Gazetevatan.com » Yazarlar » Sadettin işe başladıktan hemen sonra...

Sadettin işe başladıktan hemen sonra...

08 Haziran 2016 Çarşamba


Sadettin Teksoy, SHOW Haber’e başladıktan bir süre sonra; Galatasaray önce yarı final için Leeds’e gitti...

Kazanınca Arsenal’le final için Kopenhag’a gidecekti...

***

Leeds maçı öncesi Türkiye’de çıkan olaylarda iki İngiliz genci öldürüldü;

Deplasmandaki maç için; Leeds meydanından çok zor gerçekleşen bir yayın yaptık...

***

İngiltere’de öğrencilik yapmıştım...

İngilizleri ve huliganlarını bilirdim...

Nasıl davranılırsa, “olay çıkmadan yatışırlar” az çok fikir sahibiydim...

İki İngiliz gencin İstanbul’da öldüğü olayların hemen ertesinde Leeds meydanına gidip, yayın yapmaktaki cesaretin nedeni; “olay çıkmadan yatıştırabilirim” duygusuydu...

***

Hiç tereddüt etmeden İngiltere’de kiraladığımız en mükemmel canlı yayın aracını; Leeds meydanına kurdurmuştum...

***

Günlerce Leeds’ten yayın yaptık...

Ne huliganlarla, ne İngilizler’le hiçbir sorun yaşamadan evimize döndük...

Üstelik maçı kazanmıştık...

İngilizlerin; hem ölümlerden hem turu kaybetmelerinden çok gergin ve olay çıkartmaya meyilli olacakları günlerde, her şeyi sakince halletmiştik...

*****

SADETTİN TEKSOY VE SAKIP AĞA’YLA TİVOLİ MEYDANINDA...

Leeds’deki yarı final kazanılınca; Arsenal’le final oynamaya Kopenhag’a gidiyorduk...

***

SHOW Haber Merkezi’nin neredeyse yarısını Kopenhag’a götürüyordum...

Kopenhag’daki SHOW Haber’in ekran yüzlerini şöyle planlamıştım...

***

1) Sakıp Sabancı;  Kopenhag’dan haberlerin sunumunda benimle birlikte olacaktı... Orada SHOW Haber adına çalışmayı kabul etmişti Sakıp Ağa...

2) Sadettin Teksoy;

Renkli uslubu, sıradışı sunumu, farklı ve yaratıcı televizyonculuğu ile, Kopenhag’dan esprili ve egzantrik konuları bulup haberleştirecekti...

***

3) Ömür Varol; Bay Kubidik, Pire Ferhat; Dev Adam Halil İbo ve Beton...

Bu altılı, Kopenhag’dan; çocuklara, kadınlara, gençlere hitaben; esprili haberler, renkli görüntüler, ilginç olaylar ve absürd vakalar bulup, kendi usluplarıyla montajlayıp gönderecekti...

***

4) Gazeteci-yazar Bekir Hazar... TGRT Haber Dairesi Başkanı’yken transfer ettiğim Bekir Hazar’dan ilginç ve egzantrik olaylardan haber yapan bir “gazeteci-yazar Bekir Hazar tiplemesi” çıkartmıştım...

***

5) En iyi kameramanlarımı, en iyi muhabirlerimi, birinci yönetmenimi ekibe almış; Tivoli meydanında; bütün Kopenhag’ın etrafında toplandığı bir canlı yayın merkezi kurmuştuk...

***

Üzerimizde öyle bir ilgi, canlı yayın merkezimizin önünde öyle bir izdiham vardı ki; Canlı yayın yaptığımız yerin güvenliği için Danimarka polisinden ricacı olmuş; kordonla yayını çevirmesini istemiştik... İzdihamdan etkilenmesin diye Danimarka polisi nöbet tutuyordu yayın aracımızın çevresinde...

*****

BAŞIMIZA GELEN MIDNIGHT EXPRESS FİLMİ...

Şimdi o güne kısa bir ara verip; olayın perde arkasına ışık tutacak bazı olayları arka arkaya sıralayalım...

***

1) 28 Şubat sürecinde Refah-Yol iktidarının düşmesinden sonra; Haziran 1997’de yönetimi devralan iktidar, tüm üst düzey devlet kadrolarına olduğu gibi, Milli İstihbarat Teşkilatı’na da tercih ettiği müsteşarı atıyor...

***

2) 30 Kasım 2000 tarihinde; zamanın MİT Müsteşarı ve yardımcısına; “SHOW Haber tehlikeli bir haber bülteni... Türkiye’ye yaptığı haberlerle komünizmi getirecek...” lafı perde arkasındaki bir çete tarafından söylettiriliyor...

Bunu söylettiren çeteye ben “hanımefendi” çetesi diyorum...

Ancak kamuoyunda çok bilinen bir markanın etrafında örgütleniyorlar yıllarca...

***

2) 6 ay sonra; Kopenhag’daki Galatasaray-Arsenal maçında huliganlarla Türk taraftarlar arasında kanlı olaylar çıkıyor...

İnanılmaz bir şekilde; olayların müsebbiplerinden biri olarak “Show Haber; Reha Muhtar ve Sadettin Teksoy” gösteriliyor...

***

Yalanın en komiği, iftiranın en katmerlisi, söylentinin en gaddarcası; SHOW Haber’in üzerine yıkılmaya çalışılarak; gazetelerde, suçsuz insanlar günah keçisi haline getiriliyor...                            

***

3) Bu operasyondan hemen sonra, üst düzey organize edilmiş beş iftira ve karalama operasyonu daha yürürlüğe sokuluyor...

Hepsinden amaç; “tehlike olarak göstertirilen haber bültenini sona erdirtmek” ve Türkiye’yi istedikleri şekilde yönetmek...

***

4) Gerçekleştirilen beş büyük operasyonun sonunda, Haziran 2002’ye geliyoruz...

Haziran 2002’de;

“Bankalarına el konulan medya grubuna; “Ya bankalar ya Show Haber Bülteni denilerek” altın vuruş yapılıyor, suçsuz ve günahsız gazetecilerin haber bülteni yapması engelleniyor...

***

5) Hiçbir suçu ve günahı olmayan Sadettin Teksoy; o günlerde; Kopenhag’da huliganları kışkırtan adam iftirasıyla linç ediliyor...

***

6) Korkunç kampanyaya karşın, Basın Konseyi’ne, elimdeki bütün belgeleri ve görüntüleri hazırlayarak gönderiyorum...

Basın Konseyi; uzun bir aradan sonra “benim suçsuz olduğuma” kanaat getiriyor; bunu karar haline getiriyor...

***

7) Zavallı Sadettin Teksoy, başına ne geldiğini bile anlamıyor...

Şaşırıp kalıyor...

Suçsuz günahsız haliyle, kuru iftira karşısında, ne dosya hazırlıyor, ne savunma yapıyor, ne de bu iftiralara cevap vermeyi aklından geçiriyor...

***

Bu işlerden o kadar uzak, öylesine farklı bir kişiliği var ki Sadettin’in; böyle bir mücadeleye girmesi mümkün olmuyor...

Basın Konseyi; şimdi “bir efsane olarak” tanıtımı yapılan Sadettin Teksoy’a, tarihi boyunca kayıtlarında utanç belgesi olarak kalacak bir ‘uyarı cezası’ veriyor... Linç yapanların, ağzına bir parmak bal çalmak için...

*****

6 YIL SONRA ÇIKAN BELGE...

Kirli operasyonlardan sonra;

Ben Show Haber’den ayrılıyorum...

Sadettin Teksoy mesleğe veda ediyor... 10 yıl boyunca köşesine çekiliyor ve hayatı ailesiyle yaşamaya çalışıyor...

***

6 yıl sonra ilginç bir olay oluyor...

Tarihi belge ve tanık bir anda ortaya çıkıyor... Kopenhag olayları sırasında ATV Haber Merkezi’nde muhabir olarak çalışan; Habertürk’ün anchor’lığını yapan başarılı televizyoncu Murat Ongun bana gönderdiği bir belgeyle “olayların başlama noktalarını bütün detaylarıyla ve tanıklarıyla” açıklıyor...

***

Belge ve mektubu şöyle Murat Ongun’un:

“İngiliz-Türk kavgasının nasıl başladığı saniye saniye ATV arşivlerinde vardır... Arşivinde diyorum, çünkü o olaylara Ali Kırca prensip olarak yayınlamamıştı...

***

Ben o günlerde ATV muhabiriydim...

Kameraman da Serkan Tahmaz’dı...

Kısaca anlatayım...

Yanımda sadece STAR’dan Gökhan Bedük ve kameramanı vardı... O sırada Tayyip Erdoğan barın bulunduğu sokağa gelince onlar onu takip etti... Ben bekledim... Meğer kavga çıkartmak isteyen Türkler aslında orada pusuya yatmış... Gazeteciler gitti zannettiler...

15-16 yaşlarında bir Türk gurbetçi çocuk, sırtında Türk bayrağı ile barın önüne geldi...

***

Bara sırtını döndü... Türk bayrağını göstererek adamlara el hareketi yaptı...

Alkollü olan bir iki İngiliz dışarı çıkıp çocuğa bira attı... Biralar doğal olarak bayrağın üzerine geldi...

Dövmesinler diye ben Türk genci kolundan tutup uzaklaştırdım...

O sırada cep telefonuyla birini aradı ve şunu dedi... -“Haydi hemen gelin... Bayrağa bira attılar...”

***

-“Ne yapıyorsun sen yalancı” dediğimde; ‘Seni de dövdüreceğim’ dedi ve kaçtı...

***

30 saniye sonra sayıları elliyi aşan bir Türk grup bara taarruzda bulundu ve ortalık karıştı...

***

İşte olayların başlangıcı böyledir...

Saniye saniye ATV arşivinde mevcuttur...

Bu konuda ben de çok yaralıyım...

Çünkü olaylar başladıktan 15 dakika sonra oraya gelebilen bir arkadaş, Türkiye dönüşü Savaş Ay’ın sunduğu A Takım Programında aynen şu yalanı söylemişti:

-“ATV kavgayı yayınlamadı, çünkü oradaki ekipleri haberi atladı... Orda yoktular...”

***

İşte böyle Reha Abi... Eski dostların bir dezenformasyona seni kurban etmiş...

Saygılar Murat Ongun...”  

***

2006’daki bu belgenin gönderilmesinin üzerinden de 10 koskoca yıl geçti...

***

Ne hikmet-i ilahidir ki; o kadar başarılı bir televizyoncu olan Murat Ongun’un eli ayağı televizyonlardan çekiliverdi... Ongun bir daha doğru düzgün hiçbir televizyon kanalında ve programında görülmedi...

***

Başarılı anchorman’in son zamanlarda bir ilçe belediyesinin basın işlerinde çalıştığını duydum... Aradım ama kendisine ulaşamadım...

***

Dün; neredeyse 15 sene sonra Sadettin Teksoy aradı...

-“Bir teşekkür etmek için aramıştım...” dedi...  Sesi onca haksızlığa ve gadre karşın; yine de umutlu çıkmak ister gibiydi...

-“Ne olur görüşelim...” dedi...

***

Londra’da; bana Midnight Express’i hatırlatan arkadaşlarıma;  -“Siz ne diyorsunuz” demiştim...

“Sandığınız ya da o filmde gösterildiği gibi bir ülke değil Türkiye...”

İroniyle bakıp, gülümsemişlerdi bana...