Gazetevatan.com » Yazarlar » Bir zamanlar gazeteciler vardı... Ölüm yıldönümünde Ufuk Güldemir’in hayatı...

Bir zamanlar gazeteciler vardı... Ölüm yıldönümünde Ufuk Güldemir’in hayatı...

10 Haziran 2016 Cuma


Yaşam vasatlar için cennet; zeki, farklı, iddialı ve tutkulular için cehennemdir...

***

Zeki, farklı, iddialı ve tutkulu insanları vasatlar sevmez, çünkü onlar kendilerinden değillerdir...

***

Vasat dayanışmaların içine alınmaz o insanlar; yalnız kalmaya mahkum bırakılır...

***

Kendileri gibi, iddialı ve tutkulu insanlarla beraber olmaları da zordur o insanların...

Çünkü bir yerde birbirlerinin ayağına mutlaka basmak zorunda kalırlar...

***

Pelerin tipi yeşil bir paltosu vardı...

Onu giydi mi sisli Ankara’nın hava kirliliğiyle katmerlenmiş derin griliğinde “kim bu farklılık?” sorusunu uyandırırdı ...

***

Farklı olmayı severdi, sürüden olmayı kendine yediremezdi...

Sürüden olanı, sürüden davrananı, sürüdeki gibi konuşanı sevmez küçümserdi...

***

Bir gün yine çok heyecanlanmış dönüp bana, “bize çok iyi hayat yaşıyoruz diye bok atıyorlar” demişti...

-“Ama bilmiyorlar ki, her şeyi kaybetme riskini göze alıp hayata sıfırdan başlama cesareti gösterdik... Risk alan kazanır, çünkü kaybetmeyi göze almıştır... Onlar kaybetmeyi göze alamadılar, onun için kazanamıyorlar...”

*****

RİSK ALIP, SIFIRI VE ZİRVEYİ GÖREN ADAM...

İkimiz de Ankara’da başlamıştık gazeteciliğe...

Gencecik yaşlarda ben Atina’ya, o Washington’a gitmiştik...

***

Ayrı ayrı gazetecilik yaptığımız merkezlerden İstanbul’a döndüğümüzde; bir karar vermemiz gerekiyordu...

***

Ya bildiğimiz yere Ankara’ya dönecek ya da İstanbul’da sıfırdan başlayacaktık...

***

Washington’dan geldiğinde Ufuk’un cebinde 30 doları vardı...

Cebinde hiçbir şeyi yokken, bildiği bir işi yaparak durumunu sağlamlaştırmak yerine, hiç bilmediği bir alana televizyon haberciliğine geçerek yepyeni bir maceraya atılmayı yeğledi...

***

Ben o günlerde bir öğle yemeği parasına televizyon programı yapmaya başlıyordum...

O cebindeki 30 dolarla televizyon haberciliğine sıfırdan başlıyordu...

***

-“Risk alan kazanır, çünkü kaybetmeyi göze almıştır... Onlar kaybetmeyi göze alamadılar” diyordu...

***

Paralel kurgu inişli çıkışlı zikzaklarla giden hayatımız; bir gün çok önemli bir yerde çakıştı...

Dört ay geceli gündüzlü beraber çalıştık...

Birbirimizi kırmamak için, birbirimize aşırı özen gösterdik...

***

Hayatında beraber çalıştığı, birlikte olduğu çok fazla insan olmuştu...

Ölmeden önce son yazdığı mektupta da; “en güvendiği birkaç insanın içinde beni yazmıştı...”

***

Öldükten çok sonra öğrendim bu gerçeği...

İçim burkuldu, tuhaf oldum...

***

Sürüyü sevmezdi...

Sürüden olanları sevmezdi...

Sürüden gibi konuşanlardan hazetmezdi...

Herkesin yaptığının aksini yapmaktan zevk alırdı...

***

Böyle yaparak; zekasını sınıyor, zekasından keyif alıyordu...

***

Herkesin dediğini değil, kendi bildiğini yapmaktan tat alıyor, bu da onu farklılaştırıyordu...

***

Tıpkı gri Ankara’nın hava kirliliğine karışmış katmerli griliğinde, pelerin tipi yeşil paltosuyla farklılaştığı gibi...

*****

“BEN CENNETLİĞİM...”            

Bir gün yine başbaşa dertleşirken, “ben cennetliğim” demişti...

***

Anlamamış “yine ne yumurtlayacaksın?” gibisinden suratına bakmıştım...

***

-“Bilemezsin neler çektiğimi... İnan bu yaşadıklarımın karşılığı cennette yerim hazır...” demişti...

***

Buna gerçekten inanmıştı...

Neler yaşamıştı da mekanının cennet olacağına karar vermişti?..

Sanırım şimdi yattığı yerden onu söylememi istemiyor...

***

Farklı, iddialı ve tutkulu insanlar yalnızdırlar... Vasatlar onları benimsemez...

***

Kendileri gibi olanlarla da mutlaka birbirlerinin ayaklarına basacaklarından çatışmak zorunda kalırlar...

Yalnızlığa mahkum olurlar...

***

Ufuk hayata yalnız başladı, yalnız yürüdü, zirveleri ve yerin dibini yalnız başına gördü...

***

Ama son yıllarında bilgelik gelmişti yüzüne ve ufkuna... Kendisi gibi tutkulu, iddialı ve farklı insanlarla iletişim ve etkileşim kurabilmeyi başarmıştı...

***

Kendi gibi olanlarla her zaman kavga etmek zorunda olmadığını fark etmiş bilgece bir değişimin altına imza atmıştı...

***

Bir, iki kişi hariç zamanında onun ayağına basmış olanları bile sağnak altında bırakmadı, medya patronu olduğu son günlerde onlara şemsiye oldu...

Dostluk elini uzattı...

***

Gözümün önünde “benim mekanım cennet” dediği bir bahar öğleden sonrası var... Ve ölmeden önce; gördüğüm, beyaz sakallı nur yüzlü gülüşü...

*****

“REHA’YA HABER VER... ONA OPERASYON YAPIYORLAR...”

Ufuk’la SHOW Haber’de beraber çalıştık... O Genel Yayın Yönetmenliği yapıyor; ben Ateş Hattı’nı hazırlıyordum...

***

Patronla anlaşamadı, bir gün aniden istifa etti...

Döndürtmek için patron nezdinde çok uğraş verdim... Olmadı...

***

Ratingleri çok yüksek olan programım, tatile giriyordu, birbuçuk aylığına bastım yurt dışına gittim...

Programa ara verdim...

***

Hayatımı etkileyecek olan olaylar ben yurt dışındayken cereyan etti; ve ben şartların metazorik zorlamasıyla; içimden hiç geçmezken, SHOW Haber’i yapmaya başladım...

***

Ufuk STAR’a, sonra Sabah gazetesine genel yayın yönetmeni olarak gitti...

Rakip olduk; bir gün düşman olmadık birbirimize... Sonra Habertürk’ü kurdu; medyaya patron oldu...

***

Etkili ve derin bağlantıları vardı...

Bir gün Habertürk’te yanında çalışan  eski haber müdürüm Orhan Can’ın yanına gitti;

 

-“Reha’ya haber ver... Ona operasyon yapıyorlar...” dedi...

***

Yıllar sonra Orhan Can;

-“Abi sana Ufuk Abi’nin söylediğini telefonda anlatmaya çalıştım ama, sen anlayacak durumda değildin o esnada...” dedi...

***

Aradan yıllar geçse de, eski görevinde çalışan arkadaşını “gizli operasyondan korumak istemişti...”

***

Ne arkadaşını gizli operasyondan, ne kendisini vücudunu saran kanserden koruyamadı... Bir zamanlar Ufuk gibi gazeteciler vardı...