Yaz!..

21 Haziran 2016 Salı


Hayatı ıskalamanın ilk yolu yazları ıskalamaktır...

Hayatı ıskalayacak kişi önce yazları ıskalamakla başlar...

***

Keyifle yaşamayı hayal eden bir tatil heyecanı;

Özlemlerle dolu bir yaz kıpırtısı olmayanlar;

Heyecan niyetine birbirlerini yer, birbirlerini bitirirler...

***

Yazın heyecanını duymayan, yeniden doğacağını hissetmeyen, kıpır tazelenmeyi arzulamayan; halet-i ruhiyeler; “Berlin Duvarı”na benzerler...

“Duvar” yıkılmadan özgürlük safsata gibidir...

***

En çok çocukluk yazlarımdan heyecan duydum ben...

Okul biter, oyun başlardı...

Günlerce, haftalarca, aylarca oyun ve heyecan sürerdi...

Kıpır kıpır olurdu içim, okul bitince...

***

Hayatın en mutlu anları; kıpırtılı heyecanlara sürüklendiğim, mutlulukla geleceğe baktığım, alacağım keyiften çocuksu şımarıklıklara kapıldığım  anlardı...

***

Keyifli anların çokluğu, mutluluk barometreni tetikler...

***

Ortaokuldaki yılların yazları yaz gibi olmaktan çıktılar...

Eski heyecanlardan uzaklaştılar...

İstanbul’un bilmediğim bir yakasının bilmediğim; bir semtine gittik o yaz...

Arkadaşlarım öteki yakada kaldılar...

***

Lisede yazlıkta yeniden silkelendi yazlar...

Hareketlendi...

Londra’da, Paris’te, Berlin’de  nefeslendi...       

Yeni yerler, yeni hayatlar, monotonluktan uzak heyecanlar, tatlı kıpırdanmalar, arzulu aşklar, gizemli mekanlar, yazları yeniden yaz gibi yaptılar...

Hayata heyecan kattılar...

Yaşamı zenginleştirip; varoluşu yaşattılar...

***

Hayat zikzaklıdır...

İniş ve çıkışlıdır...

Kural çalıştı; yeniden başladı yaz ayları katliamları...

Evlilik yılları...

Kariyerin jungle’ı andıran temposu...

Yarın korkusu...

Daha iyi olabilme tutkusu...

***

Yazı; kıpırtılı esintilerin; aşki heyecanların, akşamüstü romanslarının mevsimi olmaktan yeniden çıkardı...

Amansız bir rekabetin “toplama kampı günlerine” dönüştü hayat...

***

Hayatı ıskalamak yazları ıskalamakla başlar...

Yazı ıskalayanlar; hayatı ıskalarlar...

***

Yaz yeniden doğuş anlamına gelir...

Yeniden doğmayanlar yaşamadan ölürler...

Filizlenmeyen, tomurcuk açmayan, serpilemeyenler; yeşillenemezler...

***

Yazın doğmayanlar, dört mevsimi yaşamadan ölürler...

***

Topu kapıp, futbol oynamaya koşan çocuğun Çankaya günleri, kukalı saklambaçın serin Ankara akşamları, Boğaz’ın kıpırtılı sularına babasının fırlattığı küçük bedenin serüveni; koskoca bir ömre doping oldu... 

***

Küçük kıpırtı görünenler; hayat tablosunun sabit fonu halini aldılar..

İnsanoğlu; kendi resmini çizdiğini zannederken, tuval kendi içinde yoğurdu renkleri; oluşturdu hayatın çiziklerini...

 
YAZ ÇOCUĞU...

Yine yaz geldi...

Önü deniz...

Kıpır kıpır, huzursuz...

Dalgacıklar ortasında; Köpüklerin yanında; hayatı;  gözlerinin önünde...

***

Yaz çocuğu o...

Tüm yaz çocukları gibi yazın yaşayan...

Hem yaz çocuğu hem su çocuğu, hem su burcu çocuğu olup; yaz kış sudan uzak kalmayan...

***

Kışın en soğuğunda,  Avrupa’nın dondurucu ayazında; ışıltılı şehirlerin ortasında; Seine nehrini, Thames nehrini, Vlatava ırmağını, Leman gölünü arayan...

Onları bulduğunda rahatlayan...

İçindeki su, dışındaki sulara karışan...

***

Denizin dalgalarıyla senkronize olup;

Huzursuz ve kıpır denizin  tercüman olduğu hisleri yaşayan...

***

Poyraz, lodos meltemle, bir bilinmeyene savrulup...

Dışındaki denizi; içindeki dalgalara taşıyan...

Denizle bütünleştiğimde hayat bulup;

Suyun içinde nefes alan...

***

Dışında oksijensiz kalıp;

Deniz kabardığında...

İçinde coşkularla nefes alan...

***

Deniz patladığında...

Denizle beraber patlayıp...

Beraber dinginleşen;

***

Beraber fırtına olup;

Limanlarda  sakinleşen...

Denizle aynı ritmi tutturup; Aynı boforu yaşayan bir yaz çocuğu o..

***

Hayatı yazın; gözlerinin önünden geçiyor...

Yaptıkları ve yapacakları  yazın muhasebeleşiyor...

Bir yaz çocuğuydu o...

Hayatın muhasebe kayıtlarını yazın tutan...

Kışın yaşadıklarını yazın içine sindiren...

Sindiremediklerinden, yazın kurtulan...

***

Temmuz yaş günlerinde hayat bulan...

Dirsek dirseğe yaşanan  hayatlardan uzakta...

Kalabalıkların ırağında...

Yalnızlık ve denizle hayır neşir...

Kendiyle baş başa...

Geçen saatlerde...

Yanında tek bildik ‘deniz’ kalan...

Derin ve uzun bir yolculuğa çıkan...

Dehlizlerden geçip, içinin en derinindeki Ben’e ulaşan  çocuk...

***

Onunla oturuyor sohbet ediyor...

Onu okşuyor, onu seviyor...

Onun öksüzlüğüne ebeveyn oluyor...

***

Kırılan ve zedelenen yerlerini tamir ediyor...

Gülümsetmeye çalışıyor...

Gülümsemeye başlamışsa yavaş yavaş veda ediyor...

***

O sırada yine denizi görüyor...

Deniz onu seyrediyor...

Denizin gözlerini görüyor...

Gözler ona gülümsüyor...

Denizin rüzgarını hissediyor...

Rüzgar sırtını okşuyor...

Mutlu artık yaz çocuğu... Hayata dönüyor...