...

Koyunlarını gündoğusu yönünde sürmeye başladı... -“Hiçbir zaman bir karar vermek gereksinimi duymuyorlar...” diye düşündü...

***

‘Belki de bu yüzden benim yanımda kalıyorlar...’ Su ve yiyecekten başka bir şeye gereksinim duymuyordu koyunlar...

***

Onların çobanı olarak Endülüs’ün en iyi otlaklarını bildiği sürece, kendisiyle her zaman dost kalacaklardı...

***

Güneşin doğuşu ile batışı arasında eğleşen uzun saatlerden oluşan günlerin biri ötekinden farkı olmasa da, kısacık yaşamları boyunca tek bir kitap okumasalar, köylerde olup bitenleri anlatan delikanlının insan dilini anlamasalar da... Yiyecek ve suyla yetiniyorlardı ve bu onlar için yeterliydi...

***

Buna karşılık, yünlerini arkadaşlıklarını ve kimi zaman da etlerini cömertçe sunuyorlardı...

***

‘Günün birinde bir canavara dönüşsem ve tek tek hepsini öldürsem, sürünün hepsini boğazladıktan sonra ancak işin farkına varırlardı...’ diye düşündü delikanlı...

***

‘Çünkü bana inanıyorlar ve artık kendi içgüdülerine güvenmiyorlar... Bu böyle, çünkü onları otlağa ben götürüyorum...’ 

*****

SİMYACI... DELİKANLININ RÜYASI...

Delikanlı daha şimdiden birçok şato, birçok kadın tanımıştı... Bir yamçısı bir başkasıyla değiş tokuş edebileceği bir kitabı ve bir sürüsü vardı...

***

Bununla birlikte, en önemlisi her gün yaşamının büyük düşünü gerçekleştiriyordu... Geziyordu...

Endülüs ovalarından bıkarsa; koyunlarını satıp denizci olabilirdi...

***

Denizden usandığı zaman da birçok kent, birçok kadın tanımış, birçok mutluluk fırsatı yaşamış olurdu...

*****

“BÜTÜN YÜREĞİNLE BİR ŞEY İSTEDİĞİN ZAMAN, BÜTÜN EVREN SANA YARDIM EDECEK...”

Üst üste gördüğü aynı düşün ne anlama geldiğini öğrenmek çok önemliydi onun için...

-‘Aynı düşü iki kere gördüm...’ dedi...

Koyunlarımla bir otlaktaydım... Derken bir çocuk göründü ve koyunlarla oynamaya başladı...

İnsanların koyunlarımla oynamasından pek hoşlanmam, tanımadıkları insanlardan korkarlar...

Ama kendileriyle oynamaya gelen çocuktan korkmadılar...

Çocuk bir süre koyunlarla oynamayı sürdürdü... Ve birden elimi tuttu ve beni Mısır Piramitlerine götürdü...

Mısır Piramitleri’nin önünde, çocuk bana ‘Buraya gelirsen gizli bir hazine bulacaksın’ dedi...

Tam bu hazinenin yerini söyleyeceği sırada uyandım... İki kez oldu bu...

***

Yaşlı adam delikanlıya;

-“Senin Kişisel Menkıbeni gerçekleştirme gücün var...” dedi...

-“Hayatın bu döneminde her şey açık seçiktir...

Her şey mümkündür... İnsan hayal kurmaktan hayatında gerçekleşmesini istediği şeylerin olmasını istemekten korkmaz...

Ama zaman geçtikçe gizemli bir güç, Kişisel Menkıbe’nin gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğunu kanıtlamaya başlar...

***

Olumsuz gibi görünen güçlerdir bunlar...

Ama aslında sana; Kişisel Menkıbe’ni nasıl gerçekleştireceğini öğretirler...

***

Zihnini ve iradeni bunlar hazırlarlar...

Çünkü dünyada bir büyük gerçek vardır...

Kim olursan ol; ne yaparsan yap, bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman Evren’in Ruhu’nda bu istek oluşur...

Bu senin yeryüzündeki özel görevindir...

***

İnsan yalnızca yolculuk yapmak isterse...

Ya da bir kumaş tüccarının kızıyla evlenmek isterse...

Ya da hazine aramak isterse...

Dünyanın Ruhu; insanların mutluluğuyla beslenir...

Ya da mutsuzluklarıyla, arzularıyla, kıskançlıklarıyla...

Kendi Kişisel Menkıbe’sini gerçekleştirmek insanların biricik gerçek yükümlülüğüdür...

***

Her şey bir ve tek şeydir...

Ve bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar...